Çanakkale Savaşı Özeti (Performans – Proje Ödevleri)


Çanakkale Savaşı
(Performans – Proje Ödevleri) 
Yüzyılın son centilmen savaşları

Çanakkale Savaşları, “yüzyılın son centilmen savaşları” olarak değerlendirilir Bu değerlendirme, özellikle karşı karşıya gelmeden sadece teknolojik üstünlüğe dayanarak yüzlerce, hatta binlerce kilometre öteden füzelerle, gemilerle ve uçaklarla yapılan günümüzün ahlâksız savaşlarına kıyasla, savaş ahlâkı ve kuralları açısından bakıldığında son derece farklıdır 

Bu savaşta askerlerimiz, iman hassasiyetleriyle bütün dünyaya büyük bir insanlık dersi vermişler ve savaşın merhamet boyutunu, düşmanlığın dostluğa dönüş örneklerini göstermişlerdir Onlara göre düşman cephede iken düşmandır; kurtarılmayı bekleyen bir acziyet içinde iken ve esir alınmışsa artık misafirdir Çünkü insandır Savaş cephe dışında değil, cephede yapılır İşte birkaç örnek:

“Son zamanlarda Türklerle iyi iletişim kuruyoruz Siperlerine, Mısır’daki kamplarımızda tutulmakta olan Türk savaş esirlerinden gelen ve çok iyi bakıldıklarını anlatan mektuplarıyla, sağlıklı ve mutlu olduklarını gösteren fotoğraflarını atmıştık (Gerçi bizim askerler bunu yapmamızı pek istemiyorlardı ama…) Karşıdan şu cevabı aldık: Sadaka ile yaşayan bir adam, domuzun, lânetin tekidir Karnımız tok olduğu gibi, yedek yiyeceğimiz de bol Ellerimizde tüfeklerle hazırız İngilizlerin çok silah ve cephanesi olabilir Ancak, bizim de süngülerimiz ve inancımız var Eğer iddia ettiğiniz gibi büyük bir millet iseniz, neden üstün ilkeler doğrultusunda hareket etmiyorsunuz da, başkalarının aklını çelerek sadakatlerini bozmaya çalışıp alçalıyorsunuz?…” (Gazeteci CEW Bean’ın 10 Kasım 1915′te günlüğüne “Türkler: Yaşamın Güzel Yanları” başlığıyla düştüğü notlardan)

“Türkler çok dürüst savaşçılar Kahramanlık ve cesaretleri tartışılmaz İşkence, zulüm ve domdom kurşunu konusundaki tüm iddialar yalandır Geçen gün, yanlışlıkla atılan bir şarapnel ile Kızılhaç katırlarından birisini öldürdülerAnında özür dilediler Daha önce de yaralılarımızla ilgilendiler Onları, kıyıya bırakıp bize haber verdiler” (Avustralyalı bir albayın Ekim ayı sonunda ülkesine yolladığı mektupta “Siperlerdeki Yaşam ve Türkler” başlığı altındaki ifadelerinden)

“…Hastaneye ateş edilmiyor, zehirli gaz kullanılmıyor Triumph (savaş gemisi) isabet alıp batmaya başlayınca, tekrar ateş edilmiyor Türkler asla ikili oynamıyorlar Bunun aksini iddia edenler Gelibolu’ya gelmiş değillerdir” ( Otago Times Gazetesi, 1 kasım 1915, “Savaşçı Olarak Türk” başlıklı yazıdan) 
“…Şu ana kadar bu cephede Türklerin savaş yöntemlerinin adaletli olduğunu kabul etmek insaf gereğidir Türklerle Avustralyalılar arasındaki savaş mertçe cereyan etmektedir ve sonuna kadar böyle kalacaktır Bu savaştan önce Türkleri hor görürdük Artık böyle bir şey söz konusu değil” (The Age adlı Avustralya gazetesi, 11 Aralık 1915, “Gaz Bombası Saldırısından Korkulmuyor” başlığıyla yayınlanan yorum yazısı)

Fatih Sultan Mehmed’in kurduğu şehir

Yunan egemenliğine, Pers hakimiyetine şahit olmuş, İskender’in eline geçmiş, Bergama, Roma ve Bizans krallıklarını görmüş, Slav ve Hun saldırılarını göğüslemiş bir yöre… 6 ve 7 yüzyıllarda müslüman Arapların akınlarına maruz kalmış… Sonra Türkmenlerle tanışmış… Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklusu, Karesi Beyliği… Ve I Murad Hüdavendigar Dönemi (1360-1389)… Artık Osmanlı toprağıdır Yıldırım Bayezid Han, Çelebi Sultan Mehmed, II Murad derken, Fatih… 

Çanakkale boğazından geçişi kontrol altına almak isteyen Sultan, İstanbul’un fethinden 10 yıl sonra Anadolu yakasında Kocaçay (Sarı Su) ağzındaki bir düzlük üzerine Kal’a-yı Sultaniyye adında bir kale yaptırdı (1463) Kale stratejik öneme sahipti Venediklilerle Osmanlılar arasındaki mücadelelerde sık sık saldırıya uğradı, büyük savaşlara tanık oldu

18 asrın ortalarında ipekçilik, yelken bezi ve çanak-çömlek imalatı ile şöhret buldu Artık Kal’a-i Sultaniyye yerine Çanak-Kal’ası adı kullanılmaya başlanmıştı Zamanla bu isim Çanakkale’ye dönüştü ve bu yerleşim birimi bağ ve bahçelerle çevrili, çınarların gölgelediği bir şehir halini aldı

Fatih, Kal’a-yı Sultaniyye’nin karşısına Rumeli tarafına bir başka kale daha yaptırmıştı Ona da Kilîdü’l-bahr (Kilitbahir, deniz kilidi) adını vermişlerdi IV (Avcı) Mehmed zamanında (1648-1693) Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa Çanakkale Boğazı’na Fatih’in yaptırdığı kalelerin biraz daha güneyine iki kale daha yaptırdı Rumeli kıyısındakine Seddülbahir (Deniz seddi, engeli), Anadolu yakasındakine ise Kumkale adı verildi

Acılı günlere doğru

Fatih Sultan Mehmed’in hatırası olan Çanakkale, tarihinin en acılı günlerini 20 yüzyıl başında Birinci Dünya Savaşı esnasında yaşadı 

O dönemde rekabet, sömürgecilik ve milliyetçilik akımları Avrupa’yı ikiye bölmüştü Almanya-Fransa ve Rusya-Avusturya arasındaki çekişme gerginliğe dönüştü 28 Haziran 1914′te Avusturya-Macaristan Veliahdının bir Sırp tarafından öldürülmesi, bu gerginliği zirveye taşıdı Avusturya’nın 28 Temmuz 1914′te Sırbistan’a seferberlik ilanıyla I Dünya Savaşı başladı: Bir yanda Almanya, Avusturya-Macaristan, yani İttifak Devletleri, öbür yanda İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan İtilaf Devletleri…

Bu arada Osmanlı Devleti dışta ve içte bunalım üstüne bunalım yaşıyor, toprak ve güç kaybediyorduSon olarak Trablusgarp ve Balkan Savaşları ile arka arkaya yenilgiler almış, Doğu Trakya dışında Avrupa’daki bütün topraklarını kaybetmiş, saygınlığını yitirmişti Son facialarla devletin Afrika kıtasıyla ilişiği kesilirken, Avrupa’da çok küçük bir toprağı kalmıştı Afrika’da 1200000, Rumeli’de ise 250000 km²’ lik yer elden çıkmıştı Artık Osmanlı Devleti’nin ölümü bekleniyor, paylaşım plânları yapılıyordu

Mesela, Rusya boğazları ele geçirip sıcak denizlere inmeyi hedefliyor, İngiltere Süveyş Kanalı ve Hint yolunu Osmanlı baskısından kurtarmayı, ayrıca Orta Avrupa’ya sızan Alman-Avusturya ordularını arkadan çevirmeyi tasarlıyor, Fransa; Lübnan, Suriye ve Kilikya’nın kontrolünü düşlüyor; Almanlar doğuya yayılma politikası güdüyor, İtalyanlar ise Antalya’ya sahip olmak istiyordu

Osmanlı Devleti önce İtilaf Devletleri ile birlikte olmaya niyetlendiyse de, Rusya’nın bu duruma soğuk bakması Osmanlı’yı Almanya saflarına yönlendirdi ve 2 Ağustos 1914′te yapılan gizli bir antlaşma ile Alman-Türk ittifakı kesinleşti

Güvenliğini sağlama almak için seferberlik ve silahlı tarafsızlık ilan eden Osmanlı Devleti, 10 Ağustos 1914′te İngiliz donanmasından kaçan Goeben ve Breslau adlı Alman savaş gemilerinin boğazlardan geçmesine izin verdi ve boğazları tüm yabancı gemilere kapattı

Nerede o eski Osmanlı Donanması?

Goeben ve Breslau’ın boğazlardan geçmesi İtilaf devletlerinin tepkisine yol açtı Bunun üzerine Osmanlı Devleti, bu iki gemiyi, daha önce İngilizlere sipariş ettiği ve hatta parasını ödedikleri halde alamadığı iki gemi yerine satın aldığını açıkladı Osmanlı Devleti bu konuda haklıydı Zira bir zamanlar Akdeniz’i adeta “Türk Gölü” haline getiren Osmanlı Donanması ne yazık ki o tarihlerde kayıplara karışmıştı Düşman da durumun farkındaydı Nitekim Kraliyet Armadası Birinci Lordu Earl Selbourne , 1903′te İngiltere’deki bir brifingde Osmanlı Donanması için “Mevcut bile değil!” demekteydi 

Devlet, donanmayı güçlendirmek için teşebbüse geçmiş ve İngiltere’ye 40′a yakın irili-ufaklı gemi siparişinde bulunmuştu Başlangıç için günün değerleriyle 4 milyon Sterlin’e iki Drednot (Drednot tipi gemiler daha hızlı hareket edebiliyorlardı, yüzen bir filo gibiydiler, fakat yeni deneniyorlardı) ısmarlanmıştı Birine o dönemde tahtta bulunan Sultan 4 Mehmed Reşad’dan dolayı Reşadiye, diğerine de Sultan Osman-1 adı verilmişti Gemilerin alınabilmesi için bütçe yeterli olmadığından geniş bir bağış kampanyası düzenlenmiş, kahvelerde, halkın toplu olarak bulunduğu yerlerde, müsamerelerde ve eğlencelerde, hatta öğrencilerin eline kumbaralar verilerek bayramlarda bile para toplanmıştı Yüksek miktarda bağışta bulunanlara “Donanma İane Madalyası” veriliyordu

Fakat işler umulduğu gibi gitmiyordu Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na sürüklendiği günlerde İngiltere gemileri vermekte tereddüt ediyordu Churchill, Sultan Osman’a el koymanın çok büyük bir diplomatik karmaşaya sebep olacağını bilmekle beraber, İngiliz Armadasının önüne çıkabilecek böylesi bir gemiyi teslim etmek istemiyordu 3 Ağustos 1914′te Sultan Osman ve Reşadiye’ye el konduğu resmen açıklandı

İşte Goeben ve Breslau, daha önce İngilizlere sipariş edilip parası ödenen söz konusu iki gemi yerine satın alınmış oluyordu Yavuz ve Midilli adı verilen bu iki savaş gemisi böylece Osmanlı Donanması’na katıldı

27 Eylül 1914′te Amiral Souchon komutasındaki Yavuz, tatbikat amacıyla çıktığı Karadeniz’de Ruslar’a ait Sivastapol ve Novorosisk limanlarını bombalayınca, 1 Kasım 1914′te Ruslar Kafkasya’da sınırı geçerek fiilen savaşı başlatmış ve Osmanlı Devleti de sıcak savaşın içine çekilmiş oldu

Osmanlı Devleti’nin elinde bulunan boğazlar, konumları nedeniyle özellikle Avrupa için çok büyük bir önem taşıyordu Stratejik, ekonomik ve kültürel açıdan paha biçilmez değerdeydi (hâlâ da öyledir)İtilaf Devletleri’nin boğazları açmak istemelerinin baş sebebi, işte bu stratejik mevkie hakim olma arzusuydu Böylece Rusya’ya yardım edebileceklerdi Aynı zamanda Almanya’dan yeterli yardım alamayacağı ve fazla direnemeyeceği düşünülen Osmanlı yalnız bırakılmış ve barışa mahkum edilmiş olacaktı Ayrıca boğazlara hakim olmak, İstanbul’u ele geçirip Osmanlı ve tüm Avrupa üzerinde manevi bir yıkıma yol açmak anlamına geliyordu Tarafsız kalan pek çok ülke bu başarı sayesinde İtilaf Devletleri’ne katılacaktı

Boğazlardan geçilebilirse, kazanılacak olan başarı tüm müslüman sömürgeleri sindirecek, güneyde sömürge devletlerini rahatsız edecek hiçbir olay yaşanmayacaktı

“Denizlere hakim olan dünyaya hakim olabilir”, ama Çanakkale’ye asla…

İngilizler, “denizlere hakim olan dünyaya hakim olur” düşüncesiyle hareket ediyordu Boğazları ele geçirmek için donanmanın yeterli olacağına inanmışlardı Bu sebeple harekâtın donanmayla gerçekleştirilmesine karar verildi Tarihinde hiç yenilgi almamış olan İngiliz donanmasının silah, teknoloji ve başarı açısından kendine güveni tamdı Fransa’nın da desteği ile dünyanın en büyük armadası oluşturulmuştu Hiçbir gücün bu donanmaya karşı gelemeyeceği düşünülüyordu İngilizlere göre yıpranmış, teknolojik açıdan iyice zayıf düşmüş ve parçalanmak üzere olan Osmanlı Devleti, bu armada ile asla baş edemezdi

Batılı kaynaklarda Gelibolu Savaşları adıyla da anılan Boğazlara yönelik harekâtın ilk deniz hücumu 3 Kasım 1914′te iki İngiliz harp gemisinin Ertuğrul ve Seddülbahir , iki Fransız gemisinin de Kumkale ve Orhaniye tabyalarını bombardıman etmesiyle başladı İtilaf Devletleri 5 Kasım 1914′te Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ettiler Osmanlı Devleti de buna 11 Kasım’da çıkan bir irade ile cevap verdi Fakat asıl deniz harekâtı 19 Şubat 1915′te başladı Şubat-Mart 1915′te düşman gemileri tabyaları top ateşine tuttu, mayın tarama gemileri olabildiğince yol açtı

Boğazları zorlayarak geçebileceklerine inanan ve bu iş için tahmini 1 aylık bir süre biçen düşman, Osmanlı’nın kararlı direnci karşısında bu işin o kadar da kolay olmadığını anlamaya başlamıştı Bir ay boyunca yapılan bombardımana rağmen, kayda değer bir gelişme elde edilememişti

18 Mart’a kadar geçen bu dönemde boğazın girişinde bulunan Rumeli yakasındaki Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları ile, Anadolu yakasındaki Kumkale ve Orhaniye tabyaları tahrip edilmişti Böylelikle boğaza giriş kapıları aralanmıştı ama ileride olacaklar hâlâ belirsizdi

Kara bulut gibi gemi dolu Hangisine atarsan at!”

18 Mart 1915 sabahına böyle gelinmişti Kimse neyle karşılaşacağını bilmiyordu Müttefiklerin plânına göre; 18 Mart sabahı 3 deniz tümeninden oluşan düşman filosu boğazda belirdi 

Yenice-Çınarcık Köyü’nden Ahmet Başaran 1981 yılında o günü şöyle anlatıyordu: “Tahir Oğlu Ahmet benim adım 1303 (1887) doğumluyum 94 yaşındayım 6 yıl askerlik yaptım Çanakkale Boğazı kara bulut gibi gemi doluydu o gün Hangisine atarsan at”

1130′da merkez tabyalarına ateş başladı Saat 14′e doğru Suffren büyük bir hızla boğazı terk etmekte ve Bouvet’de onu izlemekteydi Derken Bouvet’de bir-iki patlama oldu ve 3 dakikada suların altına gömüldü Derin bir şaşkınlık yaşanıyordu Queen Elzabeth ve Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateşi kesmiştiler 1230 sularında Goulois isabet almış ve ağır yaralarla boğazı terk etmişti 1530 sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoğun bir çabayla Bozcaada’ya ulaşabilmişti Saat 1514′de İrrisistible’ın yanında korkunç bir patlama duyuldu, 1615′te de tabyalardan uzaklaşmak isterken bir mayına çarptı 1805′te geri çekilirken Ocean da mayına çarpmıştı Tahir oğlu Ahmet’in anlatımıyla: “O gün batanı battı, batmayanı geri çekilip kaçtı… Gittiler…” İngiliz ve Fransız filoları mevcutlarının yüzde 35′ini kaybedip çekilmek zorunda kalmıştı

Teknik detaylara girmeden söyleyecek olursak, savaş, daha sonra 18 Mart 1915′ten itibaren yaklaşık 10 ay denizde olduğu kadar karada da devam etti Bu dönemde Osmanlı askeri dünyanın en güçlü zırhlılarınca sürdürülen cehennemî bombardımanlar altında saldırganlara karşı yılmadan aylarca direnmiş ve sonunda düşmanlarını yarımadayı terk etmek zorunda bırakmıştır

Derin ve kalıcı etkiler

Onca çabaya ve üstünlüğe rağmen İtilaf güçlerinin başarısızlığıyla sonuçlanan Çanakkale muharebeleri, Birinci Dünya Savaşı’nın seyrini değiştirip uzamasına sebep olduğu gibi Çarlık Rusyası’nın çöküşünü de hazırlamış ve İngiltere’de hükümet değişikliğine yol açmıştır 

Bir yıldan fazla süren ve dünya savaş tarihinde farklı bir yeri olan bu muharebelerde her iki taraf büyük kayıplar vermiştir İtilaf Devletleri, Çanakkale’ye 410 bin İngiliz, 79 bin Fransız asker göndermiş, sadece İngiliz kuvvetlerinin toplam kaybı 213980 kişiyi bulmuştur Çanakkale muharebelerine katılan Osmanlı kuvvetleri (yaklaşık 700 bin kişi) genellikle kısım kısım kullanıldığından, zayiatın belirlenmesi güçleşmiş ve çeşitli rakamlar ortaya atılmıştır Bu rakamlar 190 bin ilâ 350 bin arasında değişmektedir Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı’nın resmi kayıtlarına dayanarak tespit ettiği şehit sayısı ise 213882′dir

Milletimiz bu savaşta çok sayıda yetişmiş insanını (kesin olmayan tahmini rakamlara göre, o günün şartlarında ülkenin beyin takımını oluşturan 100000′den fazla öğretmen, mülkiyeli, tıbbiyeli ve Türk ocaklarında yetişmiş okur-yazar yitirilmiştir) kaybetmesine rağmen, Balkan Savaşı’ndan kalma ezikliği üstünden atarak büyük bir askeri başarı kazanmıştır

Çanakkale zaferi bütün İslâm dünyası ve ezilmiş milletler için yeni bir ışık olmuş, Türk edebiyatında halkın hislerini dile getiren pek çok esere de konu teşkil etmiştir

Ahmet Miroğlu 
Read more

2013 (31 Aralık) Yılbaşı Hangi Sanatçı Nerede Sahne Alacak?



Yalın - Suada
Tarkan - Bakü
Serdar Ortaç - Kıbrıs Cratos Premium Otel
Ferhat Göçer - Holiday Inn Istanbul Airport
Murat Dalkılıc - Crowne Plaza Antalya
Soner Sarıkabadayı - Hilton
Murat Boz - Hilton Convention 
Demet Akalın - Beach Resort Hotel
Ozan Doğulu - Polat Tower Fulya
Altay - Kaya İzmir Thermal & Convention
SILA -İzmir Arena 31 Aralık
İbrahim Tatlıses - Kaya Artemis Resort & Casino
Fatih Yürek - Rocks Hotel
Mehmet Ali Erbil - Rocks Hotel

Bedük / İzmir Ooze Venue : Elektronik müziğin sevilen sesi Bedük, İzmir'in gözde mekanı Ooze Venue'de. Ön grup olarak Çirkef'in yer alacağı gecenin biletleri limitsiz içki dahil 70-100 TL arasında . http://www.ooze-venue.com

Bengü / İstanbul Kongre Merkezi : 2011 yılını başarıyla geçiren Bengü, yeni yılı da en az bir önceki kadar güzel geçirmek için herkesi yılbaşı gecesi Kral Pop Medya Sponsorluğu'nda İstanbul Kongre Merkezi'nde vereceği konsere davet ediyor. Limitsiz yerli içkinin dahil olduğu ve konser sonrası DJ Volga Tamöz'ün eğlenceli parçalarıyla renklenecek gecenin biletleri, 99 TL'den Biletix'ten satışa sunuluyor.

Demet Akalın / İstanbul Hilton Convention Hall 1 : 2011 yılının en iyi albümleri arasında yer alan "Aşk" ile müzik listelerinde 1 numara olan Demet Akalın, yeni yılın en eğlenceli partisinde muhteşem orkestrası ve sahne şovlarıyla Kral Pop Medya Sponsorluğunda Hilton Convention Hall 1'de sevenleriyle buluşacak. Demet Akalın konseri öncesi ve sonrasında Türkiye'nin en iyi Prodüktör - DJ'i Suat Ateşdağlı muhteşem performansıyla sahne alacak.

eelence / Dj Mert Can ile 90lar : İstanbul gece hayatının en sevilen gece kulübü eelence, yeni yılı DJ Mert Can'ın geçmişten bugüne uzanan müthiş repertuarı ve sürprizlerle karşılayacak. Kapı girişi 40 TL

Emre Aydın / Kuşadası İsmail Cem Dostluk ve Barış Meyadanı : Rock müziğin hüzünlü prensi Emre Aydın Kuşadası İsmail Cem Dostluk ve Barış Meydanında ücretsiz halk konseri ile sevenleriyle buluşarak 2012'yi karşılıyor.

Seda Sayan & Fatih Ürek & Hasan Yıldırım / İstanbul Wow Otel : Yeni yıla müzik ve kahkaha ile girmek isteyenlerin adresi İstanbul Wow Otel olacak. Çocuklara özel yılbaşı partisi ve yeni yıl konaklama paketleriyle müşterilerini ağırlayacak.

Sibel Tüzün / Antakya Ottaman Palace Otel : Müzikte 20. yılını kutlayan Sibel Tüzün, görsel öğeler ve özel kostümlerle desteklediği sahne şovunu yılbaşında Antakyalı hayranları için sergileyecek.

KONSER
TARKAN
BAKÜ
EXPO CENTER
SAAT : 21.00

KONSER
MUSTAFA CECELİ
ALANYA
GOLD CİTY HOTEL
SAAT : 23.00

KONSER
GÖKHAN TEPE
İZMİT
OOZE VENUE
SAAT : 21.00
 
KONSER
MURAT BOZ
İSTANBUL
MASLAK VENUE
SAAT : 21.30
 
KONSER
YALIN
İSTANBUL
HALİÇ KONGRE MERKEZİ
SAAT : 21.00
 
KONSER
MFÖ
İSTANBUL
ÇUBUKLU HAYAL KAHVESİ

kaynak; kralmagazin

Read more

Fatih Ürek 2013 Yılbaşı Gecesi Nerede Sahne Alıyor?


Fatih Yürek 2013 Yılbaşı Gecesi WOW İstanbul Otellerinde sahne alıyor. http://www.wowhotelsistanbul.com/ 

Sevenlerine Duyrulur
Read more

TV8 Mehmet Ali Erbil Aşka Gel Başvuru Formu, Katılım Şartları


Aşka Gel

Yakında,
Ekranların en keyifli yarışma programı
Aşka Gel yakında tv8 ek

Hafta içi her gün öğleden sonra kuşağında tv8 ekranlarında yayınlanacak Aşka Gel programında 2 kız 4 erkek yarışmac Mehmet Ali Erbil’in moderatörlüğünde yarışıyor. Seçici kızımız kalbindeki prense en uygun adayı aşamalar sonucunda Mehmet Ali Erbil’in de yardımıyla seçmeye çalışıyor. 

Mehmet Ali Erbil ile öğleden sonra eğlenceniz olacak programda, Erbil’in esprili sunumu ile gülmeye doyacaksınız. 


http://www.tv8.com.tr/aska-gel sayfasından yarışmaya başvuru formu doldurabilirsiniz
Read more

Girls Aloud - Something New [ Türkçe Çeviri ]



Go girls, go go go
Gidin kızlar, gidin gidin
We girls gonna take control
Biz kızlar kontrolü ele alacağız
You boys better know know know
Siz oğlanlar bilseniz iyi edersiniz


We girls gonna run this show
Biz kızlar bu gösteriyi yürüteceğiz
Go girls, go go go
Gidin kızlar, gidin gidin
We girls gonna take control
Biz kızlar kontrolü ele alacağız
No no, we girls gonna run this run this
hayır hayır, bunu biz yürüteceğiz

We girls gonna run this run this
Biz kızlar bunu yürüteceğiz
We girls gonna run this run this
Biz kızlar bunu yürüteceğiz
We girls gonna run this run this
Biz kızlar bunu yürüteceğiz
We girls gonna run this run this
Biz kızlar bunu yürüteceğiz

All I want is something new, something I can hold on to
Tüm istediğim yeni birşey, tutabileceğim bir şey
I don’t wanna talk, I just wanna dance
Konuşmak istemiyorum, sadece dans etmek istiyorum
Baby let it drop, catch me if you can
Bebeğim bırak düşsün, yakalayabilirsen yakala beni

(we girls gonna run this run this)
Biz kızlar bunu yürüteceğiz

Down with the rhythm of another beat
Başka bir parçanın ritmiyle
Gotta take that back, what you said to me
Onu geri almalıyız, bana söylediğin gibi
Never giving in when the sun’s so high
Güneş yüksekteyken asla vazgeçme
Gotta feel that heat, when you call’s so fine
Isıyı hissetmelisin, iyi olduğunu söylediğin zaman
Down with a rhythm of another street
Başka bir caddenin ritmiyle
Gotta let this go, cause I feel so free
Bırakmalısın, çünkü çok özgür hissediyorsun
Never giving in cause I need you here
Sana burda ihtiyacım olduğu için asla vazgeçmemelisin

Go girls, go go go
Gidin kızlar, gidin gidin
We girls gonna take control
Biz kızlar kontrolü ele alacağız
You boys better know know know
Siz oğlanlar bilseniz iyi edersiniz
We girls gonna run this show
Biz kızlar bu gösteriyi yürüteceğiz

All I want is something new, something I can hold on to
Tüm istediğim yeni birşey, tutabileceğim bir şey
I don’t wanna talk, I just wanna dance
Konuşmak istemiyorum, sadece dans etmek istiyorum
Baby let it drop, catch me if you can
Bebeğim bırak düşsün, yakalayabilirsen yakala beni

Cause we’re the leaders of the pack
Çünkü bizler sürünün liderleriyiz
Take a walk on the wild side of life, of life
Hayatın vahşi tarafında bir yürüyüşe çık,
Take a walk on the wild side of life, of life
Hayatın vahşi tarafında bir yürüyüşe çık,
Bring it back to the other side
Onu diğer tarafa getir

Can you feel the beat deep underground
Yerin altındaki tempoyu hissedebiliyormusun
Boy tonight it’s getting loud
Oplum bu gece çok gürültülü olacak
We can go, go anywhere
Gidebiliriz, heryere gidebiliriz
We don’t care, let me take it higher
umurumuzda değil, bırak daha yükseğe çıkarayım
We can do, do anything
yapabiliriz, herşeyi yapabiliriz
Play the game
oyunu oyna
And maybe you’ll win
ve belki kazanırsın
Boy tonight you can’t hold me back
bebeğim bu gece beni geri çekemezsin
I do what I want, yeah I like it like that
Yaptığımı yaparım, evet bunu seviyorum

All I want is something new, something I can hold on to
Tüm istediğim yeni birşey, tutabileceğim bir şey
I don’t wanna talk, I just wanna dance
Konuşmak istemiyorum, sadece dans etmek istiyorum
Baby let it drop, catch me if you can
Bebeğim bırak düşsün, yakalayabilirsen yakala beni

Cause we’re the leaders of the pack
Çünkü bizler sürünün liderleriyiz

Boy you better watch your back
Oğlum arkanı kollasan iyi olur
We’re the leaders of the pack
bizler sürünün liderleriyiz
Tell me can you handle that
bununla başa çıkabilirmisin söyle bana
Read more

Ed Sheeran - Give Me Love [ Türkçe Çeviri ]


Give me love like her,
Tıpkı onun gibi aşkını ver bana
'Cause lately I've been waking up alone.
Çünkü son zamanlarda yalnız uyanıyorum
paint spotted tear drops on my shirt,
Lekeli gözyaşlarım t-shirtime damlıyor
told you I'd let them go.
Sana onların gitmesine izin vereceğimi söylemiştim

And i'll fight my corner,
Kendi köşemde dövüşeceğim
maybe tonight I'll call ya,
Belki bu gece seni ararım
after my blood turns into alcohol,
Kanım alkole döndükten sonra
no i just wanna hold ya,
Hayır,sadece seni tutmak istiyorum

Give a little time to me, we'll burn this out,
Bana biraz zaman ver, yakıp kül edeceğiz
We'll play hide and seek, to turn this around,
Saklambaç oynayacağız ve buraya geri döneceğiz
all i want is the taste that your lips allow,
Tek isteğim dudaklarını tatmama izin vermen

my my, my my oh give me love,
benim,benim,benim,bana aşkını ver
my my, my my oh give melove,
benim,benim,benim,bana aşkını ver
my my, my my oh give me love,
benim,benim,benim,bana aşkını ver
my my, my my oh give me love,
benim,benim,benim,bana aşkını ver
my my, my my give me love.
benim,benim,benim,bana aşkını ver

give me love like never before,
Bana aşkını ver daha öncekilere benzemeyen
'cause lately I've been craving more.
Çünkü son zamanlarda daha çok özlüyorum
and it's been a while but i still feel the same,
Uzun zamandır böyle hissediyorum
maybe I should let you go
Belki gitmene izin vermeliyim

you know i'll fight my corner,
Biliyorsun kendi köşemde dövüşeceğim
and that tonight I'll call ya,
Ve bu gece seni arayacağım
after my blood, is drowning in alcohol,
Kanım alkolde boğulduktan sonra
no i just wanna hold ya,
Hayır,sadece seni tutmak istiyorum

Give a little time to me, we'll burn this out,
Bana biraz zaman ver, yakıp kül edeceğiz
We'll play hide and seek, to turn this around,
Saklambaç oynayacağız ve buraya geri döneceğiz
all i want is the taste that your lips allow,
Tek isteğim dudaklarını tatmama izin vermen

my my, my my oh give me love,
benim,benim,benim,bana aşkını ver
Give a little time to me, we'll burn this out,
Bana biraz zaman ver, yakıp kül edeceğiz
We'll play hide and seek, to turn this around,
Saklambaç oynayacağız ve buraya geri döneceğiz
all i want is the taste that your lips allow,
Tek isteğim dudaklarını tatmama izin vermen

my my, my my oh give me love,
benim,benim,benim,bana aşkını ver


 [ kaynak: http://ceviri.alternatifim.com/goster.asp?ac=23278 ]
Read more

Ellie Goulding - Anything Could Happen [ Türkçe Çeviri ]



Her Şey Olabilir

Belimize kadar soyulmuş vaziyette
Nehre düştük.
Gözlerini kapa
Böylece sırrı bilmeyeceksin
Saklamak için uğraşıyorum.
Nefesimizi tuttuk
86 zamanındaki enkazın üzerinde yazan isimlerimizi görmek için
O yıldı..
Korkunun bittğini biliyordum
Evet, anladığımızdan beri
Her şeyin olabileceğini anladığımızdan beri
Her şeyin olabileceğini
Her şeyin olabileceğini
Her şeyin olabileceğini
Olabileceğini..
Savaştan sonra biz birlikte savaşırız dedik
Sanırım biz insanoğlunun böyle yaptığını sandık
Karanlığın büyümesine izin veren bizim
Palete ve renklere ihtiyacımız var güya
Ama şimdi anlayabiliyorum
Şimdi gerçeği biliyorum
Her şeyin olabileceğini
Her şeyin olabileceğini
Her şeyin olabileceğini
Her şeyin olabileceğini
Her şeyin olabileceğini
Bebeğim, sana ihtiyacın olan ne varsa vereceğim
İhtiyacın olan ne varsa vereceğim, ah
İhtiyacın olan ne varsa vereceğim
Ama benim sana ihtiyacım olduğunu düşünmüyorum
Biliyorum, olacak
Biliyorum, olacak
Biliyorum, olacak
Biliyorum, olacak
Biliyorum, olacak
Biliyorum, olacak
Biliyorum, olacak
Biliyorum, olacak
Ah
Ama benim sana ihtiyacım olduğunu düşünmüyorum
Ama benim sana ihtiyacım olduğunu düşünmüyorum

Ama benim sana ihtiyacım olduğunu düşünmüyorum

Anything Could Happen

Stripped to the waist
We fall into the river
Cover your eyes
So you don't know the secret
I've been trying to hide
We held our breath
To see our names are written
On the wreck of '86
That was the year
I knew the panic was over
Yes since we found out
Since we found out
That anything could happen
Anything could happen
Anything could happen
Anything could happen
Anything could happen
Anything could happen
Anything could
After the war we said we'd fight together
I guess we thought that's just what humans do
Letting darkness grow
As if we need its palette and we need its colour
But now I've seen it through
And now I know the truth
That anything could happen
Anything could happen
Anything could happen
Anything could happen
Anything could happen
Anything could happen
Anything could
Baby, I'll give you everything you need
I'll give you everything you need, oh
I'll give you everything you need
But I don't think I need you
I know it's gonna be
I know it's gonna be
I know it's gonna be
I know it's gonna be
I know it's gonna be
I know it's gonna be
I know it's gonna be
I know it's gonna be
Oh, whoa
But I don't think I need you
But I don't think I need you
But I don't think I need you


Read more

Show TV Yaparım Bilirsin Başvuru Formu Doldur, Katılım Şartları


Tüm dünyada My Man Can ismiyle bilinen, Ben Bilmem Eşim Bilir yarışmasındakine benzer fakat bunda sadece erkeklerin mücadele edecekleri yarışma şimdi tecrübeli sunucu Behzat Uygur’un sunumuyla çok yakında Show TV’de.
Caner Erdem yönetimindeki İç Yapımlar ekibi tarafından hazırlanan YAPARIM BİLİRSİN, evli çiftlerin kıyasıya rekabetine ev sahipliği yapacak. Sadece erkek yarışmacıların yarışacağı ve bayanların eşlerinin bir anlamda ‘kaderini’ belirleyeceği yarışmanın her etabında, birbirinden eğlenceli ve bir o kadar da zorlu oyunlar gecenin sonunda galibi belirleyecek ve bir çift tam 50 bin liranın sahibi olacak! Yarışmacılar ayrıca oynanacak extra bölümlerde milyonlarca lira değerinde sürpriz hediyelerin de sahibi olabilecekler Toplam 4 çift büyük ödül için birbirinden iddialı oyunları galibiyet için oynayacak, size de ekran başında bu keyifli rekabeti izlemek kalacak!


Yarışmaya bu formu doldurarak katılabilirsiniz;
http://www.showtvnet.com/eglence/yaparim-bilirsin/basvuru.asp
Read more

Rihanna - Pour It Up [ Türkçe Çeviri ]

Bu şarkının çevirisi nettebuldum.blogspot.com yazarları tarafından türkçeye çevrilmiştir. İzinsiz veya kaynak göstermeksizin sayfalarınızda paylaşımda bulunmayın.Teşekkürler

Throw it, throw it up  Fırlat onu,fırlat onu
Watch it all fall out  Bütün dökülmeleri izle
Pour It Up, Pour It Up  Dök onu,dök onu
That's how we ball out  Bu nasıl top gibi olduğumuzdur
Throw it, throw it up  Fırlat onu,fırlat onu
Watch it all fall out  Bütün dökülmeleri izle
Pour It Up, Pour It Up  Dök onu,dök onu
That's how we ball out  Bu nasıl top gibi olduğumuzdur

Strip clubs and dollar bills  Striptiz klüpleri dolar faturalar
I still got my money  Hala param var
Patron shots, can I get a refill  Patron atar,tekrar bir şansım var mı
I still got my money  Hala param var
Strippers going up and down that pole  Striptizciler burada aşağı yukarı gidiyorlar
And I still got my money  Ve hala param var
Four o clock and we aint going home  Saat 4 ama eve gitmiyoruz
Cause I still got my money  Çünkü hala param var
Money make the world go around  Para dünyayı döndürür
I still got my money  Hala param var
Bandz make your girl go downv  Çeteler kızını alaşağı eder
And I still got my money  Ve hala param var
Lot mo' where dat came from  Bu nerden geliyor
I still got my money  Hala param var
The minute you wise, you know you want some  Bilge olduğun an,biliyorsun biraz daha istiyorsun
I still got my money  Hala param var

Ohhhh

All I see is signs  Tek gördüğüm işaretler
All I see is dollar signs  Tek gördüğüm dolar işaretleri
Ohhhhh
Money on my mind  Para aklımda
Money, money on my mind  Para,para aklımda
Throw it, throw it up  Fırlat,fırlat onu
Watch it fall off from the sky  Gökyüzünden dökülüşünü izle
Throw it, throw it up  Fırlat,fırlat onu
Watch it all fall out  Dökülüşünü izle
Pour It Up, Pour It Up  Dök onu,dök onu
That's how we ball out  Bu nasıl top gibi olduğumuzdur
Throw it, throw it up  Fırlat,fırlat onu
Watch it all fall out  Dökülüşünü izle
Pour It Up, Pour It Up  Dök onu,dök onu
That's how we ball out  Bu nasıl top gibi olduğumuzdur
That's how we ball out  Bu nasıl top gibi olduğumuzdur
That's how we ball out  Bu nasıl top gibi olduğumuzdur
That's how we ball out  Bu nasıl top gibi olduğumuzdur

Valet cost a hundred bills  Vale 100 dolarlık fatura çıkarır
I still got my money  Hala apram var
Gold all up in my grill  Izgaramda altın var
I still got my money  Hala param var
Who cares how you haters feel  Nefret edenlerin ne hissettiğini kim umursar
And I still got my money  Ve hala param var
Call J up and close a deal  J  i ara ve bir iddia kapat
I still got my money  Hala param var
My fragrance on and they love my smell  Parfümüm çıktı ve onlar kokumu seviyorlar
I still got my money  Hala param var
So who cares about what I spend  Yani ne kadar harcadığımı kim umursar
I still got my money  Hala param var
My pocket's deep, and they never end  Poşetim derin,asla bitmez
I still got my money  Hala param var
I'm going dumb with all my friends  Arkadaşlarımla aptallaşıyorum
I still got my money  Hala param var

Ohhh all I see is signs  Tek gördüğüm işaretler
All I see is dollar signs  Tek gördüğüm dolar işaretleri
Ohhhhh money on my mind  Para aklımda
Money, money on my mind  Para,para aklımda
Throw it, throw it up  Fırlat,fırlat onu
Watch it fall off from the sky  Gökyüzünden dökülüşünü izle
Throw it, throw it up  Fırlat,fırlat onu
Watch it all fall out  Dökülüşünü izle
Pour It Up, Pour It Up  Dök onu,dök onu
That's how we ball out  Bu nasıl top gibi olduğumuzdur
Throw it, throw it up  Fırlat,fırlat onu
Watch it all fall out  Dökülüşünü izle
Pour It Up, Pour It Up  Dök onu,dök onu
That's how we ball out  Bu nasıl top gibi olduğumuzdur
That's how we ball out  Bu nasıl top gibi olduğumuzdur
That's how we ball out  Bu nasıl top gibi olduğumuzdur
That's how we ball out  Bu nasıl top gibi olduğumuzdur
Read more

Üye Olmayan Gözlemci Devlet Nedir? Özellikleri ve Hakları Nelerdir?


ABD'nin New York kentindeki Birleşmiş Milletler binasında yapılan tarihi oylamada Filistin, Birleşmiş Milletler'de "üye olmayan gözlmeci devlet" statüsü kazandı.

Tarihi oylamada 138 ülke evet oyu kullanırken, 9 ülke hayır dedi, 41 ülke ise çekimser kaldı.

GÖZLEMCİ KURULUŞTU

Filistin daha önce Birleşmiş Milletler nezdinde "Gözlemci Kuruluş" statüsündeydi. Şimdi ise "Üye Olmayan Gözlemci Devlet" statüsüne yükseltildi.


İsviçre'nin 1946'da BM Genel Sekreteri tarafından "daimi gözlemci" statüsüne kabul edilmesiyle başlayan uygulama çerçevesinde, yıllar içerisinde Avusturya, Finlandiya, İtalya ve Japonya gibi pek çok "gözlemci", BM'nin "üyesi" haline geldi.
Örneğin İsviçre, yaklaşık 50 yıl "gözlemci devlet" olarak anıldıktan sonra 2002'de BM'nin üyesi oldu.

VATİKAN TEK 'GÖZLEMCİ DEVLET'

"Daimi gözlemciler" kategorisinde, "üye olmayan devlet ve kuruluşlar" ile "hükümetler arası kuruluşlar" yer alıyor.

Bu kategoride Vatikan, BM toplantılarına ve Genel Kurul çalışmalarına "gözlemci" olarak katılma hakkına sahip ve BM Genel Merkezi'nde daimi gözlemci misyonu bulunan "üye olmayan gözlemci devlet" olarak anılıyor. Vatikan, BM'de şu anda bu statüye sahip tek devlet.
Read more

Harzemşahlar Kimlerdir? Harzemşahlar Devleti Özellikleri


Harzemşahlar Devleti
XI. yüzyılın sonlarında Harezm'de kurulan ve 1230'da yıkılan Türk imparatorluğu. Harezmşahlar soyunun kurucusu Anuş Tigin, Garca adlı bir Türk kölesidir. Garca, Büyük Selçuklu emîrlerinden Bilgi Tigin tarafından, Gürcistan'dan satın alınarak saray hizmetine verildi. Kısa bir süre sonra, başarılı çalışmaları sebebiyle, Harezm valiliğine getirildi. Ölümünden sonra, oğlu Kutbeddin Muhammed, Muhammed Harezmşah unvanıyla, Sultan Sencer tarafından Harezm'e gönderildi. Otuz yıl süre ile Harezm'i yöneten Kutbeddin Muhammed, iyi bir yönetici, anlayışlı bir siyaset adamı idi. Zamanında Harezm, büyük bir ilerleme gösterdi. Kutbeddin'in ölümünden sonra, büyük oğlu Kızılarslan Atsız, Harezmşah olarak görevlendirildi. Atsız, ilk zamanlarda Selçuklulara bağlı kaldı. Sultan Sencer ile birlikte seferlere çıktı. Kendi gücünü arttırmak için, Cend ve Mangışlak gibi, Seyhun ötesindeki sahalara kadar ilerledi. Bir süre sonra Sencer ile arası açıldı. Sencer, Atsız'ı beğeniyordu.
          Bunan yararlanan Atsız, bağımsızlığını ilan etti. Selçuklu memurlarını hapsederek, mallarına el koyduğu gibi, Horasan yollarını da kapattı. Bu sırada Belh'te bulunan Sencer, büyük bir ordu ile Harezm üzerine yürüdü (1138). Yapılan savaşta, Atsız'ın ordusu yenilgiye uğradı, oğlu Atlığ da esir edilerek öldürüldü. Sencer, Harezm'in yönetimini Süleyman bin Muhammed'e vererek vezir, atabey, hâcib gibi memurlardan meydana gelen bir dîvan kurdu, sonra Merv'e döndü (1139). Bu durum, Harezm halkını gücendirdi. Bundan da faydalanan Atsız'ın çalışmaları sonucu, Süleyman ve adamları, Harezm'den ayrılmak zorunda kaldılar (1140). Bir yıl sonra Harezm hâkimiyetini elde eden Atsız, Sencer'e bağlılığını bildirdi (1141). Sencer, aynı yıl, Karahıtaylarla yaptığı savaşta yenildi. Bunun üzerine Atsız, tekrar bağımsızlığını ilan etti. Horasan üzerine yürüyerek, Sencer'in (Selçuklu) başkenti Merv'i ele geçirdi. 1142'de de Nişapur'u alarak kendi adına hutbe okuttu.
          Ancak, Atsız'ın bu başarısı çok uzun sürmedi. Horasan'da hakimiyetini tekrar kuran Sencer'in üzerine geldiğini duyan Atsız, aldığı yerleri boşaltarak Harezm'e döndü. Tekrar, Sencer'e bağlılığını bildirdi (1144). Merv'den aldığı hazineleri geri verdi. Karahıtaylara her yıl 20 000 dinar altın vermeyi kabul etti. Bir taraftan da Sultan Sencer'i öldürtmek için Merv'e iki fedaî gönderdi. Durumu haber alan Sencer, bu suikast teşebbüsünden kurtulduğu gibi, Harezm'e karşı üçüncü defa sefere çıktı (1147). Hazarasb kalesini, iki aylık bir kuşatmadan sonra aldı. Harezm'in başkenti olan Gürgenç önlerine geldi. Bu sırada araya giren bir dervişin ricasını kıramayarak, Atsız'ın atından inip toprağı öperek, kendisini metbu tanıma isteğini kabul etti. Fakat Atsız, atından inmeden, Sencer'in isteğini başıyla selam vererek yerine getirdi. Bunun üzerine Sencer, Merv'e döndü. Horasan üzerindeki niyetlerini bir tarafa bırakan Atsız, Seyhun kıyılarını aldı (1152). Oğuz-Selçuklu savaşında Sultan Sencer, Oğuzların eline esir düştü. Bu olay üzerine Atsız, bir yandan Sencer'i kurtarmağa, bir yandan da Oğuzlarla Sencer'in arasını bulmağa çalıştı. Sencer'in esaretten kurtulmasından sonra, ona tebrik mektubu göndererek, emrinde olduğunu bildirdi. Aynı yıl temmuz ayının otuzuncu günü öldü (1156). Atsız'ın yerine veliaht olan Ebu Feth İl-Arslan geçti. Harezm'de bulunan amcaları İnal Tigin ve Yusuf'u, kardeşleri Hitay Han ile Süleyman Şah'ı öldürten İl-Arslan, rakipsiz olarak Harezmşah tahtına çıktı. Sultan Sencer'in ölümü, Harezmşah Devletini, Doğu İran'ın en güçlü devleti haline getirdi (1157). Sencer'e bağlı mahallî hanedanlar, Oğuz reisleri, Büyük Selçuklu emîrleri, yönettikleri bölgeleri genişletmek için büyük bir çaba gösteriyorlardı. Irak'taki Selçuklu Sultanı Gıyaseddin Muhammed bin Mahmud'un durumu pek sağlam değildi. İl-Arslan, bu durumdan yararlanarak, bağımsızlığını ilan ettiği gibi, durumu Selçuklu sarayına da duyurdu.
          İl-Arslan, Selçuklu emîrlerinin doğu İran'da yaptıkları muharebelere, zaman zaman, çıkarı için karıştı. Bağdat halifesi ile Irak Selçuklu sultanı arasında aracılık etti. Nişapur'u kendisine merkez yaptıktan sonra Tus, Bistan, Pamyan taraflarını da ele geçirdi. Karahıtaylar, Harezm üzerine yürüdüler (1172). İl-Arslan, öteki Harezmşah hükümdarlarının yaptığı gibi, topraklarını su altında bırakarak savunmak istedi. Aynı yıl, hastalanarak Nişapur'da öldü.  İl-Arslan'ın ölümünden sonra küçük oğlu Celaleddin, Harezmşah tahtına oturdu. Cend'de vali olan büyük kardeşi Tökiş, Celaleddin'in emrini yerine getirmediği gibi, Karahıtaylara sığınarak, askerî yardım talebinde bulundu. Karahıtaylar, Tökiş'in isteğini olumlu karşılayarak, çok kuvvetli bir orduyu onun emrine verdiler. Bunun üzerine Celaleddin Şah ve annesi, Harezm'den ayrılarak, Irak Selçuklularının nâibi Melik Ay-Aba'nın yanına geldiler. Kardeşinin kaçması üzerine Tökiş (1172-1200), kolayca Harezmşah tahtına geçti. Tökiş, ailenin en büyük hükümdarlarından birisi olarak ün kazandı. Saltanatının ilk yıllarında, kardeşi Celaleddin Şah, Melik Ay-Aba ile onun üzerine yürüdü. Tökiş, Subarlı kasabasında Ay-Aba'yı bekledi. Ordusunu pusuya düşürüp yok etti. Ay-Aba'nın başını kestirdi (1174). Celaleddin Şah ve annesi, bu başarısızlık üzerine Dihistan'a kaçtılarsa da, Tökiş, Terken Hatun'u yakalatıp öldürttü. Celaleddin Şah ise Gur sultanı Gıyaseddin'e sığındı. Çok geçmeden Tökiş ile Karahıtayların arası açıldı. Bu durumu öğrenen Celaleddin Şah, Karahıtaylar ile birleşerek Harezm'e yürüdü.
          Harezm, topraklarını sular altında bırakarak, başkentte kendisini savundu. Büyük bir savaşı göze alamayan Karahıtaylar, geri çekildiler. Yalnız, Celaleddin Şah'a bir miktar asker vererek Merv, Serahs şehirlerini içine alacak küçük bir emîrlik kurmasına yardımcı oldular. Zaman zaman, kardeşi Tökiş ile dostça geçinen Celaleddin Şah, kardeşinin İran seferinde bulunuşunu fırsat bilerek Nişapur üzerine yürüdü (1187). Başarı sağlayamadan Merv'e dönmek zorunda kaldı. Bir süre sonra burada vefat etti. Kardeşinin ölümünden sonra Tökiş, bütün Doğu İran ve Horasan'a söz geçirmek ve oraları buyruğu altına almak istedi. Abbasî halifesi Nâsır ile anlaşarak, Selçuklu sultanı II. Tuğrul'u yendi ve öldürttü (1194). Hemedan ile öteki Selçuklu kalelerini ele geçirdi. Selçuklu Sultanlığının yıkılışından sonra Tökiş, kendisine sultan unvanını verdi, kestirdiği sikkelere bu unvanı yazdırdı.
          Harezmşahların, Batı İran'da üstünlük kurmaları kolay olmadı. Tökiş, ölümüne kadar, İran işleriyle uğraşmak zorunda kaldı. İsfahan'ı Kutluğ İnanç'a, Rey'in idaresini onun oğlu Yusuf'a verdi. Büyük emîrlerinden Mayacuk'u atabey yaptı. Kendisi Harezm'e döndü. Bu sırada, Halife ordusunun Irak'a yaptığı saldırı püskürtüldü. Yusuf Hanın, Rey'den ayrılmasıyla, Mayacuk yönetimi ele aldı. Durumu düzeltmek için Tökiş, üçüncü defa Irak seferine çıktı (1196). Bağdat ordusunu yendi. Hemedan'ı kendisine sığınmış olan Atabey Özbek'e, İsfahan'ı da oğlu Erbaş'a verdi. 1198'de Mayacuk ayaklandı. Tökiş, onu yendi ve öldürttü. İsmailîlerin elinde bulunan bazı kaleleri aldıktan sonra Harezm'e döndü, orada öldü (1200). Oğlu Alâeddin Muhammed, onun yerine geçti.
          Büyük kardeşi Melikşah'ın 1197'de ölümünden beri veliaht olan Alâeddin Muhammed, önce Gur sultanları Şahabeddin ve Gıyaseddin ile savaştı. Tökiş'in ölümünden faydalanan bu sultanlar, Merv ve Tus şehirlerini aldıktan sonra Nişapu'u ele geçirdiler. Hindu Han, Melikşah'ı, Alâeddin'e karşı koz olarak kullanmak için, Merv ve Serahs vilâyetlerinin idaresiyle görevlendirdi. Nişapur'a yürüyen Alâeddin, Gurluları, ülkelerine serbestçe dönmek şartı ile bıraktı. Merv ve Serahs'ı geri aldı. Hindu Han, Gur ülkesine dönmek zorunda kaldı. Harezm'e dönen Alâeddin, bir yıl sonra, Herat üzerine yürümeye karar verdi, fakat Sultan Şahabeddin'in, Harezm'e yürümek için ordu hazırladığını duyunca, bundan vazgeçti. Harezm'e çekilen Alâeddin'in ardından Gurlular da Tus'a geldiler. Kardeşi Gıyaseddin'in ölüm haberini alan Şahabeddin, Gur'a döndü. Bunun üzerine Alâeddin, Herat'ı almak istediyse de başarı kazanamadı. Gur'da durumunu düzelten Şahabeddin, hızla Harezm üzerine yürüdü. Alâeddin, daha önceki savunma usulüne başvurarak, Harezm'in o çevresini sular altında bıraktı. Fakat, Gur ordusu, Harezm tarihinde ilk defa olarak, kırk günde bu bölgeyi geçti ve Alâeddin'in ordusunu yendi. Karahanlı sultanı Osman ve Karahıtay orduları, Alâeddin'in yardımına geldi. Gurlular, ağırlıklarını yakarak geri çekildiler. Onları takip eden Alâeddin, Hazarasb'da, Gurlular'ın sağ kolunu dağıttı, bir çok esir ve ganimetle döndü. Karahıtay ordusu ile Anahod önünde, Şahabeddin'in ordusunu çevirerek, iki gün süren bir savaştan sonra mağlup etti.
          Zorlukla Anahod kalesine sığınan Şahabeddin, Semerkand sultanı Osman'ın aracılığıyla, büyük bir fidye karşılığında Gazne'ye dönebildi. Karahıtayların başarısı, Harezmşah'ı korkuttu. Bu yüzden, bir süre sonra, Gurlu Sultanı Şahabeddin ile dostluk kurmak için Gazne'ye elçi gönderdi. Hindistan'da büyük başarılar kazanan bu Müslüman hükümdar, dinsiz Karahıtaylar'dan öc almak istediği için, Alâeddin'in dostluk teklifini iyi karşıladı. 1205'te, ordusunun eksiklerini tamamlamak için Hindistan'a bir sefer düzenledi. Dönüşünde de Alâeddin'e haber göndererek, Karahıtaylar üzerine yürüyeceğini bildirdi. Fakat, bir Hintli veya Batınî tarafından hançerlenerek öldürüldü (1206). Onun ölümünden sonra Gurlular yıkıldı. Harezmşah Alâeddin, bu durum karşısında, Nişapur'a emîrler göndererek, Horasan ordusunu Herat'ı almak için görevlendirdi. Kısa zamanda Herat alındı, valiliğine Hüseyin getirildi. Ordusunun başında Belh'e yürüyen Alâeddin, kuvvetli bir kuşatmadan sonra burayı teslim aldı (1207).
          Alâeddin'in bu tarihten sonra karşısında bulunan siyasî ve askerî güç, Karahıtaylardı. Harezmşahların her yıl vergi vermek zorunda oldukları bu devleti ortadan kaldırmak, Alâeddin'in en büyük hedefi idi. Bunu gerçekleştirmek isteyen Alâeddin, büyük bir orduyla Mâverâünnehir seferine çıktı. Karahıtayları yenerek, Buhara'yı aldı (1208). Bu tarihten sonra Karahıtaylar bir daha toparlanamadılar. Küçlük kumandasındaki Naymanların, Cengiz'in önünden kaçarak Karahıtay topraklarına girişi, bu devletin yıkılışını kolaylaştırdı. Ayrıca, Semerkand, Alâeddin tarafından zapt edildi (1212). Mâverâünnehir, kesin olarak, Harezmşahların hakimiyeti altına girdi. Gazne'yi alan Alâeddin, bu bölgenin yönetimini, büyük oğlu Celâleddin'e verdi (1215). İran'a sefer yaptı (1217). Fars ve Âzerbaycan atabeylerini itaat altına aldıysa da, Hemedan'dan Esedâbâd yolu ile Bağdat'a gönderdiği ordu, ağır kış yüzünden, ağır bir kayba uğrayarak dağıldı (1218). Bu sırada Cengiz'in zaferlerini duyan Alâeddin, bilgi edinmek için Moğol hakanına bir elçi gönderdi. Cengiz'in gönderdiği elçilik heyetini kabul etti. Cengiz, elçisi aracılığıyla Alâeddin'e, dostlukla ticaret ilişkilerinin sıkılaştırılması dileğini bildirdi. Fakat, bir süre sonra Cengiz'in bir kervanı, Otrar'da, Alâeddin'in Muhammed'in valisi İnalcuk tarafından yağmalanarak, kervanda bulunanlar öldürüldü. Kervandan kaçıp kurtulabilen bir kişi, durumu Cengiz'e bildirdi. Bunun üzerine Cengiz, Harezmşah'a bir heyet göndererek, Gayır Han diye bilinen İnalcuk'un teslimini ve malların tazminini istedi. Alâeddin Muhammed, bu isteği şiddetle reddederek, Cengiz ile savaşa karar verdi. Alâeddin'in bu kararı, Harezmşah İmparatorluğunun birden ortadan kaldırılması, Doğu İslâm dünyasında yüz binlerce Müslüman’ın ölümü, birçok şehir ve eserin yakılıp yıkılmasıyla sonuçlandı.
          Cengiz, Harezmşahlara karşı 200 000 kişilik bir ordu hazırladı. Alâddin Muhammed, kurduğu harp meclisinde, Moğol ordusunun Seyhun nehri kıyısında karşılanması görüşünü kabul etmeyerek, Mâverâünnehir'de savaş yapılmasını kararlaştırdı. Kuvvetlerini, büyük şehir ve kalelere dağıttı. Bu kuvvetlerin başına ayrı ayrı kumandanlar getirdi, kendisi de Horasan'a geçti. Cengiz, ordusunu küçük birliklere ayırıp, Mâverâünnehir'in sağlam kalelerini birer birer ele geçirdi, savunan ve kendini koruyan şehirleri yakıp yıktı. Kısa bir süre içinde Buhara ve Semerkand, Otrar, Sıgnak, Barçlığ, Kend, Cend, Benâkend ve Hocend gibi şehirler, Cengiz'in eline geçti. Mâverâünehir'in en güçlü savunma merkezi olan Semerkand, Türk kumandanının büyük kahramanlık göstermesine rağmen teslim oldu. Cengiz, ordusuna, küçük vilâyetlerin alınmasını emretti. Belh'te bulunan Alâeddin, Irak'a, oğlu Rükneddin'in yanına gitmek bahanesiyle Tus'a kaçtı. Moğollar, her yanda hızla ilerliyorlardı. Nişapur ve Bistâm yoluyla Rey'e gelen Alâeddin, oğlunu da yanına alarak, Devletâbâd yakınlarında Moğolları durdurmak istedi. Yenilerek Abiskun'da bir adaya sığındı. Biraz sonra, burada hastalanarak öldü (1220). Yerine oğlu Celaleddin geçti.
          Harezm'e dönen Celaleddin, veliahdlığını tanımak istemeyen bazı Türk kumandanlarının, kendisini öldürteceklerini, Moğolların da yaklaştığını öğrenince Horasan'a kaçtı. Bir süre sonra iki kardeşi Uzlug Şah ve Ak Şah Horasan'a geldiler. Harezm'de toplanmış olan 90 000 kişi, Humar Tigin adlı bir emîrin idaresi altında, Harezmşahların merkezi Gürgenç'i (Harezm-Ürgenç) dört ay savunduktan sonra Moğollara teslim olmak zorunda kaldılar (1221). Celaleddin Harezmşah, imparatorluğun ortasından koparabildiği ve kurtarabildiği insanlarla, Harezmşah devletini, vefatına kadar sürdürdü. Moğolların doğuda ve batıda yayılmasını bir süre geciktirdi.
 
Devlet İdaresi
          Harezmşah devletinin ilk çekirdeğini Büyük Selçuklu Devletine bağlı Harezm'i yöneten bir Türk ailesi kurdu. Hükümdar ve sülalesi ile devlet hazinesinden yararlananların dışında bütün halk vergi öderdi. Sınırları korumak, asayişi sağlamak, devletin göreviydi. Bu görev, ücretli askerler, belirli bir toprağın vergisini almakla yetkili sipahiler tarafından yapılırdı. İdare, maliye, adliye işleriyle uğraşan kurumlarda çalışan görevliler, bir çeşit bürokratik aristokrasi meydana getirirlerdi. Büyük küçük, hemen hemen bütün memuriyetler babadan oğula geçerdi. İdarî müesseseler, Büyük Selçuklu Devletinin aynıydı. Alâeddin zamanında, mahallî bağımsız beyliklere ve hanedanlıklara son verilerek, merkezî yönetim sistemi uygulandı. Bağımsız eyaletten, önce tâbi bir devlet, sonra bir imparatorluk durumuna gelince, saray teşkilatı, teşrifat kuralları, lâkaplar, unvanlar, daha gösterişli bir nitelik kazandı. Alâeddin, İskender-i Sânî ve Sancar lakaplarını kullandı, tuğrasına zıllullah-i fi'l-arz (Allah'ın yeryüzündeki gölgesi) yazdırdı. Şehzadelere genellikle Alâeddin lakabı verilirdi. Hükümdarların lakapları ise, önceleri Harezmşah, melik iken, sonraları şahenşah, sultan, sultanıâzam olarak değiştirildi. Hükümdarların hepsinin tuğra ve tevkîleri ayrı ayrıydı. Hükümdarlık sembolü, bayrak ve çetreydi. Sultan elbiseleri siyahtı. Sarayda sultanın özel bir mızıka takımı vardı. Selçuklu saraylarındaki hâcib, çomakdâr, çavuş gibi sınıflar, Harezm sarayına da girmişti.
          Hükümdarın, dîvan görüşmelerini kafes arkasından izlemesi, Ramazandaki huzur dersleri gibi Osmanlı saray gelenekleri, Harezm'de de vardı. Saltanat hususunda Harezmşahlarda yerleşmiş bir kural yoktu. Bu yüzden şehzadeler arasında sık sık taht kavgaları olurdu. Veliahdlar genellikle Horasan'a tayin olunur, güvenilir bir Türk kumandanı, atabey unvanıyla yanlarına verilirdi. Merkezî idarenin başında bulunan vezir, hükümdarın vekili olarak devlet işlerini yürütürdü. Bütün tımarlardan, hattâ sultanın hassından, öşür alan vezirlerin maiyetinde çeşitli dîvanlar (dîvan-ı tuğra, dîvan-ı inşâ, dîvan-ı arz, dîvan-ı istîfâ, dîvan-ı işrâf vb.) vardı. Bu dîvanlar, çeşitli idare şubeler niteliğindeydi.
          Maliye işleri, dîvan-ı istîfâ tarafından yürütülürdü. Vergi düzeni Selçukluların aynıydı. ayrıca, zapt olunan yerlerde mahallî gelenekler korunur, antlaşma ile genel gelirin üçte biri tutarında vergi alınır, olağanüstü durumlarda salma ve müsadere yoluna gidilirdi. Ordu ve askerî işlere, dîvan-ı has bakardı. Orduda görevli herkesin belirli değerde bir ikta'ı vardı. İkta sahiplerinin kurduğu büyük süvari gücü, imparatorluğun her tarafına yayılmıştı. Bunun yanı sıra, doğrudan doğruya sultana bağlı hâssa ordusu başkente yakın bir yerde, emre hazır beklerdi. Orduda ayrıca, ücretli asker ve köleler de savaşçı olarak görev alırdı. Adlî teşkilâtta, şer'î kazâ ile örfî kaza birbirinden ayrılmıştı. Saraylıların işlediği suçlar, kendi âmirlerince cezalandırılırdı. Memlekette en çok Hanefî ve kısmen Şâfiî fıkhı uygulanırdı. Toplum hayatında reâya sınıfından başka, büyük şehir ve kasabalarda ticaret yapan varlıklı bir tüccar sınıfı yaşıyordu.
          Toprak sahibi köylüler arasında, topraksız gündelikçiler, yarıcılar bulunurdu. Bunların dışında, büyük toprak ve sermaye sahibi dihkân sınıfı ve göçebe kabîleler vardı.
 
Bilim ve Sanat
          Harezmşahlar devrinde başkent Cürcân, bir bilim ve sanat merkeziydi. Şehirde on büyük vakıf kütüphane vardı. Hükümdar ve şehzadeler, iyi eğitim görmüş kişilerdi, âlim ve sanatçıları korurlardı. Ebü'l-Fazl Kirmânî, Ebu Mansur, Hüseyin Ersbendî, Ebu Muhammed Harekî gibi kadı, vâiz ve filozoflar, başkent Cürcân'da toplanmışlardı. Ayrıca, Fahr-i Harezm lakabını taşıyan Zemahşerî (1074-1144), Fahrüddîn-i Râzî, Şihâbeddin Hivâkî, Şemsüddin Muhammed el-Zabî gibi bir çok tanınmış âlim ve şair, Harezm'de yaşadılar. Harezmşahlarda bilim ve din dili olarak, Arapça ön sırada yer alırdı. Dîvanlar, fermanlar Farsça yazılırdı. Yalnız, Ahmed Yesevî ve onun yolundan gidenler, eserlerini Türkçe yazdılar. Muhammed bin Keys adındaki yazarın Celaleddin Harezmşah'a sunduğu Tibyân-ı Lügati't-Türkî alâ Lisanü'l-Kanglı (Kanglı Dilinde Türk Dili Lügati) bu dönemde yazılan önemli eserlerden biridir.
Read more

Büyük Timur İmparatorluğu Özellikleri, Hayatları ve Osmanlı Timur İlişkileri


Büyük Timur İmparatorluğu
          Batı Türkistan’da başkenti Semerkand olan ve Timur tarafından kurulan imparatorluk (1369-1504). Moğol İmparatorluğu'nun parçalanmasından sonra Çağatay Hanlığı’nın egemen olduğu Maveraünnehir bölgesi karışıklıklar içindeydi. Devletin gücü zayıflamış, bütün kentler ve yöreler Çağatay emirlerinin ya da yerel boy beylerinin egemenliği altına girmişti.
          Gençliği bu karışık dönemde geçen Timur, 1336’da Semerkand'ın doğusundaki Keş'te (Yeşilşehir) doğdu. Gençliğinde, bir çarpışmada yaralanarak topal kalması nedeniyle “Aksak Timur" yada "Timurleng" aile adından dolayı da "Timur Gürgân" adıyla anılan Timur'un babası Barlas boyunun beyi Turgay'dır. (ya da Turagay) Barlas boyu, önce Timur'un babası ve amcası tarafından yönetildi. Çağatay hanı Tuğluk Timur'un Maveraünnehir'e yürümesi üzerine boy başkanı ve Timur’un amcası Hacı Barlas, Yeşilşehirden Herata çekildi. Timur ise bu çekilişe katılmayarak, Tuğluk Timur'u karşıladı ve onun tarafından tümen beyliğine getirildi; böylece kendi boyunun da başkanı oldu. Amcası ve Celayir beyi ile mücadele ettiği sırada, adamlarının kendisini terk etmesi nedeniyle, karısı Olcay Türkan Hatun'un Kabil dolayında bulunan kardeşi Emir Hüseyin’in yanına gitti. Bu arada, Çağatay hanı Tuğluk Timur, Maveraünnehir’i ele geçirdi, yönetimini oğlu İlyas Hoca’ya bıraktı Timur'u ise Semerkand emirliğine getirdi. Moğolların yağmaya girişmeleri üzerine başkaldıran Timur, Semerkandlıları da yanına çekmeye girişince, Tuğluk Timur tarafından idama mahkum oldu. Bunun üzerine Emir Hüseyin'le Maveraünnehir’den çekildi. Moğollarla Kandehar dolaylarında yapılan bir çarpışmada ayağından ve kolundan yaralandı. Daha sonra İlyas Hocayla Taşköprü çevresinde savaştıysa da sonuç alamadı ve Yeşilşehir'e çekildi. Moğollar Semerkand’a kadar geldilerse de gördükleri direniş karşısında Maveraünnehir’i terk etmek zorunda kaldılar. Bu sırada, Olcay Türkan Hatun'un ölümü üzerine Timur’la bağını koparan Emir Hüseyin, Semerkand'ın yönetimine el koydu. Timur’la yaptığı mücadelede öldü. Timur 1369'da (bazı kaynaklarda 1370) geleneklere göre ak keçe üstüne oturarak hükümdar oldu.
          Kurultay tarafından kendisine "Kutbüddin” ve "Sahip-kıran" unvanları verilen ve böylece bütün Türklerin emiri olan Timur, önce Maveraünnehir'e egemen olarak, imparatorluğun temelini attı. Sonra kısa zaman da Buhara ve Herat'ı aldı, Çağatayları Siriderya ırmağının doğusuna sürdü. Altınordu hanı Urus Hanın, oğlunu öldürerek Timur'a sığınan Toktamış'ı geri istemesi, Altınordu Devleti’yle bir savaşa yol açtı. Timur, Urus Han’ı yenerek Toktamış'ı Gökordu hanı ilan etti.
          Urus Han'ın ölümü üzerine de, Toktamış, Altmordu (Kıpçak) hanı oldu (1378). Timur, Harezm ve Horasan'ı bütünüyle ele geçirdi (1381]. 1383'te İran ve Afganistan’a sefer yaparak Sistan ve Kandehar’ı aldı, İrandaki Muzafferileri kendisine bağladı; İsfahan, Şiraz, Hemedan ve Tebriz’i ele geçirdi. Daha sonra Azerbaycan’a yöneldi. Bu arada Kafkaslar üzerinden Timur’a saldıran Toktamış, yenilerek geri çekildi (1387).
          Bu seferler sırasında Azerbaycan’dan sonra Doğu Anadolu’ya giren Timur, bölgedeki Akkoyunluların kendisine bağlılıklarını bildirmelerinden sonra, Karakoyunlularla mücadele etti, ama kesin bir başarı sağlayamadı. Timur bu sırada Harezm’e saldıran Toktamış’a karşı sefer düzenleyerek Altınordu topraklarını yakıp yıktı (1390), yeniden batıya yönelerek, Doğu Anadolu ve Azerbaycan’daki Türkmen beyliklerinden, kendisine bağlanmalarını istedi. Celayirli Sultan Ahmet’in elinden Bağdat'ı alarak, Irak’a egemen oldu. Karakoyunlu topraklarına da girerek yakıp yıktı. Celayirli Sultan Ahmet’le birlikte Timur’a karşı savaşan Karakoyunlu Türkmen beyi Kara Yusuf, önce Memluklara, sonra Anadolu’ya kaçıp Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid’e sığındı.
          Bu sırada Anadolu Türk birliğini kurmaya çalışan Yıldırım Bayezid'den kaçan Türk beyleri de Timur’a sığınmıştı. Bu olaylar Tiınur ile Osmanlıların arasının bozulmasına yol açtı. Timur, Azerbaycan’a yeniden saldıran Toktamış'ı bozguna uğrattıktan, Altınordu ülkesini yakıp yıktıktan sonra Moskova’ya kadar yürüdü, kimi Kırım limanlarını ele geçirdi (1396). Altınorduluların baskısından kurtulan Rus knezleri bundan sonra güçlendiler.
          Timur, Çağatay, Altınordu ve İlhanlı devletlerini ortadan kaldırarak eski Moğol imparatorluğu topraklarının çoğunu elde ettikten sonra 1398-1399 yılları arasında Hint seferine çıktı. Afganistan üzerinden Hindistan’a inerek Pencap, Keşmir, Lahor, Delhi ve Agra'ya kadar olan bölgeleri alıp, Ganj ırmağına doğru ilerledi. Semerkand'a döndükten sonra 1302’da beş yıl sürecek olan ikinci Anadolu seferine çıktı. İran üzerinden Azerbaycan'a gelerek Tebriz ve Karabağ’da hazırlıklarını tamamladı. Celayirli Sultan Ahmet ve Kara Yusuf’un kendisine teslim edilmesi isteğini, Yıldırım Bayezid sert ve hakaret dolu bir mektupla yanıtladı. Timur, önce kuzeydeki Gürcüleri egemenliği altına aldı, sonra büyük bir kuvvetle Doğu Anadolu’ dan hareket edip Sivas’ı ele geçirdi ve kentin muhafızlarını öldürttü (1400). Toroslar'ı aşarak Memlük topraklarına girdi. Halep önlerindeki savaşta Memlük ordusunun yenilmesi Timur'a Anadolu’nun kapılarım açtı. Memlüklerle yaptığı ikinci savaşı da kazanan Timur, Şam’ı aldı ve bütün Memlük topraklarını ele geçirdi (1401). Bu arada Yıldırım Bayezid'de Sivas ve Erzincan’ı aldıktan sonra Bursa’ya dönmüştü. Timur'un Bağdat'ı alarak, çekilmesinden sonra Sultan Ahmet, Osmanlılara sığındı. Bunun üzerine Bağdat’ı yeniden alan Timur, 1402 baharında, Sivas ve Kayseri üzerinden kuzeye yönelerek kendisini izleyen Osmanlı ordusuyla Ankara yakınlarındaki Çubuk ovasında karşılaştı (Ankara Savaşı]. Timur’un ordusu hem süvari hem de filleri kullanması bakımından Osmanlı ordusundan üstündü. Yapılan meydan savaşını kazanan Timur, Yıldırım Bayezid’i tutsak etti ve ordusuyla Osmanlı başkenti Bursa’ya girdi. Kaçabilen şehzadeler ve kimi Osmanlı kuvvetleriyse Rumeli’ye geçtiler. Yıldırım Bayezid bir süre tutsak kaldıktan sonra öldü. Timur, Osmanlı topraklarını iki şehzade arasında paylaştırdıktan, Anadolu Türk beylerine topraklarını geri verdikten sonra Hıristiyanların elindeki İzmir'i de elde etti. Bu gelişmeden sonra Memlük Sultanlığı da Timur'a bağlılığını bildirdi.
          Osmanlıların da yenilmesi üzerine, Avrupa Hıristiyan dünyası korkuya kapıldı. Bizans hemen bağlılığını bildirdi. Anadolu’da sekiz ay daha kalan Timur, başkenti Semerkand’a döndü, 1405’te Çin seferi sırasında Otrar’da öldü.

Timur'dan Sonra
          Timur'un çabası ve yeteneğiyle oluşturduğu imparatorluğun birliği, kendisinden sonra elli yıl kadar sürdü. Timur'un ölümünden sonra torunu sultan Halil tahta geçti. Oysa Timur'un vasiyeti, Hindistan'da bulunan öteki torunu Pir Mehmet’in tahta geçmesiydi. Halil. Semerkand'a yürüyen Pir Mehmet’in ordusunu yendi ama o sırada Horasan’da bulunan Timur'un oğlu Şahruh, Halil'i tahttan indirerek hükümdarlığı elde etti. Şahruh, oğlu Uluğ Bey Mirza’yı Semerkand'a bırakarak başkenti Herat'a taşıdı (1407), dağılmak üzere olan imparatorluğu, Anadolu ve Suriye dışında, ölümüne kadar sürdürdü (1447).
          Şahruh'un ölümünden sonra karışıklıklar çıktı, çünkü geniş imparatorluk topraklarında merkezi bir yönetim kurulmamış, elde edilen her ülke Timur soyundan prenslerin yönetimine bırakılmıştı. Uluğ Bey’in oğlu tarafında öldürülmesi, Timur'un torunları arasında taht kavgalarına yol açtı. Ebu Sait ile Hüseyin Baykara duruma egemen oldular. Ebu Sait, Semerkand Herat kolunu birleştirdiyse de, Doğ Anadolu, Azerbaycan ve İran'ı elde eden Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’a yenilerek öldürüldü (1469) Timuroğulları Cengiz soyundan Muhanmet Şeybani tarafından bölgeden kovuldular. Bu mücadeleler sırasında etkinlik gösteren Babür Şah, bir başarı sağlayamayınca (1504) önce Afganistan’a, sonra da Hindistan'a çekildi, orada Babür imparatorluğunu kurdu.
          Timuroğulları döneminde, özellikle bilim, edebiyat ve mimarlık alanlarında gelişme görüldü. Hüseyin Baykara ve Babür şiirle uğraşıyorlardı. Uluğ Bey gökbilim alanında çalıştı, bu konuda bir gözlemevi ve medrese kurdu. Guri Mir, Bibi Hatun ve Uluğbey Camileri de bu dönemde yapıldı.
Read more