11. Sınıf Edebiyat Sayfa 122 - 130 Soruları ve Cevapları ( Yıldırım Yayınları )

Sayfa 122
1.Hikâye ile Roman Arasındaki Farklar
•             Hikâye anlatım olarak romana benzer; ama aslında onun romandan çok farklı yanları vardır:
•             Hikâye türü, romandan daha kısadır.
•             Hikâyede temel öğe olaydır. Romanda ise temel öğe karakter, yani kişidir. Hikâyeler olay üzerine kurulur, romanlar ise kişi üzerine kurulur.
•             Hikâyede tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı olaylar zinciri vardır. Romandaki olaylardan her biri hikâyeye konu olabilir.
•             Hikâyede kahramanların tanıtımında ayrıntıya girilmez, kahramanlar her yönüyle tanıtılmaz. Romanlarda ise kahramanlar ayrıntılı bir biçimde, hemen her yönüyle tanıtılır. Romandan farklı olarak hikâyede kişiler sadece olayla ilgili yönleriyle anlatılır. Bu yüzden hikâyelerdeki kişiler bir karakter olarak karşımıza çıkmaz.
•             Öyküde, olayın geçtiği yer (çevre) sınırlıdır ve ayrıntılı olarak anlatılmaz. Romanlarda olaylar çok olduğu için olayların geçtiği çevre de geniştir. Bu çevreler çok ayrıntılı olarak anlatılır.
•             Hikâyeler kısa olduğu için anlatım yalın, anlaşılır ve özlüdür. Romanlarda ise anlatım daha ağır ve sanatlıdır


 2.Size kalmış. Macera, polisiye, aşk...


3.Bir roman kahramanı  ait olduğu dönemin sosyal, siyasi, kültürel özelliklerini yansıtır. Çünkü  yazar daha çok gördüğü şeyden yola çıkarak eserlerini ortaya koyar.  Bunda da yaşadığı dönem etkili olacaktır.

4.Romanda yapı:

Romanın Öğeleri
Roman dört temel öğeden oluşur. Romanın kurgusunu oluşturan dört temel unsur “yer, zaman, olaylar zinciri ve şahıs kadrosu”dur. Bazı romanlarda bunlara “fikir” unsuru da eklenir.
a- Kişi (Kahramanlar):
Romanların çoğunda geniş bir şahıs kadrosu vardır. Romanda başkarakter ve yardımcı karakterler bulunur. Romanda şahıslar ayrıntılı olarak tanıtılır. Roman kahramanının yaşamı, geniş bir zaman çerçevesi içinde baştan sona anlatılır. Roman kişileri “tip” ve “karakter” olarak karşımıza çıkar.
Tip: Belli bir sınıfı ya da belli bir insan eğilimini temsil eden kişidir. Tip evrenseldir, genel özelliklere sahiptir. Tipler “sevecen tip, alıngan tip, kıskanç tip, sosyal tip” gibi, bireysel olmaktan çok; başkalarında da bulunan ortak özellikler taşıyan ve bu özellikleri en belirgin şekilde temsil eden şahıs veya şahıs grubudur.
Karakter: Romanda olumlu, olumsuz yönleri ile verilen, belirli bir tip özelliği göstermeyen kişilerdir. Karakter, kendine özgüdür. Karakterler genel temsil özelliği göstermez. Karakterler, birden fazla özelliği belirlenmiş tipik olan birkaç özelliği ile insanın iç çatışmaları ve çıkmazlarını verme görevini yüklenmiş roman şahıslarıdır. Karakterler çok yönlü olup, değişkenliğe sahip kişiler oldukları için bunlara “yuvarlak roman kişisi” de denmektedir.
b- Olay:
Romanlar, temel bir olay etrafında gelişen ve iç içe geçmiş çok sayıda olaydan oluşur. Romanda anlatılan olaylar hayattan alınabileceği gibi, tarihten, anılardan, okunan kitaplardan ve masallardan da alınabilir. Önemli olan, konunun gerçeğe uygun olmasıdır. Romanda olaylar her yönüyle ayrıntılı olarak işlenir. Her olay bir nedene bağlanır. Böylece okuyucu, romanın içine çekilir.
c- Çevre (Yer):
Romanlardaki kişilerin yaşadığı, olayların geçtiği yerdir çevre. İnsanlar gibi, roman kişileri de belli bir çevrede yaşar. Bu çevre, okuyucuya betimleme yoluyla anlatılır. Romanda olayların geçtiği ve kişilerin yaşadığı yerler, çevre ve diğer mekânlar çok ayrıntılı şekilde verilir.
d- Zaman:
Romanlarda zaman kavramı belirgindir. Olay veya olaylar belirli bir zaman diliminde yaşanır. Romanlarda fiiller genellikle “-dili geçmiş zaman” kipinde kullanılır. Klasik romanda zaman “geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman” olmak üzere üç dilimde verilir. Çağdaş romanda bu anlayış etkin değildir. İnsanın hatırlama yeteneğinden yararlanılarak zamanlar arası geçiş yapılır. İç içe değişik zaman dilimlerinden söz edilebilir. Birkaç zaman bir arada kullanılabilir. Şuur akışı tekniğiyle geriye dönüşler veya ileriye gidişler olabilir.
e- Fikir:
Çoğu romanın fikirsel bir yönü de vardır. Romandaki olayların, durumların ve davranışların nedenleri araştırılır; kişilerin psikolojik tahlilleri yapılır ve olayların sonuçları üzerinde durulursa romanın ana düşüncesi ve yardımcı düşünceleri belirlenebilir.
Sayfa 126

1. Servet-i Fünun Döneminde Sosyal ve Siyasi ve Kültürel Ortam
Osmanlı Devleti’nin yıkılma sürecine girdiği yıllarda Avrupa’daki yenilikler göze çarpmaktadır. Avrupa’da yaşanan yenilikler zamanla dünyada hızla yayılmaya başlamıştır. Diğer devletleri etkileyen bu değişimler Osmanlı Devleti’ni de etkilemiştir. II. Abdülhamit döneminde yenilikleri kabullenmek istemeyen kesimin çoğunlukta olmasından dolayı istibdat dönemi yaşanmıştır. I. Meşrutiyet, II. Meşrutiyet ve Tanzimat Fermanı ile Osmanlı toplumunda yenileşme hareketleri hız kazanmıştır. II. Abdülhamit döneminde ortaya çıkan çatışma sosyal, siyasi ve sanat hayatını büyük ölçüde etkilemiştir.
 Servet-i Fünun edebiyatı, istibdat döneminin yoğun olarak yaşandığı dönemde gelişmiştir. Çağdaş yaşamdan yana olanlar ve Tanzimat döneminde hürriyetçi fikirleri benimseyenler bu baskı döneminden rahatsız olmuş. Bunun sonucu olarak da Servet-i Fünun edebiyatı meydana gelmiştir.
Servet-i Fünun’un ortaya çıkışını sağlayan nedenler ise, Abdülhamit döneminin sosyal ve siyasi etkileri, Tanzimat devri II. dönem şairlerinin oluşturduğu geniş doğa ve duygu betimlemeleri, Recaizade Mahmut Ekrem’in şiir ve edebiyat hakkındaki yeni fikirleri, 1876-1895 yılları arasında faaliyet gösteren sanatçıların geniş tercüme faaliyetleri, eski ve yeni edebiyat taraftarları arasındaki romantizm-realizm tartışmalarıdır.

 EK BİLGİ: AŞK-I MEMNU ROMANIN AYRINTILI İNCELEMESİ İÇİN 
Eserin Adı: Aşk-ı Memnu
Yazarın Adı ve Soyadı: Halit Ziya UŞAKLIGİL
Eserin ilk ve Diğer Baskısı: l. Baskı: 1900 ll. Baskı:1939 lll. Baskı: 1945lV. Baskı1983
Kullanılan Baskı: lV. Baskı: 1983
Eserin Konusu: Kırk beş yaşlarındaki Adnan Bey ile yirmi iki yaşındaki Bihter’in evlenmesi bu evlenmenin öncelikle Adnan Bey’in kızı Nihal’in ve diğer insanların üzerindeki etkisi ve evliliğinde aradığı mutluluğu bulamayan Bihter ile Adnan Bey’in yeğeni Behlül arasındaki yasak aşktır.
Eserin Ana Fikri: İnsanlar birbirleriyle evlenirken maddi unsurlardan ziyâde manevî değerleri göz önünde bulundurmalıdır.



1.Etkinlik
Aşk-ı Memnu romanının olay örgüsü:
- Adnan Bey’in eşinin bir süre önce ölmesiyle şimdiki hayatlarının anlatılması.
- Adnan Bey’in Göksu’da sandal gezintisi yapması ve Firdevs Hanım’la tanışması
- Adnan Bey’in Bihter ile evlenmesi
- Bihter’in konağa gelişiyle yeni bir düzenin konakta başlaması.
- Nihal’in Behlül ile Bihter’in konuşmalarını duyup aralarındaki ilişkiyi öğrenmesi.
- Beşir’in bütün olup biteni Adnan Bey’e anlatması.
- Bihter’in intihar etmesi.
- Adnan Bey ve Nihal’in yeniden baş başa kalması.
Olay örgüsünü oluşturan parçalar, romanın teması etrafında bir araya getirilmiş ve birbirini tetikleyen parçalar olarak kurgulanmıştır
*** Olay bile olay örgüsü arasındaki fark: olay bir bütündür. Ana yapıyı oluşturur. Olay örgüsü ise bu yapını parçalarını oluşturur. Kısacası olay örgüsü ana olayı ortaya koyan yapıdır.
***Olay örgüsü ile olay zinciri arasındaki fark.  Olay zinciri daha çok öğretici metinlerde olayın bir sıra halinde verilişidir. Olay örgüsü ise  anlatmaya bağlı edebi metinlerde olayın bölümlerini oluşturur.
Sayfa 127
2.a.  kitapta verilen bölümler sonuç bölümü ile bu bölüme yakın kısımlardır.
b. Olay örgüsü metnin temasının somutlaştırılmış halidir. Tema konu ve yapıyı oluşturan unsurlar ( kişi, zaman, mekan) vasıtasıyla somutlaştırılır.
3. Okunan metne bütünlük kazandıran olay:
- Nihal’in Behlül ile Bihter’in konuşmalarını duyup aralarındaki ilişkiyi öğrenmesi
- Bihter’in intihar etmesi.
Metne bütünlük kazandıran olayın, romanın olay örgüsündeki yeri: olayın sonuç bölümlerini oluşturmaktadır.

2.Etkinlik
*  Olay örgüsünde kişilerin işlevi olayın ortaya konmasında rol almış olmalarıdır.
Olay yasak aşktır. Burada  Behlül ile Bihter bu yasak aşkı somutlaştıran unsurlardır.
·         Madam Bovary romanındaki Emma karakteri ile Bihter benzerlik göstermektedir.  Madam Bovary aşkta heyecan aramaktadır. Kocası ise kendini işe vermiştir. Burada Charles Bovary’i karakteri ile Adnan Bey karakteri de benzerlik gösterir.
·          Her iki roman da hem kurgun hem de kişiler bakımından birbiri ile benzer özellikler taşımaktadır.

3.Etkinlik
***Romanda geçen tiplere romanın yazıldığı dönemde rastlamak mümkündür. Osmanlının son dönemlerinde Avrupai tarz yaşam anlayışı hakim olmuş, sosyete denilen bir topluluk oluşmuştur.
***Günümüzde de basın yayın yoluyla bu tür ilişkilerin varlığı sık sık dile getirilmektedir. Her ne kadar yakın çevremizde bu tipleri görmesek de toplumda bu tür ilişkilerin varlığı inkar edilemez.
Daha yakın bir zamanda televizyonda bir habere konu olan olay bunu açıkça gösteriyordu. Eşini amcasının oğlu ile ilişkisi var diye hapishane ziyaretinden dönerken silahla  öldürdü.

4.Etkinlik
A,b,c.: *** roman kahramanları birer tiptir.  Belirli yönleri ön palan çıkmıştır.
Adnan Bey: Hali vakti yerinde, kırk beş yaşlarında bir İstanbul beyefendisidir. Eşinin ölümü üzerine Bihter ile evlenmiş ve konağındaki yaşamına devam etmiştir.
Bihter: Hafif meşrepliği ile tanınan Melih Bey Takımı’nın bir üyesi ve Firdevs Hanım’ın kızıdır. Sadık kalacağı zengin bir koca bulmak ve mutlu bir yaşam kurmak arzusuyla Adnan Bey ile evlenir. Fakat ona sadık kalamayarak Behlül ile bir aşk-ı memnu(yasak aşk) yaşar.
 Nihal: Adnan Bey’in masum ve meleksi bir portre olarak sunulan, genç kızlık dönemine girişinden Behlül ile nişanlanmasına kadar hayatı hep başkalarının kararı ile yönlendirilen bir kızdır.
Behlül: Adnan Bey’in yeğeni olan ve konağa rahatlıkla girip, çıkabilen, Nihal ile nişanlanıp Bihter ile yasak bir aşk yaşayan, Beyoğlu’nun sorumluluk gerektirmeyen günübirlik ilişkilerinden geri kalmayan pragmatik birisidir.
 Beşir: Adnan Bey’in konağında çalışan ve yaşanan yasak ilişkiye ve Nihal’in acıklı durumuna dayanamayıp her şeyi Adnan Bey’e anlatan zenci köledir.
Matmazel  De Courton: Evlenmek için geç kalan, yaşı ilerlemiş yabancı uyruklu bir kadındır. İffet ve namusunu korumak için İstanbul’a gelen namuslu bir kadındır. Nihal’in annesiz kalışı onun annelik özlemini ortaya çıkarır. Onun da gönlünde bir annelik hevesi vardır. Nihal bu boşluğu doldurur. Beyoğlu’nun seçkin ailelerinden bir Rum ailesine mürebbiye olarak gelmiştir. Adnan Bey’in yalısı ise  mürebbiyelik hayatının ikinci dönemidir.
Peyker: Kısa, kılsız kaşlı, kumral, geniş omuzlu, dolgun vücutlu bir kadındır. Yirmi beş yaşındadır. Babasına benzemektedir. Kocasına sadık iffetli bir kadındır. Behlül ona sarkıntılık eder; fakat namuslu Peyker, Behlül’ün asılmalarına aldırış etmez. Firdevs Hanım’ın büyük kızıdır. Evli bir çocuk annesidir.
Bülend: Tombul, al yanaklı, ince kumral saçlı sevimli bir oğlandır. Hiçbir şeyden haberi yoktur. Oyuncağına meraklıdır. Dağınık bir çocuktur. Adnan Bey’in küçük oğludur. Yatılı okula verilmiştir. Annesi ölmüştür. Üvey annesi Bihter ile arası iyidir. Ablasını çok sevmektedir.
Nihat Bey:  Peyker'in eşi. İstanbul'un üst tabaka yaşamına dahil olmak için Peyker'le evlenmiştir. Evliliklerinden Feridun adlı bir oğulları olmuştur, iki yıl sonra da ikinci çocukları dünyaya gelmiştir.
Şakire Hanım: Adnan Bey'in yalısının aşçısı.
Şayeste: Adnan Bey'in yalısında başkalfa.Uşak Süleyman Efendi ile evlenmiştir. Bu evlilikten Cemile adlı bir kızları olmuştur.
Nesrin: Adnan Bey'in yalısında hizmetçi.
Katiya: Firdevs Hanım'ın hizmetçisi.

Ç. Günümüzde sosyal hayatta bu kişilere rastlanabilir.

5. Etkinlik
Destan , masal ve mesnevi yapıyım oluşturan unsurlar bakımından  bu romanla ortak özellikler gösterir.   Destandaki mekan ile romandaki mekan arasında gerçeklik bakımından benzerlik vardır.  Masaldaki mekan ile romandaki mekân farklıdır. Masaldaki mekan var olan bir mekandan ziyade  olağanüstülüklerin olduğu bir mekandır. Yine zaman bakımından da masal diğerlerinden ayrılır.
Anlatım açısından ise  masalda miş’li geçmiş zaman kullanılır. Romanda ise hikaye bileşik zamanı ağırlıklıdır. Mesnevi de ise manzum anlatım esastır. Bu yönüyle diğerlerinden ayrılır.
Sayfa 128


4.Okunanbölümde Nihal Behlül ile Bihter arasındaki ilişkiyi öğrenir. Bihter yasak aşkının öğrenilmesi sebebiyle ölmekten başka çare bulamaz.  Burada kişiler olayın somutlaştırılmasında bir unsur olarak karşımıza çıkar.
5.Yukarıdaki bölümler kendi içinde bir bütünlük oluşturmaktadır. Roman  kendi  içinde bütünlük arz eden birçok bölümün birleşmesinden oluşur.  

6. Etkinlik

Metnin teması: yasak aşktır. Bu tema romanda yaşanan yasak aşkın insan hayatları üzerindeki etkisi üzerinden anlatılmıştır. Romandaki bu tema, romanın yazıldığı Servet-i Fünun Dönemi edebiyatçılarının benimsediği “sanat, sanat içindir” anlayışıyla örtüşmektedir. Çünkü bu anlayış bireyselliği beraberinde getirir. Kendisinden önceki Tanzimat Döneminin aksine toplum sorunlarına eğilmek yerine bireysel duyuş, düşünüş ve zevk baz alındığı için böyle bir tema seçilmiştir. Servet-i Fünun romanlarında sosyal çevre, aile ile sınırlandırılarak toplum yerine aile fertleri arasındaki olaylar anlatılmıştır. Servet-i Fünun’un bütün romanlarında “aşk, kötümserlik ve kaçış” üç ana unsur olarak karşımıza çıkar. Aşk-ı Memnu romanının teması da bu bakımdan romanın yazıldığı dönemin özelliklerine uyar.

6.a.Eser temayı yansıtıyor.
  b. Eserin adı ile teması aynıdır. Zaten başlık temanın bir veya birkaç sözcükle anlatımıdır.
  c. Eserde işlene tema insan özgü bir  gerçekliği dile getirmektedir. Aşk insan unsuru ile ilgili bir kavramdır. Burada yaşanan yasak aşk toplum yaşamının kabul etmediği bir anlayıştır.

7. Tanzimat’la başlayan Batılı yaşam   anlayışı toplumuzdaki ahlaki değerlerde değişimi de beraberinde getirmiştir. Ahlaki yaşamda meydana gelen bu değişim Osmanlı toplumunu derinden etkilemiş, aile yapısında yıkımlara sebep olmuştur. Osmanlı toplumunda sokağa ve eğlence mekanlarına pek çıkmayan kadın tipi gitmiş yerine eğlencelerin baş konuğu olan, çeşitli etkinliklerde karşılaştığı erkeklere kur yapan bir kadın modeli gelmiştir.
Bugünkü toplum Batılı yaşam tarzını devam ettiren bir toplum görüntüsü vermektedir.  
7. Etkinlik
Yasak aşk teması toplumda o dönemde nasıl kötü karşılanıyorsa bu dönemde de öyle karşılanmakta ihanete hoşgörü ile bakılmamaktadır. Günümüzde de birçok roman bu temayı işlemiştir. Romanlar toplumun aynası durumundadır. İnsanı hedef alır ve yansıtır.

8. İlahi bakış açısı anlatıcı kullanılmıştır. Anlatıcı olayı dışarıdan izleyen biridir. Olaya müdahale etmez. 3. Şahıs anlatım kullanılmıştır.

9. Halit Ziya Uşaklıgil, diğer romanlarında olduğu gibi Aşk-ı Memnu'da da ağır bir Osmanlıca kullanır. Ağır bir dil ve üslup kullanımı, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki ana edebiyat akımı olan Servet-i Fünûn dönemi Türk edebiyatının genel özelliklerindendir. Halit Ziya Uşaklıgil, bu dönemin diğer yazarları gibi, günlük hayatta kullanılmayan ya da nadiren kullanılan Arapça ve Farsça kelimelere Aşk-ı Memnu'da sıkça yer verir, bu bakımdan romanın kelime haznesini şiirlerin kelime haznesine yaklaştırır. Çok belirgin olmasa da, Fransızca sözdiziminin kimi özellikleri de romanda kullanılmıştır.

9. romandaki olayla metnin yazıldığı dönem aynıdır. Gerçek yaşamdan alınan bir olay işlenmiştir.  Gerçeklik yönünden bakıldığı zaman olayın gerçeğe uygun olduğu görülür.

8. Etkinlik
Eser servet-i Fünun dönemi anlatmaya bağlı metinlerden roman geleneğine göre yazılmıştır. Eser  hem tema, hem dil ve anlatım hem de gerçeklik bakımından dönemin özelliklerini yansıtmakladır.
Sayfa 129

9. Etkinlik
Tanzimat romanında toplumsal temalara ağırlık verilmişken Servet- Fünun romanında ise bireysel temalara ağırlık verilmiştir. Tanzimat romanında dil servet-i Fünun romanına göre daha sadedir.
Servet-i Fünun romanı teknik bakımdan Tanzimat romanına göre daha gelişmiştir. Batılı roman anlayışını daha iyi yansıtmaktadır.

10. Aşk-ı Memnu romanı servet-i Fünun edebiyatını en iyi yansıtan romanlardandır. Batı tarzı roman anlayışını teşkil etmesi bakımından edebiyatımızda önemli bir yeri vardır.

11. Halit Ziya Uşaklıgil Edebi kişiliği
  • Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk romanları yazan sanatçı olarak kabul edilir.
  • Servet-i Fünun döneminde roman ve hikâye türünün en önemli ismidir.
  •  Eserlerinde realizm akımının etkisi görülür. En ünlü öykülerinden biri olan Kar Yağarken öyküsünde anlattığı 'realizm' bunun bir örneğidir.
  •  Dili süslü, sanatlı ve ağırdır. Ancak yine de dili başarıyla kullanır. Alışılmıştan farklı bir cümle düzeni vardır. 
  • Romanlarında aydın kişileri anlatır. Romanları, cumhuriyet dönemimde sadeleştirilebilmiştir
  •  "Mai ve Siyah" romanındaki Ahmet Cemil karakteri Servet-i Fünun sanatçısını temsil eder. 
  • Ruh tahlillerine önem verir. Kahramanları yaşadıkları çevreye uygun olarak anlatır. 
  • Romanlarında yalnız İstanbul'u anlatan sanatçı, hikâyelerinde Anadolu ve köy hayatına, kasabalardaki yaşayışa yer vererek İstanbul dışına çıkmıştır.
  • Atatürk'ün eşi Latife Uşşaki'nin amcasıdır...
ROMAN
Nemide (1889) 
Bir Ölünün Defteri (1890) 
Ferdi ve Şürekası (1894-1985) 
MAİ VE SİYAH (AYRINTILI TAHLİLİ) (1895-1988) 
Aşk-ı Memnu (1925-1987) 
Kırık Hayatlar(1924-1989) 
Sefile (1886)
ÖYKÜ
Bir İzdivacın Tarih-i Muâşakası (1889) 
Bir Muhtıranın Son Yaprakları (1889) 
Küçük Fıkralar (3 Cilt) (1896) 
Bir Yazın Tarihi (1898-1988) 
Solgun Demet (1901) 
Sepette Bulunmuş (1920) 
Bir Hikâye-i Sevda (1922-1987) 
Hepsinden Acı (1934-1984) 
Onu Beklerken (1935-1940) 
Aşka Dair (1935-1986) 
İhtiyar Dost (1939) 
Kadın Pençesi (1039-1987) 
İzmir Hikâyeleri (1950)
ANILAR
Kırk Yıl (1936-1969) 
Bir Acı Hikaye (1942) 
Saray ve Ötesi (1942-1981)
DENEME
Fransız Edebiyatının Numune ve Tarihi (1885) 
Hikaye ve Temaşa (1889) 
Yunan Edebiyatı (1912) 
Latin Edebiyatı (1912) 
Alman Tarihi Edebiyatı (1912) 
Fransız Tarihi Edebiyatı (1912) 
Sanata Dair (1938-1955)
OYUN
Kabus (1959
                                                                
                              Değerlendirme
1.Aşağıdaki cümlelerin başına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
D
D
Y
D
 Sayfa 130
2.
* Tanzimatta… öğretici metinler  Servet-i Fünun da …roman türü ….etkili olmuştur.
* …..Mai ve siyah……
* ….. Mai ve Siyah……Aşk-ı Memnu……..
* ………Mehmet  Rauf  ……….Eylül…….

3. d. Romanlar çoğunlukla Anadolu’da geçer


4.Dönemin baskıcı anlayışından kaynaklana bir özelliktir. Dönemin siyasi baskıları sanatçıları içe kapanık,  hayalci, karamsar bir kişilik çizmelerine neden olmuştur.

 kaynak: testonline.blogcu 
Read more

11. Sınıf Edebiyat Sayfa 110 - 121 Soruları ve Cevapları ( Yıldırım Yayınları )

Sayfa 110

Hazırlık
1.   Hikâye ve roman arasında ne gibi farkların olduğunu, önceki bilgilerinize dayanarak maddeler hâlinde defterlerinize yazınız.
2.   Bir hikâyeci ve romancı eserini ortaya koyarken nelere dikkat etmelidir? Ne gibi birikimlere sahip olmalıdır? Tartışınız ve elde ettiğiniz sonuçları sözlü olarak belirtiniz.
Bir hikayeci ve romancı, eserini ortaya koyarken şunlara dikkat etmelidir:
İlgi çekecek bir tema seçmelidir.
Eserin kurgusunu iyi yapmalıdır.
Eserin yapı ögeleri arasında güçlü bir uyum kurmalıdır.
Olay örgüsünde verilmek istenen iletiyi tam olarak ortaya çıkarmasına özen göstermelidir.
Etkileyici ve akıcı bir dil kullanmalıdır.




3.   Türk edebiyatında anlatmaya bağlı edebîmetin türlerinin tarihî seyri hakkında bildiklerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.
Türk edebiyatında anlatmaya bağlı metinlerin tarihi seyri:
Masal-destan-mesnevi-halk hikayesi- hikaye-roman

4.   Tanzimat Döneminde başlayan hikâyeciliğin gelişimi konusunda neler bildiğinizi sözlü olarak ifade ediniz.
Tanzimat döneminde ilk hikaye kitabını Ahmet Mithat Efendi yazmıştır. Letaif-i Rivayat adlı bu hikayelerde kurgu ve teknik zayıftır. Samipaşazade Sezai’nin “Küçük Şeyler” adlı hikayesi teknik bakımından daha güçlü olduğu için ilk modern hikaye örneği olarak kabul edilir.

Sayfa 114

1.Etkinlik

d. Seniha’nın, kendisini gelin olmaya hazır hissetmesi
a. Hizmetçinin eve üç görücünün geldiğini duyurması
b. Görücülerin gelmesiyle Seniha’nın telaşlanması
e. Seniha’nın görücüler karşısında yaşadığı ruh hâli
g. Seniha’nın görücülere tepkisi
c. Görücülerin gitmesiyle Seniha’nın rahatlaması
f. Seniha’nın görücüye gelenlerden birine olumlu bakması
ğ. Seniha’nın, annesinin değerlendirmelerine öfkesi
h. 18 yaşına geldiği için Seniha’nın endişelenmesi
j. Yeni görücülerin gelmesiyle Seniha’nın umutlanması
i. Yaşlı birinin Seniha’ya dünürcü olması
ç. Seniha’nın annesinin görücülere olumsuz cevap vermesi
ı. Seniha’nın hayatı kabullenmeye başlaması
k. Seniha’nın annesinin endişeye kapılması
l. Yılların geçmesiyle Seniha’nın hayata küsmesi
m. Son gelen görücülerden umudu olmayan Seniha’nın odayı terk etmesi

2.Görücü adlı hikâyede geçen kişiler:  Seniha, annesi, hizmetçi, aracı komşu kadın, görücüler, gazeteci, zabit,
Şahıslar olayın ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamaktadır. Anne, kız, görücü, hizmetçi, görücüler olayın ortaya çıkması için bir uyum oluşturmuşlardır.

2. Etkinlik

Seniha: Utangaç, çekingen bir kız. Hayattan kendisi için beklentileri var. Hayalinde yakışıklı ve soylu bir koca, mutlu bir evlilik var.

Seniha’nın annesi:Kızını çok seven, koruyan, gözün­den bile sakınan bir kadın. Bu koruyucu tavrı yüzünden, farkında olmadan kızının evde kalmasına neden olmuş­tur. Günümüzde bu tür anneleri sıkça görmekteyiz.

Görücüler: Kızın kusurlu bir yönü var mı diye dikkatle bakan, bakışlarıyla rahatsız eden ve genellikle orta yaş üzerindeki kadınlar. Seniha’nın duygu ve düşüncelerini en çok etkileyen kişilerdir.

Baba: Baba o dönemin sosyal özelliğine bağlı olarak görücü konusunda pek devreye girmez. Görücüler kızı beğenirlerse baba da erkek tarafını ve damat adayını sorup soruşturacak ve kararını verecektir. Bu kurallar günümüzde de birçok ailede uygulanmaktadır.
 Hizmetçi: O günün aile yapısında var olan bir unsur. Hakkında pek bilgi yok.  Seniha’ya görücülerin geldiğini haber veren kişi.
Sayfa 115

3.Görücü adlı hikayede kronolojik zaman kullanılmıştır. Seniha’nın 14 yaşından  26 yaşına kadar olan dönemi ele anlanmıştır. Hikâyede geçen olay ile yaşandığın dönem aynıdır.

4. Görücü adlı hikayede mekan evdir. Olay bir evin konukları ağırladı bölümü olarak geçiyor. İçerde bir sandalye var. Görücüye çıkan kız bu sandalyeye oturuyor. Gelen misafirler de karşısına oturuyor.

5. Görücü adlı hikâyede temel çatışma Seniha’nın görücü usulü evlenip evlenemeyeceği tezi . Burada görücü usulü evliliğin yanlışlığı vurgulanıyor.

6. Hikayenin teması: Evlilikte çocukların da görüşünün alınması gerektiği. Görücü usulü evliliğin yanlışlığı

3. Etkinlik

Yapıyı oluşturan unsurlar: Olay, kişi, zaman, mekan. Bu unsurlar olayın ortay konmasında olmazsa olmaz unsurlardır. Tema bu unsurlar üzerinden somutlaştırılır. Gözle görünür hale getirilir.
Hikaye Seniha adlı 14 yaşındaki bir kızın görücüler önüne çıkmasını ve 26 yaşına kadar bu olayın tekrar etmesini anlatıyor.
Bir olay anlatılırken yapıyı oluşturan unsurlar arasında bir uyum olması gerekir. Bunlardan biri olmazsa olay ortay konamaz. Olayın yaşanması için kişilerin olması, kişilerin olayı yaşaması için bir mekana ve olayın yaşandığı bir zamana ihtiyaç vardır.  Kısacası hem kişiler hem mekan, hem zaman olaya uygun olmalıdır.

7. Hikayede insan özgü bir gerçeklik olan evlilik konusu işlenmiş. Gerçek hayatta var volan bir olgu ortaya konmuş. Görücü usulü evlilik toplumsal bir gerçekliktir. Bu Seniha adlı kurmaca bir kız üzerinden verilmiş.

8. Hikâyenin anlatıcısı 3. Tekil şahıs anlatıcıdır. İlahi bakış açısı anlatıcı kullanılmış. Validesinin endişeleri dile getirilmiş bu gözlemci bakış açısında olmaz.  Seniha’nın dalıp gitmeleri neler düşündüğü ifade edilmiş bütün bunlar hakim bakış açısının özellikleridir.

4. Etkinlik
Hikayede tasvirler daha çok soyut kavramlar üzerinden izlenimci, bir yaklaşımla verilmiş. Düşüncelerin somutlaştırılmasına çalışılmış. Yazar burada sözcükleri benzetmeler yoluyla renklendirmiş. Anlatıma canlılık kazandırmıştır.

5.etkinlik
Hikâye Türleri
Sayfa 118

1.Hikayenin yazıldığı dönemde ülkenin işgal  edilmeye çalışıldığı büyük bir savaşın yaşandığı bir dönem var. Bu hikayede de bu konu işlenmiş.  Dini duyguların işendiği ramazan ayında teravihe gidildiği bilgilerini görüyoruz. Yine Mili duygulardan bahsedilerek milli  değerler  öne çıkarılmış.
Öğrencilerin savaşa gitmelerinin  ertelendiği  bilgisi var. Bütün bunlar dönemin sosyal ve siyasi yapısını yansıtan ifadelerdir.

6.Etkinlik
Olay örgüsü:
·           Hüseyin Arif’in Macaristan’da odasında gazetede Çanakkale savaşı ile ilgili bir yazı okuması
·          İstanbul’un içinde bulunduğu durumu hayal etmesi
·            Mehmed Siyâvuş’un onu ziyarete gelmesi
·          Sümbülü koklayınca sümbül kokusunun  İstanbul’u  hatırlatması
·         Çanakkale’ye gidip savaşma kararı almaları
·         İstanbul’a gitmek için eşyalarını satmaları
·         Pasaportlarını vize ettirmek için şehbenderhaneye gidince öğrencilerin askerliğinin tecil edildiğini öğrenmeleri

7.Etkinlik

Şahıs kadrosu: HüseyinArif, Mehmet Siyavuş,  Katip,  bir gazeteci
Hüseyin Arif: Macaristan’nın Budapeşte şehrinde  Darülfünunu Tabiiyat Şûbesinde okuyan bir öğrencidir. Vatan sever biridir. uzun, siyah kirpikleri vardır. Ninesi ve ablası İstanbul’dadır.
Mehmet Siyavuş:  Hüseyin Arifin arkadaşıdır. O da  öğrencidir. Vatansever biridir. İstanbulludur.
Katip: soğuk biri. Şehbenderhanede ( konsoloslukta) çalışıyor.

Gazeteci:  Hakkında bilgi yok.

2.Hikaye Maacristanın Budapeşte şehrinde küçük, dar fakirane bir odadır. Odada bir masa vardır. Masanın üzerinde bir rovelver durmaktadır.
a.Mekan gerçeklik duygusu uyandırıyor. Küçük, dar bir öğrenci odası günlük hayatta karşılaşılabilecek bir oaddır.
b. Hikayenin yazıldığı dönemle yaşandığı dönem  aynı zaman dilimidir. Osmanlının son dönemleridir. Birinci Dünya savaşının yaşandığı yıllardır.

8. Etkinlik
Mekan: ev,  zaman: Birinci Dünya Savaşın yılları,  olay: Hüseyin Arif’in savaşa katılmak için karar vermesi, Kişiler: Hüseyin Arif, Mehmet Siyavuş, Bir gazeteci, katip. 
***Hikayede yapıyı oluşturan unsurlar arsında bir uyumdan söz edilebilir. Hem kişiler hem mekan hem de zaman olayın yapısı ile uyumludur.
***Yapıyı oluşturan unsurlardan biri değiştirildiği zaman bir uyumdan söz edilemez.

3.a.Hikayedeki temel çatışma:  Vatan için fedakarlık yapma.
   b.Tema: vatan sevgisi.

4.hikayede insana özgü gerçeklik gerçek yaşama uygun ele alınmış. Hikayede geçen olay günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz bir olaydır.

5.Hikayede yazarın bakış açısı ilahi anlatıcı bakış açısıdır. Yazar kahramanın hayaline yer evriyor.
Örnek metinler:
“Her satır bir hançer, her nokta bir kurşun gibi beynine saplanıyordu.”
“Şimdi vatanı, İstanbul bütün camileriyle, saraylarıyle mavi göğü, mavi deniziyle, saz benizli narin kadınlarıyle, ince uzun boy lu sinirli gençleriyle, ağır ve me’yus yürüyüşlü ihtiyarlarıyle gözünün önüne geliyorlar...”
Sayfa 119
6.Hikayede bazı bölümlerde şiirimsi bir anlatım havası vardır. İçten samimi bir dil kullanılmıştır. Teşbihlerle söz sanatlarıyla anlatım zenginleştirilmiştir.
6.a. bu hikâye servet-i fünun hikâye geleneğine göre yazılmıştır.
b.Olay hikâyesidir.
 Olay öyküsü
·         Bu tarz öykülere “klasik vak’a öyküsü” de denir.
·         Bu tür öykülerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine bağlıdır.
·         Olaylar serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır.
·         Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir, düğüm bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde gi-derilir.
·         Bu teknik, Fransız sanatçı Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere “Maupassant tarzı öykü” de denir.
·         Türk edebiyatında bu tarz öykücülüğün en büyük temsilcisi Ömer Seyfettin’dir. Ayrıca Refik  Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Yakup Kadri Karaosmanoğlu Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Necati Cumalı, Talip Apaydın da olay türü öykücülüğünün temsilcileri arasındadır.

7. Hikâyede geçen konu ve olaylara her zaman rastlamak mümkündür. Vatanı için elinde ne varsa satıp cepheye gitme için harekete geçen bir genç konu edinilmiştir. Bu günlük yaşamda karşılaşılabilecek bir durumdur.

10. Etkinlik
* Turancılık akımının etkisinde kalmıştır.
* Sade bir dil kullanmıştır. Sanatlı bir anlatımı var.
* Edebiyata Servet-i Fünun edebiyatı ile başlamış daha sonra milli edebiyat akımının etkisinde kalmıştır.
*** Her edebi eser yazarının sanat anlayışından dünya görüşünden izler taşır. Bu yüzden sanat eserini sanatçıdan ayrı düşünmek doğru olmaz.

12. Etkinlik
*** Her iki hikaye de olay hikayesidir.
*** Her iki hikâyede de yapıyı oluşturan unsurlar aynıdır. Olay, zaman, mekan ve kişiler.
*** Her iki hikayede serim, düğüm, çözüm bölümlerinden oluşmaktadır.
*** Görücü adlı hikâyede tema görücü usulü evlilik, Sümbül Kokusu adlı hikâyede tema vatan sevgisidir.
*** Her iki hikâye de Servet-i Fünun hikâyeciliğini özelliklerini yansıtmaktadır.
Sayfa 120

13. Etkinlik
*** “Mai Yalı” adlı hikâyesinden alınan bölüm sonuç bölümüdür.
***
                                                          UYGULAMA
Servet-i Fünûn'un küçük hikâyesi daha çok Sami Paşazade Sezaî'nin ulaştığı merhaleden harekete geçmiş durumdadır. Servet-i Fünûn yazarlarının kitaplar dolusu küçük hikâyeler yazmaları çok önemlidir Bu yazarların yaşadıkları çağlar Türkiye'de küçük hikâye edebiyatının altın devri sayılır. Küçük hikâyenin yazarlar ve okuyanlar arasında gördüğü rağbet Servet-i Fünûn'dan sonra da yeni birtakım küçük hikâyecilerin yetişmesini sağlamıştır.

                                                            Değerlendirme
1.       Aşağıdaki cümlelerin başına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
D
Y
D
Y
2. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun biçimde doldurunuz.
• Servetifünun Dönemi hikâyelerinde ....sanatlı bir ....... dil kullanılmıştır.
• Servetifünun Dönemi hikâyelerindeki kişiler, devrin ....sosyal ve siyasal.. gerçekliğine uygun olarak ortaya konmuştur.

3.E
Sayfa 121

4.A Cenap Şahabettin

5. ***Servet- i Fünun hikayesinde önceki dönemlere göre dil biraz daha süslü ve sanatlıdır.   
   ***   Toplumsal temalardan bir kaçış gözlemlenmektedir.
  *** Teknik bakımdan daha gelişmiştir. Realizm akınının etkileri görülür.


  *** tasvire önem verilmiştir.


kaynak: testonline.blogcu.com

Read more

11. Sınıf Edebiyat Sayfa 106 - 109 Soruları ve Cevapları ( Yıldırım Yayınları )


Bu yazının tamamı http://www.edebiyatfatihi.net/sitesinden alınmıştır. Kaynak siteyi mutlaka ziyaret edin 
Hazırlık
1.    "Şiir" ve "mensur şiir" terimlerinden ne anladığınızı defterinize yazınız.
Şiir, dilin anlam, ses ve ritim öğelerini belli düzen içinde kullanarak; bir olayı ya da bir duygusal ve düşünsel deneyimi yoğunlaşmış ve sıradanlıktan uzaklaşmış bir biçimde ifade etme sanatıdır
Mensur şiir, duygu ve hayal dünyamızı etkileyebilecek bir konuyu, kısa ve çarpıcı bir şekilde, şiirin cümle yapısını ve ahengini koruyarak, şairane bir hava ile, ölçü ve uyağa bağlı kalmadan anlatan edebî türdür.
2.    Bir şiir yazmak isteseniz nelere dikkat ederdiniz? Açıklayınız
.

Bir şiir yazmak istesem anlatacağım duyguların belirli bir düzen içinde ve ahenkli olmasına dikkat ederim.  Şiirde anlam bütünlüğüne dikkat ederim.
Sayfa 107 
1. Nisan Gecesi  Ne Hayat mıdır? Metinleri  ile Servetifünun Döneminin siyasi, sosyal ve kültürel özellikleri arasındaki ilişkiyi belirleyerek metnin oluşmasına imkân sağlayan zihniyeti tespit edip defterinize yazınız.
Nisan gecesi Servet-i Fünun edebiyatını bireysel duyguları dile getiren şiir anlayışına iyi bir örnektir.  Tabiat unsurları  kullanılarak duygular dile getirilmeye çalışılmıştır.
İkinci şiir Hayat mıdır şiiri ise Tevfik Fikret’in  1908 sonrası şiir anlayışını yansıtır. Burada toplumsal bir tema işlenmiştir.
1908 e kadar olan dönemde toplumsal konulara giremeyen Servet- Fünuncular meşrutiyetin ilanıyla birlikte sosyal temalara da yer vermişlerdir.

2.   Okuduğunuz Nisan Gecesi ve Hayat mıdır? adlı metinlerin bir benzerini önceki derslerinizde de görüp görmediğinizi belirtip Araştırma sonuçlarınızdan yola çıkarak mensur şiirin kaynağını ve önemli temsilcilerini tahtaya yazınız.
Daha önceki derslerde mensur şiir örneklerine rastlamadık. Tanzimat ikinci dönemde mensur şiir denemeleri yapılmışsa da başarılı olunamamıştır. Mensur şiir örneklerini Servet-i Fünun döneminde görüyoruz.

3.   Nisan Gecesive Hayat mıdır? adlı metinlerin temasını bulup defterinize yazınız.
Nisan Gecesi şiirinin teması yalnızlık ve karamsarlık,   Hayat mıdır adlı şiirin teması ise fakirliktir.

4.   "Burada sema daha yakın, kamer daha solgun; iki sahilden inen müncelîzılâl nazlınazlı dalgalanırken kadife zann olunuyor.
Güneşin tulûundan (doğuşundan) evvel çıkmak, guruptan sonra girmek; çalışmak, çabalamak, hurdahaş olmak... Ne için? Bir lokma ekmek için."
a.  Okuduğunuz metinlere ait yukarıdaki cümlelerden hareketle mensur şiirin dil ve anlatım özellikleri hakkında neler söylenebileceğini tartışınız.
Mensur şiirlerde iç ahenk vardır. Tasvir ve çözümlemelere önem verildiği için uzun cümleler tercih edilir. Ünlemlere ve seslenişlere yer verilir. -Mensur şiirde şairane konular, şairane bir üslupla işlenir.

b.Ulaştığınız sonuçlardan yola çıkarak mensur şiire ait dil ve anlatım özelliklerini, okuduğunuz şiir örnekleriyle karşılaştırınız. Belirlediğiniz benzerlik ve farklılıkları tahtaya yazınız.
Her iki türde de ahenk önemlidir. Kelimeler bir ahenk oluşturacak biçimde seçilir ve dizilir.
Her iki türde de şairane, duygusal konular işlenir; temalar benzerdir. Dil ve üslup yönünden benzerlik vardır; dilin doğru ve güzel kullanımı iki türde de önemlidir. Edebi sanatlar her iki türde de kullanılabilir. Şiirde kafiye vardır, mensur şiirde de iç kafiyeler olabilir.
Mensur şiirle şiirin farklı yönleri
Mensur şiirde vezin (ölçü), kafiye, dize (mısra) yoktur. Şiirde dörtlük, beyit, bent gibi nazım birimleri vardır; mensur şiirde böyle birimler yoktur.

5.
6.   Okuduğunuz metinlerden yola çıkarak mensur şiirlerin bir şiir özelliği taşıyıp taşımadığını tartışınız. Elde ettiğiniz sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
Mensur şiir tam olarak bir şiir özelliği taşımamaktadır. Şiiri oluşturan unsurlardan mısra anlayışını mensur şiirde göremiyoruz.

7.   İncelediğiniz mensur şiir metinleri hakkında neler düşündüğünüzüve bu metinlerin size hissettirdiklerini defterinize yazınız.
Mensur şiirler bize şiirden daha çok ahenkli bir düz yazı duygusu vermektedir.
 Sayfa 108
Anlama - Yorumlama
3. Etkinlik
•Mensur şiire ait özelliklerden ve incelediğiniz metinlerden yola çıkarak aşağıdaki metinlerden hangisinin mensur şiir olduğunu sebepleriyle birlikte açıklayıp bunun, düz yazılardan ve şiirlerden farklı olarak ne gibi özellikler taşıdığını tartışınız. Elde ettiğiniz sonuçları tahtaya yazınız.
Yakup Kadri’ye ait metin mensur şiir örneğidir. Çünkü bu metinde şairane bir söyleyiş vardır. İç kafiye kullanılmıştır.
5. Etkinlik
Sayfa 109 
1. Aşağıdaki cümlelerin başına yargılar doğru ise "D", yanlış ise "Y" yazınız.
(  Y ) Mensur şiirlerde iç ahenge önem verildiği için cümleler çoğunlukla dil bilgisi kurallarına bağlı değildir.
 ( D  ) Mensur şiir türü XIX. yüzyılın ilk yarısında Fransa'da doğmuştur.
( D  ) Mensur şiir, dil ve anlatım bakımından şiire, yapı bakımından ise nesre benzer.
2.Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerleri uygun biçimde doldurunuz.
•  Mensur şiir .......Fransız..........  edebiyatından ...........Şinasi'nin......... çevirilerle edebiyatımıza girmiştir.
•  Mensur şiirin ilk örnekleri......Tanzimat... Dönemi sanatçıları tarafından verilmiştir.
•  Duygu, düşünce ve hayalleri, şiirde görülen incelikle ortaya koyan düz yazı türüne....mensur şiir.... denir.e.blogcu.com
3.Aşağıdakilerden hangisi Türk edebiyatında mensur şiir örneği yazan sanatçılar arasında yer almaz?
A) Halit Ziya Uşaklıgil C) Ali Nihat Tarlan E) Tevfik Fikret B) Mehmet Rauf D) Arif Nihat Asya
4. Aşağıdaki yazar ve eser isimlerini doğru biçimde eşleştiriniz
Halit Ziya ………………………..>  Mensur Şiirler
   Cenap Şahabettin…………….> Tâmat
   Mehmet Rauf…………………...> Siyah İnciler
  Tevfik Fikret………………………> Rübâb-ı Şikeste
5. Mensur şiirin şiir ve nesirden farklı yönlerini açıklayınız.


Mensur şiirde vezin (ölçü), kafiye, dize (mısra) yoktur. Şiirde dörtlük, beyit, bent gibi nazım birimleri vardır; mensur şiirde böyle birimler yoktur.
Read more

Indila - Dernière Danse [ Türkçe Çeviri ]


Son Dans 

Oh benim tatlı ıstırabım 
Kavga etmeye gerek yok, tekrar başlıyorsun 
Fakat ben onsuz 
Sıkıntılıyım 
Metronun etrafında tek başıma dolanıyorum 
Büyük acımdan kurtulmak için 
Son bir dans 
Uzaklaşmak istiyorum, her şeye yeniden başlamak istiyorum 
Oh benim tatlı ıstırabım 

Gökyüzünü, günü ve geceyi karıştırıyorum 
Rüzgarla ve yağmurla dans ediyorum 
Birazcık sevgi ve balın bir damlasıyla 
Dans ediyorum 
Ve gürültüde koşuyorum ve korkuyorum 
Bu benim sıram mı? 
İşte acı geliyor 
Bütün Paris'te, kendimi terk ediyorum 
Ve uzağa uçuyorum 
Senin yokluğunda bu yolda 
Yalnızca umut 
Deneyebileceğim kadar deniyorum, sensiz hayatım yalnızca anlamsız parıltılı bir dekor 

Gökyüzünü, günü ve geceyi karıştırıyorum 
Rüzgarla ve yağmurla dans ediyorum 
Birazcık sevgi ve balın bir damlasıyla 
Dans ediyorum 
Ve gürültüde koşuyorum ve korkuyorum 
Bu benim sıram mı? 
İşte acı geliyor 
Bütün Paris'te, kendimi terk ediyorum 
Ve uzağa uçuyorum 

Bu tatlı ıstırabımda 
Kimi kırdıysam bedelini ödedim 
Büyük kalbimin nasıl olduğunu dinle 
Ben dünyanın çocuğuyum 

Gökyüzünü, günü ve geceyi karıştırıyorum 
Rüzgarla ve yağmurla dans ediyorum 
Birazcık sevgi ve balın bir damlasıyla 
Dans ediyorum 
Ve gürültüde koşuyorum ve korkuyorum 
Bu benim sıram mı? 
İşte acı geliyor 
Bütün Paris'te, kendimi terk ediyorum 
Ve uzağa uçuyorum


Oh ma douce souffrance, 
Pourquoi s'acharner tu r'commence 
Je ne suis qu'un être sans importance 
Sans lui je suis un peu "paro" 
Je déambule seule dans le metro 
Une dernière danse 
Pour oublier ma peine immense 
Je veux m'enfuir, que tout recommence 
Oh ma douce souffrance 

Je remue le ciel, le jour, la nuit 
Je danse avec le vent, la pluie 
Un peu d'amour, un brin de miel 
Et je danse, danse, danse, danse, danse, danse 
Et dans le bruit, je cours et j'ai peur 
Est-ce mon tour? 
Vient la douleur... 
Dans tout Paris, je m'abandonne 
Et je m'envole, vole, vole, vole, vole 
Que d'espérance... 
Sur ce chemin en ton absence 
J'ai beau trimer, sans toi ma vie n'est qu'un décor qui brille, vide de sens 

Je remue le ciel, le jour, la nuit 
Je danse avec le vent, la pluie 
Un peu d'amour, un brin de miel 
Et je danse, danse, danse, danse, danse, danse 
Et dans le bruit, je cours et j'ai peur 
Est-ce mon tour? 
Vient la douleur... 
Dans tout Paris, je m'abandonne 
Et je m'envole, vole, vole, vole, vole 

Dans cette douce souffrance. 
Dont j'ai payé toutes les offenses 
Ecoute comme mon cœur est immense 
Je suis une enfant du monde 

Je remue le ciel, le jour, la nuit 
Je danse avec le vent, la pluie 
Un peu d'amour, un brin de miel 
Et je danse, danse, danse, danse, danse, danse 
Et dans le bruit, je cours et j'ai peur 
Est-ce mon tour? 
Vient la douleur... 
Dans tout Paris, je m'abandonne 
Et je m'envole, vole, vole, vole, vole 

Read more