11. Sınıf Türk Edebiyatı Sayfa 129 Soruları ve Cevapları ( Yıldırım Yayınları )

9. Etkinlik
Tanzimat romanında toplumsal temalara ağırlık verilmişken Servet- Fünun romanında ise bireysel temalara ağırlık verilmiştir. Tanzimat romanında dil servet-i Fünun romanına göre daha sadedir.
Servet-i Fünun romanı teknik bakımdan Tanzimat romanına göre daha gelişmiştir. Batılı roman anlayışını daha iyi yansıtmaktadır.
 
10. Aşk-ı Memnu romanı servet-i Fünun edebiyatını en iyi yansıtan romanlardandır. Batı tarzı roman anlayışını teşkil etmesi bakımından edebiyatımızda önemli bir yeri vardır.
 
11. Halit Ziya Uşaklıgil Edebi kişiliği
a. Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk romanları yazan sanatçı olarak kabul edilir.
b. Servet-i Fünun döneminde roman ve hikâye türünün en önemli ismidir.
 c. Eserlerinde realizm akımının etkisi görülür. En ünlü öykülerinden biri olan Kar Yağarken öyküsünde anlattığı 'realizm' bunun bir örneğidir.
d. Dili süslü, sanatlı ve ağırdır. Ancak yine de dili başarıyla kullanır. Alışılmıştan farklı bir cümle düzeni vardır. Romanlarında aydın kişileri anlatır. Romanları, cumhuriyet dönemimde sadeleştirilebilmiştir
e. "Mai ve Siyah" romanındaki Ahmet Cemil karakteri Servet-i Fünun sanatçısını temsil eder. Ruh tahlillerine önem verir. Kahramanları yaşadıkları çevreye uygun olarak anlatır. Romanlarında yalnız İstanbul'u anlatan sanatçı, hikâyelerinde Anadolu ve köy hayatına, kasabalardaki yaşayışa yer vererek İstanbul dışına çıkmıştır.
                                                                
                              Değerlendirme
1.Aşağıdaki cümlelerin başına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
D
D
Y
D

  
Read more

11. Sınıf Türk Edebiyatı Sayfa 127 Soruları ve Cevapları ( Yıldırım Yayınları )

2.a.  kitapta verilen bölümler sonuç bölümü ile bu bölüme yakın kısımlardır.
b. Olay örgüsü metnin temasının somutlaştırılmış halidir. Tema konu ve yapıyı oluşturan unsurlar ( kişi, zaman, mekan) vasıtasıyla somutlaştırılır.
3. Okunan metne bütünlük kazandıran olay:
- Nihal’in Behlül ile Bihter’in konuşmalarını duyup aralarındaki ilişkiyi öğrenmesi
- Bihter’in intihar etmesi.
Metne bütünlük kazandıran olayın, romanın olay örgüsündeki yeri: olayın sonuç bölümlerini oluşturmaktadır.
 
2.Etkinlik
*  Olay örgüsünde kişilerin işlevi olayın ortaya konmasında rol almış olmalarıdır.
Olay yasak aşktır. Burada  Behlül ile Bihter bu yasak aşkı somutlaştıran unsurlardır.
·         Madam Bovary romanındaki Emma karakteri ile Bihter benzerlik göstermektedir.  Madam Bovary aşkta heyecan aramaktadır. Kocası ise kendini işe vermiştir. Burada Charles Bovary’i karakteri ile Adnan Bey karakteri de benzerlik gösterir.
·          Her iki roman da hem kurgun hem de kişiler bakımından birbiri ile benzer özellikler taşımaktadır.
 
3.Etkinlik
***Romanda geçen tiplere romanın yazıldığı dönemde rastlamak mümkündür. Osmanlının son dönemlerinde Avrupai tarz yaşam anlayışı hakim olmuş, sosyete denilen bir topluluk oluşmuştur.
***Günümüzde de basın yayın yoluyla bu tür ilişkilerin varlığı sık sık dile getirilmektedir. Her ne kadar yakın çevremizde bu tipleri görmesek de toplumda bu tür ilişkilerin varlığı inkar edilemez.
Daha yakın bir zamanda televizyonda bir habere konu olan olay bunu açıkça gösteriyordu. Eşini amcasının oğlu ile ilişkisi var diye hapishane ziyaretinden dönerken silahla  öldürdü.
 
4.Etkinlik
A,b,c.: *** roman kahramanları birer tiptir.  Belirli yönleri ön palan çıkmıştır.
Adnan Bey: Hali vakti yerinde, kırk beş yaşlarında bir İstanbul beyefendisidir. Eşinin ölümü üzerine Bihter ile evlenmiş ve konağındaki yaşamına devam etmiştir.
Bihter: Hafif meşrepliği ile tanınan Melih Bey Takımı’nın bir üyesi ve Firdevs Hanım’ın kızıdır. Sadık kalacağı zengin bir koca bulmak ve mutlu bir yaşam kurmak arzusuyla Adnan Bey ile evlenir. Fakat ona sadık kalamayarak Behlül ile bir aşk-ı memnu(yasak aşk) yaşar.
 Nihal: Adnan Bey’in masum ve meleksi bir portre olarak sunulan, genç kızlık dönemine girişinden Behlül ile nişanlanmasına kadar hayatı hep başkalarının kararı ile yönlendirilen bir kızdır.
Behlül: Adnan Bey’in yeğeni olan ve konağa rahatlıkla girip, çıkabilen, Nihal ile nişanlanıp Bihter ile yasak bir aşk yaşayan, Beyoğlu’nun sorumluluk gerektirmeyen günübirlik ilişkilerinden geri kalmayan pragmatik birisidir.
 Beşir: Adnan Bey’in konağında çalışan ve yaşanan yasak ilişkiye ve Nihal’in acıklı durumuna dayanamayıp her şeyi Adnan Bey’e anlatan zenci köledir.
Matmazel  De Courton: Evlenmek için geç kalan, yaşı ilerlemiş yabancı uyruklu bir kadındır. İffet ve namusunu korumak için İstanbul’a gelen namuslu bir kadındır. Nihal’in annesiz kalışı onun annelik özlemini ortaya çıkarır. Onun da gönlünde bir annelik hevesi vardır. Nihal bu boşluğu doldurur. Beyoğlu’nun seçkin ailelerinden bir Rum ailesine mürebbiye olarak gelmiştir. Adnan Bey’in yalısı ise  mürebbiyelik hayatının ikinci dönemidir.
Peyker: Kısa, kılsız kaşlı, kumral, geniş omuzlu, dolgun vücutlu bir kadındır. Yirmi beş yaşındadır. Babasına benzemektedir. Kocasına sadık iffetli bir kadındır. Behlül ona sarkıntılık eder; fakat namuslu Peyker, Behlül’ün asılmalarına aldırış etmez. Firdevs Hanım’ın büyük kızıdır. Evli bir çocuk annesidir.
Bülend: Tombul, al yanaklı, ince kumral saçlı sevimli bir oğlandır. Hiçbir şeyden haberi yoktur. Oyuncağına meraklıdır. Dağınık bir çocuktur. Adnan Bey’in küçük oğludur. Yatılı okula verilmiştir. Annesi ölmüştür. Üvey annesi Bihter ile arası iyidir. Ablasını çok sevmektedir.
Nihat Bey:  Peyker'in eşi. İstanbul'un üst tabaka yaşamına dahil olmak için Peyker'le evlenmiştir. Evliliklerinden Feridun adlı bir oğulları olmuştur, iki yıl sonra da ikinci çocukları dünyaya gelmiştir.
Şakire Hanım: Adnan Bey'in yalısının aşçısı.
Şayeste: Adnan Bey'in yalısında başkalfa.Uşak Süleyman Efendi ile evlenmiştir. Bu evlilikten Cemile adlı bir kızları olmuştur.
Nesrin: Adnan Bey'in yalısında hizmetçi.
Katiya: Firdevs Hanım'ın hizmetçisi.
 
Ç. Günümüzde sosyal hayatta bu kişilere rastlanabilir.
 
5. Etkinlik
Destan , masal ve mesnevi yapıyım oluşturan unsurlar bakımından  bu romanla ortak özellikler gösterir.   Destandaki mekan ile romandaki mekan arasında gerçeklik bakımından benzerlik vardır.  Masaldaki mekan ile romandaki mekân farklıdır. Masaldaki mekan var olan bir mekandan ziyade  olağanüstülüklerin olduğu bir mekandır. Yine zaman bakımından da masal diğerlerinden ayrılır.

Anlatım açısından ise  masalda miş’li geçmiş zaman kullanılır. Romanda ise hikaye bileşik zamanı ağırlıklıdır. Mesnevi de ise manzum anlatım esastır. Bu yönüyle diğerlerinden ayrılır. 
Read more

11. Sınıf Türk Edebiyatı Sayfa 122 Soruları ve Cevapları ( Yıldırım Yayınları )

1.Hikâye ile Roman Arasındaki Farklar
•             Hikâye anlatım olarak romana benzer; ama aslında onun romandan çok farklı yanları vardır:
•             Hikâye türü, romandan daha kısadır.
•             Hikâyede temel öğe olaydır. Romanda ise temel öğe karakter, yani kişidir. Hikâyeler olay üzerine kurulur, romanlar ise kişi üzerine kurulur.
•             Hikâyede tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı olaylar zinciri vardır. Romandaki olaylardan her biri hikâyeye konu olabilir.
•             Hikâyede kahramanların tanıtımında ayrıntıya girilmez, kahramanlar her yönüyle tanıtılmaz. Romanlarda ise kahramanlar ayrıntılı bir biçimde, hemen her yönüyle tanıtılır. Romandan farklı olarak hikâyede kişiler sadece olayla ilgili yönleriyle anlatılır. Bu yüzden hikâyelerdeki kişiler bir karakter olarak karşımıza çıkmaz.
•             Öyküde, olayın geçtiği yer (çevre) sınırlıdır ve ayrıntılı olarak anlatılmaz. Romanlarda olaylar çok olduğu için olayların geçtiği çevre de geniştir. Bu çevreler çok ayrıntılı olarak anlatılır.
•             Hikâyeler kısa olduğu için anlatım yalın, anlaşılır ve özlüdür. Romanlarda ise anlatım daha ağır ve sanatlıdır
 
 2.Size kalmış. Macera, polisiye, aşk, vampir….
 
3.Bir roman kahramanı  ait olduğu dönemin sosyal, siyasi, kültürel özelliklerini yansıtır. Çünkü  yazar daha çok gördüğü şeyden yola çıkarak eserlerini ortaya koyar.  Bunda da yaşadığı dönem etkili olacaktır.
 
4.Romanda yapı:
 Romanın Öğeleri
Roman dört temel öğeden oluşur. Romanın kurgusunu oluşturan dört temel unsur “yer, zaman, olaylar zinciri ve şahıs kadrosu”dur. Bazı romanlarda bunlara “fikir” unsuru da eklenir.
a- Kişi (Kahramanlar):
Romanların çoğunda geniş bir şahıs kadrosu vardır. Romanda başkarakter ve yardımcı karakterler bulunur. Romanda şahıslar ayrıntılı olarak tanıtılır. Roman kahramanının yaşamı, geniş bir zaman çerçevesi içinde baştan sona anlatılır. Roman kişileri “tip” ve “karakter” olarak karşımıza çıkar.
Tip: Belli bir sınıfı ya da belli bir insan eğilimini temsil eden kişidir. Tip evrenseldir, genel özelliklere sahiptir. Tipler “sevecen tip, alıngan tip, kıskanç tip, sosyal tip” gibi, bireysel olmaktan çok; başkalarında da bulunan ortak özellikler taşıyan ve bu özellikleri en belirgin şekilde temsil eden şahıs veya şahıs grubudur.
Karakter: Romanda olumlu, olumsuz yönleri ile verilen, belirli bir tip özelliği göstermeyen kişilerdir. Karakter, kendine özgüdür. Karakterler genel temsil özelliği göstermez. Karakterler, birden fazla özelliği belirlenmiş tipik olan birkaç özelliği ile insanın iç çatışmaları ve çıkmazlarını verme görevini yüklenmiş roman şahıslarıdır. Karakterler çok yönlü olup, değişkenliğe sahip kişiler oldukları için bunlara “yuvarlak roman kişisi” de denmektedir.
b- Olay:
Romanlar, temel bir olay etrafında gelişen ve iç içe geçmiş çok sayıda olaydan oluşur. Romanda anlatılan olaylar hayattan alınabileceği gibi, tarihten, anılardan, okunan kitaplardan ve masallardan da alınabilir. Önemli olan, konunun gerçeğe uygun olmasıdır. Romanda olaylar her yönüyle ayrıntılı olarak işlenir. Her olay bir nedene bağlanır. Böylece okuyucu, romanın içine çekilir.
c- Çevre (Yer):
Romanlardaki kişilerin yaşadığı, olayların geçtiği yerdir çevre. İnsanlar gibi, roman kişileri de belli bir çevrede yaşar. Bu çevre, okuyucuya betimleme yoluyla anlatılır. Romanda olayların geçtiği ve kişilerin yaşadığı yerler, çevre ve diğer mekânlar çok ayrıntılı şekilde verilir.
d- Zaman:
Romanlarda zaman kavramı belirgindir. Olay veya olaylar belirli bir zaman diliminde yaşanır. Romanlarda fiiller genellikle “-dili geçmiş zaman” kipinde kullanılır. Klasik romanda zaman “geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman” olmak üzere üç dilimde verilir. Çağdaş romanda bu anlayış etkin değildir. İnsanın hatırlama yeteneğinden yararlanılarak zamanlar arası geçiş yapılır. İç içe değişik zaman dilimlerinden söz edilebilir. Birkaç zaman bir arada kullanılabilir. Şuur akışı tekniğiyle geriye dönüşler veya ileriye gidişler olabilir.
e- Fikir:

Çoğu romanın fikirsel bir yönü de vardır. Romandaki olayların, durumların ve davranışların nedenleri araştırılır; kişilerin psikolojik tahlilleri yapılır ve olayların sonuçları üzerinde durulursa romanın ana düşüncesi ve yardımcı düşünceleri belirlenebilir. 
Read more

11. Sınıf Türk Edebiyatı Sayfa 128 Soruları ve Cevapları ( Yıldırım Yayınları )

4.Okunanbölümde Nihal Behlül ile Bihter arasındaki ilişkiyi öğrenir. Bihter yasak aşkının öğrenilmesi sebebiyle ölmekten başka çare bulamaz.  Burada kişiler olayın somutlaştırılmasında bir unsur olarak karşımıza çıkar.
5.Yukarıdaki bölümler kendi içinde bir bütünlük oluşturmaktadır. Roman  kendi  içinde bütünlük arz eden birçok bölümün birleşmesinden oluşur.  

6. Etkinlik
 
Metnin teması: yasak aşktır. Bu tema romanda yaşanan yasak aşkın insan hayatları üzerindeki etkisi üzerinden anlatılmıştır. Romandaki bu tema, romanın yazıldığı Servet-i Fünun Dönemi edebiyatçılarının benimsediği “sanat, sanat içindir” anlayışıyla örtüşmektedir. Çünkü bu anlayış bireyselliği beraberinde getirir. Kendisinden önceki Tanzimat Döneminin aksine toplum sorunlarına eğilmek yerine bireysel duyuş, düşünüş ve zevk baz alındığı için böyle bir tema seçilmiştir. Servet-i Fünun romanlarında sosyal çevre, aile ile sınırlandırılarak toplum yerine aile fertleri arasındaki olaylar anlatılmıştır. Servet-i Fünun’un bütün romanlarında “aşk, kötümserlik ve kaçış” üç ana unsur olarak karşımıza çıkar. Aşk-ı Memnu romanının teması da bu bakımdan romanın yazıldığı dönemin özelliklerine uyar.
 
6.a.Eser temayı yansıtıyor.
  b. Eserin adı ile teması aynıdır. Zaten başlık temanın bir veya birkaç sözcükle anlatımıdır.
  c. Eserde işlene tema insan özgü bir  gerçekliği dile getirmektedir. Aşk insan unsuru ile ilgili bir kavramdır. Burada yaşanan yasak aşk toplum yaşamının kabul etmediği bir anlayıştır.
 
7. Tanzimat’la başlayan Batılı yaşam   anlayışı toplumuzdaki ahlaki değerlerde değişimi de beraberinde getirmiştir. Ahlaki yaşamda meydana gelen bu değişim Osmanlı toplumunu derinden etkilemiş, aile yapısında yıkımlara sebep olmuştur. Osmanlı toplumunda sokağa ve eğlence mekanlarına pek çıkmayan kadın tipi gitmiş yerine eğlencelerin baş konuğu olan, çeşitli etkinliklerde karşılaştığı erkeklere kur yapan bir kadın modeli gelmiştir.
Bugünkü toplum Batılı yaşam tarzını devam ettiren bir toplum görüntüsü vermektedir.  
7. Etkinlik
Yasak aşk teması toplumda o dönemde nasıl kötü karşılanıyorsa bu dönemde de öyle karşılanmakta ihanete hoşgörü ile bakılmamaktadır. Günümüzde de birçok roman bu temayı işlemiştir. Romanlar toplumun aynası durumundadır. İnsanı hedef alır ve yansıtır.
 
8. İlahi bakış açısı anlatıcı kullanılmıştır. Anlatıcı olayı dışarıdan izleyen biridir. Olaya müdahale etmez. 3. Şahıs anlatım kullanılmıştır.
 
9. Halit Ziya Uşaklıgil, diğer romanlarında olduğu gibi Aşk-ı Memnu'da da ağır bir Osmanlıca kullanır. Ağır bir dil ve üslup kullanımı, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki ana edebiyat akımı olan Servet-i Fünûn dönemi Türk edebiyatının genel özelliklerindendir. Halit Ziya Uşaklıgil, bu dönemin diğer yazarları gibi, günlük hayatta kullanılmayan ya da nadiren kullanılan Arapça ve Farsça kelimelere Aşk-ı Memnu'da sıkça yer verir, bu bakımdan romanın kelime haznesini şiirlerin kelime haznesine yaklaştırır. Çok belirgin olmasa da, Fransızca sözdiziminin kimi özellikleri de romanda kullanılmıştır.
 
9. romandaki olayla metnin yazıldığı dönem aynıdır. Gerçek yaşamdan alınan bir olay işlenmiştir.  Gerçeklik yönünden bakıldığı zaman olayın gerçeğe uygun olduğu görülür.
 
8. Etkinlik

Eser servet-i Fünun dönemi anlatmaya bağlı metinlerden roman geleneğine göre yazılmıştır. Eser  hem tema, hem dil ve anlatım hem de gerçeklik bakımından dönemin özelliklerini yansıtmakladır
Read more

11. Sınıf Türk Edebiyatı Sayfa 126 Soruları ve Cevapları ( Yıldırım Yayınları )

1. Servet-i Fünun Döneminde Sosyal ve Siyasi ve Kültürel Ortam
Osmanlı Devleti’nin yıkılma sürecine girdiği yıllarda Avrupa’daki yenilikler göze çarpmaktadır. Avrupa’da yaşanan yenilikler zamanla dünyada hızla yayılmaya başlamıştır. Diğer devletleri etkileyen bu değişimler Osmanlı Devleti’ni de etkilemiştir. II. Abdülhamit döneminde yenilikleri kabullenmek istemeyen kesimin çoğunlukta olmasından dolayı istibdat dönemi yaşanmıştır. I. Meşrutiyet, II. Meşrutiyet ve Tanzimat Fermanı ile Osmanlı toplumunda yenileşme hareketleri hız kazanmıştır. II. Abdülhamit döneminde ortaya çıkan çatışma sosyal, siyasi ve sanat hayatını büyük ölçüde etkilemiştir.
 Servet-i Fünun edebiyatı, istibdat döneminin yoğun olarak yaşandığı dönemde gelişmiştir. Çağdaş yaşamdan yana olanlar ve Tanzimat döneminde hürriyetçi fikirleri benimseyenler bu baskı döneminden rahatsız olmuş. Bunun sonucu olarak da Servet-i Fünun edebiyatı meydana gelmiştir.
Servet-i Fünun’un ortaya çıkışını sağlayan nedenler ise, Abdülhamit döneminin sosyal ve siyasi etkileri, Tanzimat devri II. dönem şairlerinin oluşturduğu geniş doğa ve duygu betimlemeleri, Recaizade Mahmut Ekrem’in şiir ve edebiyat hakkındaki yeni fikirleri, 1876-1895 yılları arasında faaliyet gösteren sanatçıların geniş tercüme faaliyetleri, eski ve yeni edebiyat taraftarları arasındaki romantizm-realizm tartışmalarıdır.
 
1.Etkinlik
Aşk-ı Memnu romanının olay örgüsü:
- Adnan Bey’in eşinin bir süre önce ölmesiyle şimdiki hayatlarının anlatılması.
- Adnan Bey’in Göksu’da sandal gezintisi yapması ve Firdevs Hanım’la tanışması
- Adnan Bey’in Bihter ile evlenmesi
- Bihter’in konağa gelişiyle yeni bir düzenin konakta başlaması.
- Nihal’in Behlül ile Bihter’in konuşmalarını duyup aralarındaki ilişkiyi öğrenmesi.
- Beşir’in bütün olup biteni Adnan Bey’e anlatması.
- Bihter’in intihar etmesi.
- Adnan Bey ve Nihal’in yeniden baş başa kalması.
Olay örgüsünü oluşturan parçalar, romanın teması etrafında bir araya getirilmiş ve birbirini tetikleyen parçalar olarak kurgulanmıştır
*** Olay bile olay örgüsü arasındaki fark: olay bir bütündür. Ana yapıyı oluşturur. Olay örgüsü ise bu yapını parçalarını oluşturur. Kısacası olay örgüsü ana olayı ortaya koyan yapıdır.
***Olay örgüsü ile olay zinciri arasındaki fark.  Olay zinciri daha çok öğretici metinlerde olayın bir sıra halinde verilişidir. Olay örgüsü ise  anlatmaya bağlı edebi metinlerde olayın bölümlerini oluşturur.

  
Read more

Zvezda Kimdir?

12 yaşından itibaren gitarla beste yapan ve şarkı söyleyen 1987 Moskova doğumlu olan Zvezda Türk müzik piyasasına Eçıkardığı SUS isimli albümü ile sağlam bir giriş yaptı.Moskova da aktrislik ve drama eğitiminin yanı sıra aldığı şan ve darbuka derslerindeki başarısını çıkardığı albümde de ispatlayan ZVEZDA  ilk klibini DOKUNMA isimli şarkıya çekti.
Şubat ayında müzik kanallarında yayınlanmaya başlayan klibinde kendi çaldığı darbuka soloları ve oynattığı zenne ile dikkat çeken ve ilk günde sosyal medyada en çok dinlenenler listesine girmeyi başaran ZVEZDA,Şubat ayında Rusya ve Avrupa da ki konser programlarının ardından ikinci klibini çekmek için yeniden Türkiye ye gelecek.



Read more

6. Sınıf İngilizce Sayfa 85 Soruları ve Cevapları

Sayfadaki 19. Etkinliğin Cevapları:
Öğrenciler, kendilerine göre cevap vereceklerdir.
 
Sayfadaki 20. Etkinliğin Cevapları:

Two people accept and two people refuse the invitation.
Read more

6. Sınıf İngilizce Sayfa 83 Soruları ve Cevapları

Sayfadaki 15. Etkinliğin Cevapları:
Öğrenciler, kendilerine göre cevap vereceklerdir.
 
Sayfadaki 16. Etkinliğin Cevapları:
1. She is going to go out for shopping on Tuesday.
2. She is going to study for it on Wednesday.
3. She is going to sing songs, dance and have fun with her friends.
4. She is going to make a list for the invitation cards.


  
Read more

6. Sınıf İngilizce Sayfa 84 Soruları ve Cevapları

  
Sayfadaki 17. Etkinliğin Cevapları:
1. c
2. b
3. f
4. g
5. a
6. d
7. e

 
Sayfadaki 18. Etkinliğin Cevapları:

1. I’m going to buy a gift for my mother on her birthday.
2. How many guests are going to come to the party?
3. I’m twelve years old. I need twelve candles for the cake.
4. He is going to decorate the room with a lot of balloons for the party.
5. She doesn’t like chocolate. She isn’t going to make a chocolate birthday cake.
6. Where are the beverages? I’m going to drink something.
7. My sister is going to buy party hats. Everybody likes wearing them at the parties.
Read more

Obama ve Beyonce Birlikte Mi?

Washington Post öyle bir iddia ortaya atacak ki...


The Washington Post'un yarınki baskısında (11 Şubat) ABD Başkanı Barack Obama ve Beyoncé'nin ilişki yaşadığına yönelik bir haber yayınlanacağı iddia edildi.

Haberin yayınlanacağını ise, gazete çalışanlarından biri sızdırdı.

Haber yalan arkadaşlar böyle bir şey olması söz konusu değil, Beyonce Obamayı başkan olmadan öncede destekliyordu. Fikirlerine ve düşüncelerine saygı duyup desteklediği bir siyasetçi sadece.

Hatta Beyonce'nın bebeginin Obamadan oldugu söyleniyor, işte buna çok gülerim bebeğe bir bakın aynı Jay Z :D :D 



Read more

Umut Mungan Kimdir?

X Factor Türkiye yarışmasına Seni Facebook'ta Dürttürürmüyüm şarkısıyla takılmış ve tüm jüri üyülerinin beğenisi kazanmıştır.

https://www.facebook.com/umut.mungan1 resmi facebook hesabıdır.









Read more

Ferah Zeydan Kimdir? Hayatı

resmi facebook sayfası https://www.facebook.com/ferah.zeydan resmi twitter hesabı https://twitter.com/FerahZeydanTR
20.02.1994 Suriye Tartous Doğumlu. Kendisi hariç 2 erkek kardeşi olan Ferah Ailenin en küçük çocuğudur . Müziğe 8 Yaşında başlayan Ferah Zeydanı keşfeden ilk insan ,İlk okulun da ki Müzik Öğretmeni Muzaffer Beydir. Sesi keşfedildikten sonra Gitar kursuna yazılmayı hayal ediyordu .Ailesinin Maddi durumu Elverişli olmadığı için bu hayalini hemen gerçekleştiremedi. Okulunda Açılan bir gitar kursuna zoraki yazılabildi.Ardından Ailesi ona büyük bir sürpriz yapıp istediği gitarı alabildi. Diğer arkadaşlarından daha hırslı olan Ferah 4 ay sonra amatör şarkı söyleyebiliyor ve istediğini çalabiliyordu. 3 sene boyunca kendi şehrinde okullar arası sokaklarda olmak üzere konserler verdi. Daha sonra İskenderun ' dan babasının işi dolayısıyla taşınmak zorunda kalan Ferah Büyük bir hayal kırıklığıyla Muğla Fethiye ' ye Taşındı. Gazi İlk Öğretim okulunda 1 ay okudu Ve yine Popilerliğini koruyarak okulun en gözde Öğrencilerinden olmayı başardı . Ve yine Babasının işi dolayısıyla Mersine Taşınan Ferah . Faris Kokulu İlköğretim okuluna başladı. Yine Sesiyle ön plana geçmeyi başaran Ferahı Tüm okulu Tanıdı Ve Mersinde ki Müzik Dünyasını Kurdu. Onu Herkes Gitarıyla Tanıdı. Mersinde ki çoğu okullarda Konser veren Ferah.Orta okul Mezunu Oldu. Daha sonrasında Mersin Nevit Kodallı Güzel Sanatlar lisesinin Müzik bölümünü kazandı.Babası iş icabı bu Sefer Ferahın Doğum yeri olan Suriye 'ye gitti. Babasının şanssızlığından dolayı geçim sıkıntısı yaşayan Ferah . Bir gün Gitarını alıp Mersin Foruma Gidip Gitar kılıfını yere açarak şarkı söyledi . Ve Büyük ilgi odağı haline gelmeyi başaran Ferah. Büyük bir mutlulukla Kazandığı parayı annesine veren Ferah Çok mutlu oldu. iki Buçuk yıl sokak müzisyenliği yapan Ferahı Mersinin çoğu tanıdı. Sesini duyurabilmek için bağırarak şarkı söyleyen Ferahın Sesi çok yorgun düşmüşken .Mersin ALLEGRO MOSSO'da Haftanın 6 günü sahne almaya başladı . Bir buçuk yıl sahnesini devam ettirdikten sonra. Talihsiz bir olay nedeniyle Orada sahne almayı bıraktı. Daha sonrasında X Factor Türkiye Adlı ses yarışmasına katılan Ferah Ön Elemeyi Geçti. Lise Mezunu olan Ferah Geçimini sürdürebilmek için Şuan MADRİD RESTO&BAR DA Pazartesi hariç Her gün Sahne Almakta .Onun ideali Bir gün Hiç kimse Para Vermese de TV 'ye Çıkıp sesini Türkiye'ye Duyurmak. Ferahın 8 yaşından Beri hedefi ve İdeallerine Ulaşması Belkide Hayatın ona Vereceği Tek Bir Şansa Bağlı..



Read more

İlyas Yalçıntaş Kimdir?

https://twitter.com/ilyas_yalcintas resmi twitter hesabıdır. 
Resmi facebook hesabı ise https://www.facebook.com/yalcintasilyas
profili ise https://www.facebook.com/profile.php?id=1261443258&ref=tn_tnmn

7 Mart 1989 istanbul doğumludur. Lise eğitimi Küçükcekmece IMKB Anadolu lisesinde tamamlamıştır.

X Factor yarışmasına kendi bestelediği İncir şarkısıyla katıldı ve tüm Türkiye'nin bir anda dikkatini çekti.








Read more

Ahmet Hamdi Tanpınar - Saatleri Ayarlama Enstitüsü Romani Özeti ve Konusu

Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" Romanı

Romanın Konusu

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, çocukluğu yoksul bir ailede geçen, hayatı boyunca saatlerle içli dışlı olan, sayısız iş değiştirmesine karşın Halit Ayarcı ile tanışıncaya kadar yoksulluktan bir türlü kurtulamayan, dürüst, gerçekçi, akılcı olmaya çalışsa da çevresinin etkisiyle, yalanlarla kuşatılmış bir hayat süren Hayri İrdal’in anıları şeklinde kaleme alınmış ve eleştirmenlerce Türkiye’nin Tanzimat öncesinde başlayan, Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar devam eden bir döneminin alaycı ve eleştirel anlatımı olarak nitelenmiş bir romandır.

Olay Örgüsü

Roman, “Büyük Ümitler”, “Küçük Hakikatler”, “Sabaha Doğru” ve “Her Mevsimin Bir Sonu Vardır” olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.

Birinci Bölüm

Bir kayyumun oğlu olan Hayri İrdal 1895 doğumludur. Çocukluğu, Abdülhamit devrinde ve Edirnekapı semtinde geçer. Saatle ilk tanışıklığı, 10 yaşındayken, sünnetinde dayısının kendisine bir saat hediye etmesi ile olur.

O zamanlar her mahallede, insanların saatlerini ayarlamaları için muvakkithaneler vardır. İyi bir öğrenci olmayan Hayri İrdal, muvakkit (saatçi) Nuri Efendi’nin yanına çırak olarak girer. Hayri İrdal; çelebi, görmüş geçirmiş, filozof biri olan ustasından çok şey öğrenir.

Bu arada, Hayri İrdal’ın baba dostu ve eski bir Şura-yı Devlet azası (Danıştay üyesi) olan Abdüsselam Bey ve çevresindeki mahalle eşrafı, olmayacak hayaller peşindedir. Bir yandan Kayser Andronikos’un hazinesini bulmayı, bir yandan da Artistidi Efendi’nin eczanesinde yaptıkları deneylerle altın üretmeyi ümit etmektedirler. 1912 yılının şubatında bir gün Artistidi Efendi, eczanesinde deney yaparken çıkan yangında ölür. Aynı yıl muvakkit Nuri Efendi de hayatını kaybeder.

Hayri İrdal’ın, varlık durumu iyi olan, ancak ailesine bir faydası dokunmayan halası Zarife’nin öldüğü haberi gelir. Bütün mirası Hayri’nin babasına kalacaktır. Ancak tam defnedilirken kefenini yırtarak yeniden canlanır. Daha sonra da mahalle eşrafından Avcı Naşit Bey ile evlenir. İkinci hayatında artık daha eli açık, yaşamın tadını çıkaran bir kişiliğe bürünmüştür.

Hayri İrdal Birinci Dünya Savaşı’nda askere alınır ve savaşın bitiminde terhis edilerek İstanbul’a döner. Babası savaş sırasında ölmüştür.

İkinci Bölüm

Hayri İrdal, Abdüsselam Bey’in teşvikiyle Posta Telgraf Mektebi’ne girer. Abdüsselam Bey’in yetiştirmesi Emine ile evlenir. Okulu bitirdikten sonra Tünel İdaresinde çalışmaya başlar. Kızları Zehra doğar. Abdüsselam Bey, Zehra’ya, Hayri’nin annesi Zahide’nin adı yerine yanlışlıkla kendi annesi Zehra’nın adını vermiştir. Torunu Zehra’yı annesinin yerine koymakta ve tüm servetini ona bırakmak için vasiyetnameler hazırlamaktadır. Abdüsselam Bey’in ölümünden sonra; hukuken geçersiz olan bu vasiyetnameler ve söz arasında adını andığı, olmayan “şerbetçibaşı elması” yüzünden Hayri’nin başı derde girecek ve mahkemelerde sürünecektir.

Hayri, mahkemedeki tavırları nedeniyle ruh hastası zannıyla Adli Tıp’a sevk edilir. Orada Doktor Ramiz ile tanışır. Ramiz, Viyana’da psikanaliz eğitimi görmüş bir ruh hekimidir. Psikanalizin bütün hastalıklara, hatta ülkenin tüm sorunlarına çözüm yolu olduğuna inanır. Hayri, Doktor Ramiz tarafından “baba kompleksi” teşhisiyle aylar boyunca “tedavi edilir”. Oysa hasta falan değildir. Asıl hasta olan Doktor Ramiz’dir. Hayri hâkim tarafından dava dışı bırakılarak serbest kaldıktan sonra Fener Postanesi’ne girer.

İş çıkışlarında Doktor Ramiz ile birlikte Şehzadebaşı’nda bir kahveye uğramaya başlarlar. Kahvede konuşulanlar gayri ciddi konulardır. Amaç sadece vakit geçirmektir. Ciddi sorunların konuşulmasından özellikle kaçınılır.

Hayri’nin hasta olan karısı Emine ölür. Doktor Ramiz Psikanaliz Cemiyeti’ni kurar. Hayri İrdal cemiyetin müdürü olur.

Hayri İrdal, bir süre sonra ikinci karısı Pakize ile evlenir. Genç, lüksü ve tüketimi seven bir kadın olan Pakize’nin anne ve babası ölünce iki kız kardeşi de onların yanına taşınırlar.

Hayri İrdal bu defa da İspritizma Cemiyeti’ne katılır ve bu cemiyetin muhasebecisi ve kâtibi olur. Cemiyetin toplantılarında ruh çağırma seansları düzenlenmektedir.

Üçüncü Bölüm

Bir gün kahvede, Doktor Ramiz, Hayri İrdal’ı, okul arkadaşı Halit Ayarcı ile tanıştırır. Halit, politikacılarla ve üst düzey devlet görevlileri ile iyi ilişkiler içinde bulunan bir iş adamıdır. Onun için en önemli şey yenilik ve para kazanmaktır. Hayatı yalanlar üstüne kurulmuş bir dolandırıcıdır. İnsanları, kendi amaçları doğrultusunda kullanmayı iyi bilir. İkna gücü çok yüksektir. Hayri İrdal’ın saatlerden anladığını gören Halit, ona değer verir, iltifatlar eder. Hayri, hem Halit Ayarcı’ya, hem onun ileri gelen dostlarına hayran olmuştur.

Ayarcı, İrdal’a birlikte çalışmayı önerir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü (SAE) kurarlar. Enstitü, daha ne iş yapacağı belli olmadan geçici binasında çalışmaya ve kadrosunu oluşturmaya başlar. Enstitünün müdürü Ayarcı, müdür yardımcısı İrdal’dır. Tanıtım amacıyla Muvakkit Nuri Efendi’nin sözlerinden yüz kadar slogan üretirler ve her birinden biner adet basıp şehre dağıtırlar. Yarısı politikacıların, yarısı da Ayarcı ile İrdal’ın önerdikleri kişilerden oluşan kadro giderek büyümekte, devletten ödenekler alınmakta, ancak yapılan bir iş bulunmamaktadır. Bu arada Doktor Ramiz’i, İrdal’ın kızı Zehra’yı, kahveden ve cemiyetlerden tanıdıkları birçok insanı işe alırlar. Enstitü fikrine baştan beri inanmayan Hayri İrdal, hiç bir iş yapmadan maaş almaktan dolayı rahatsızdır.

Bununla birlikte Hayri İrdal artık değişmiş, kendine güvenli, rahat bir insan olmuştur. Refah düzeyi yükselmiş, ailesiyle birlikte mutlu bir hayat sürmeye başlamıştır. En azından dışarıya verdiği izlenim budur.

İrdal’ın eski patronu Cemal Bey, eşi Selma’dan boşanmıştır. İrdal Selma’ya da iş teklif eder. Selma enstitüde çalışmaya başlar ve İrdal’ın metresi olur. Bu arada Hayri’nin karısı Pakize de eşini Halit Ayarcı ile aldatmaktadır.

Halit Ayarcı’nın baskısıyla Hayri İrdal, hayali bir kişi olan Ahmet Zamani hakkında “Şeyh Ahmet Zamani ve Eseri” adlı bir kitap yazar. Sözde bu kişi IV. Mehmet zamanında yetişmiş ünlü bir saatçi olup Graham’dan önce rabia (salisenin altmışta biri) hesaplarını bulmuştur. Kitap SAE yayını olarak basılır ve çıkar çıkmaz büyük ilgi görür. Yabancı dillere çevrilir. Ünlü Hollandalı bilgin Van Humbert, İrdal ile tanışmak için İstanbul’a kadar gelir.

İrdal’ın halası Zarife Hanım, Halit Ayarcı’nın önerisiyle Saat Sevenler Cemiyeti’ni kurar ve başkanlığa getirilir. Hürriyet Tepesi’ndeki arsasını da hizmet binası yapılması için SAE’ne hediye eder.

Zaman zaman gazetelerde SAE, Ayarcı ve İrdal aleyhine yazılar yayımlanmaktadır. Bu yazılar Ayarcı’nın ve İrdal’ın şevklerini kırmak yerine “iş”e daha da sıkı sarılmalarına yol açar.

Hayri İrdal’ın buluşu olan “nakit ceza sistemi” (saati genel saatlere uymayanlardan alınan para cezası), SAE’nin gelirlerini artırdığı gibi saygınlığını da doruğa çıkarır. Yurt dışında da benzer enstitüler ve cemiyetler kurulur.

Dördüncü Bölüm

Hayri İrdal’ın, “Mübarek” adını verdiği ayaklı bir saati vardır. Roman boyunca bu saatten bir insan gibi söz edilir. Bir bakıma o da roman karakterlerinden biridir. SAE’nin Hürriyet Tepesi’nde inşa edilen, Mübarek benzeri ayaklı bir saat şeklindeki yeni binasının projelerini Hayri İrdal hazırlar.

Bu arada oğlu Ahmet ile arası düzelen İrdal kendini mutlu hissetmektedir. Hayri İrdal’ın Emine’den doğan ikinci çocuğu olan Ahmet, babasının içinde yaşadığı, yalanlarla dolu çevreye hiç bir zaman girmemiş, Tıbbiye’yi bitirince ülkesine hizmet etmek üzere Anadolu’ya gitmiştir.

Bir de kooperatif kurularak SAE personelinin oturması için Saat Evleri Mahallesi kurulur. SAE’nin hizmet binasının projelerini İrdal’ın hazırlamasını övgüyle karşılayan enstitü çalışanları, oturacakları evlerin klasik tarzda olması konusunda direnç gösterirler. Çalışanların, kendi çıkarlarına ucu dokunan yeniliklere karşı olmaları, Halit Ayarcı’nın gerçeği anlamasına ve moral olarak çökmesine yol açar. “O halde bu adamlar bana inanmıyorlar. Beyhude yere buraya toplanmışız! Beyhude yere uğraşmışız!” der.

SAE’de inceleme yapan Amerikalı bir heyetin, enstitünün gereksizliğine dair verdiği rapor üzerine, enstitünün lağvedilmesi emri gelir.

Ortalıkta görünmeyen Halit Ayarcı, İrdal’ın evindeki bir davet sırasında çıkar gelir. SAE’nin lağvedilmesine dair kararı düzelttirmiş, sürekli bir tasfiye komisyonu kurulması ve ayar istasyonlarında çalışanlar hariç SAE personelinin bu komisyonda görevlendirilmesi yönünde bir karar aldırmıştır.

Bununla birlikte, aldandığını düşünen Halit Ayarcı bu komisyonda çalışmak istemez. Bir süre sonra da bir trafik kazasında ölür.

Değerlendirme

Romanın başlıca kahramanları Hayri İrdal ve onun çok sevdiği saatlerdir. Esasen, sıradan bir insan görünümündeki İrdal’ın, saatlerle iç içe süren yaşamının bir romana konu edilmesi kendi içinde “komik” unsurunu barındırmaktadır. Bu durum, Tanpınar’ın kültürel birikimiyle ve fikir adamı kimliğiyle birlikte değerlendirildiğinde romandaki “komik” olayların aslında bir şeyleri simgelemek ve eleştirmek amacıyla anlatıldığı düşüncesini uyandırmaktadır. Buradan yola çıkarak Hayri İrdal’ın Türk toplumunun sıradan bireylerini, saatlerin de zaman kavramını simgelediği söylenebilir. Romanda saatler ve zaman kavramı önce muvakkithaneler, sonra SAE olarak kurumlaştırılmakta, Hayri İrdal ise çocukluğunda bir muvakkithanede, olgunluğunda da SAE’de çalıştırılmak suretiyle zaman kavramıyla kopmaz bir bağ içinde gösterilmektedir.

Diğer yandan Muvakkit Nuri Efendi ile Halit Ayarcı arasında kurulan bağ ise tam bir karşıtlık ilişkisidir. Her ikisi de saatlerden (zamandan) para kazansalar da, biri dürüst ve özverili çalışmayı, geleneksel değerleri, mesleğe saygıyı simgelerken; öbürü, saati ve zamanı sadece göstermelik bir unsur olarak ve insanların gözünü boyamak için kullanan bir dolandırıcıyı simgelemektedir. Bir başka deyişle Nuri Efendi eskiyi ve Doğu’yu, Ayarcı ise yeniyi ve Batı’yı temsil etmektedir denilebilir.

Hayri İrdal da Türk toplumu gibi zaman içinde birçok değişimlerden geçmektedir. Bu arada bir takım çevreler, kendi çıkarları ya da inançları doğrultusunda Hayri İrdal’ı yönlendirmektedir. Söz konusu yönlendirme bir takım gerçek dışı ya da uygulanamaz amaçlar doğrultusunda olsa dahi, bir süre sonra iş o hâle gelmektedir ki o da kendisine söylenenlere inanmakta, hatta bu inançların ateşli bir taraftarı olabilmektedir.

Romandaki Doktor Ramiz karakterinin, yazarın gözünde Türk aydınını simgelediği söylenebilir. Doktor Ramiz, çok önemsediği mesleğini bile layıkıyla yerine getirme becerisinden yoksun, olayların akışına kendini bırakmış bir karakterdir.

Romanda doğru ile yalan, hayal ile gerçek birbirine karışmış durumdadır. Örneğin Abdüsselam Bey ve arkadaşları bir hazinenin peşinde koşar ve altın imal etmeye çalışırken, bu çabalarının boş birer hayal olduğunun farkında değildirler. Halit Ayarcı, yenilik düşüncesiyle içi boş bir kurum yaratırken (kahvenin, psikanaliz derneğinin, ispritizma derneğinin ve saat sevenler derneğinin de içi boştur), bu kurumun işe yarayacağına gerçekten inanmıştır. Şu anlamda ki, bu kurumda somut bir iş yapılmasa bile, insanlar yenilik fikrine, “modern” olana alışacaklar, değişimi benimseyeceklerdir. Bu durumda gerçekten çalışarak, üreterek kazanmak, değer verilen bir şey olmaktan çıkacak, üretmeden kazanmak daha değerli hâle gelecektir. Kendi değer yargıları ve doğruları paralelinde bu duruma karşı çıkan, eleştiren insanlar ise dışlanacaklardır.

Burada, devlet eliyle zenginler yaratılmasına ve bürokrasiye yöneltilmiş yoğun ve acı bir eleştiri göze çarpmaktadır.

Hayri İrdal roman boyunca bir ikilem içindedir. Sanki Nuri Efendi ile Halit Ayarcı arasında sıkışıp kalmış gibidir. Eski ile yeni arasında, aileden ve Nuri Efendi’den aldığı değer yargıları ile Halit Ayarcı’nın değer yargıları arasında bir ikilemdir bu. Eskiyi ve ailevi değerlerini savunmaya devam etse yoksulluktan kurtulamayacak, sürekli iş değiştirecek, patronların baskılarına boyun eğecektir. Oysa Halit Ayarcı ve çevresinin yeniliğe, kazanmaya endeksli değer yargılarına uyum göstermesi hâlinde, her ne kadar vicdanen rahatsız olsa da refaha erişecek, ailede ve toplumda saygınlık kazanacak, hatta uluslararası bir üne kavuşacaktır.

Burada çalışmanın ve üretmenin bir değeri olmadığı gibi, okumanın, öğrenmenin, bilgi sahibi olmanın da bir değeri yoktur. Doğru düzgün bir öğrenim hayatı olmayan Hayri İrdal gibi bir kişi, olmayan bir bilgin hakkında bir kitap yazabilmekte, mimari projeler hazırlayabilmektedir. Bütün bunlar, toplumun, bilim dünyasının, profesyonel hayatın içinde bulunduğu çarpıklıkları trajikomik bir biçimde sergilemektedir.

Öte yandan gerçek anlamda çalışmanın, üretmenin ve topluma hizmet etmenin değerine inanan Ahmet karakteri romanda fazlaca ön plana çıkarılmamış ve bu yolla çarpıklığın derinliği daha bir vurgulanmak istenmiştir.

Romanda kimin akıllı, kimin deli; kimin normal, kimin anormal olduğu da birbirine karışmıştır. Psikanaliz uzmanı Doktor Ramiz mi delidir, yoksa onun hastası konumundaki Hayri İrdal mı? Şaka olsun diye “şerbetçibaşı” elmasından söz eden Hayri İrdal mı anormaldir, yoksa onun bu sözüne inanıp hayatı boyunca bu konuyu öne sürenler mi? Bu arada Hayri İrdal da kendi yaşamında deli-akıllı, normal-anormal hâller arasında gidip gelmektedir. Kimi zaman SAE fikrinin saçmalığını öne sürmekte, kimi zaman onun en inançlı savunucusu olmaktadır. Kimi zaman karısının kendini aldattığını fark etmemekte, kimi zaman o da karısını aldatmaktadır.

Romanda yaratılan bu çelişkili durumlar, bir anlamda Türk toplumunun gel-gitlerini, karmaşasını, karmaşıklığını gösteren birer anlatım unsuru olarak kullanılmıştır..

Tahsin Yücel’e göre romanda anlatılan, bir gerçekten çok, anlamsızlık düşüncesidir. Yücel, Tanpınar’ın, anlamsızlık fikrini, bir çevrenin iki ayrı çağı içinde ele aldığını ve gözler önüne serdiğini belirtir.

Kullanılan Anlatım Tekniği

Berna Moran, romanın hiciv tekniğiyle yazıldığını belirtir. Moran’a göre, Hayri İrdal, çağın ve olayların içinde olmasına karşın, diğerlerinden farklı kişiliğiyle her şeye dışarıdan bakan bir karakter olarak çizilmekte ve böylece “topluma bir yabancının gözüyle bakma” ve ironi (söylenen sözlerin, bu sözlerden çıkan anlamın tersini ifade etmesi) yöntemi uygulanmaktadır. Moran, yazarın, hiciv tekniğini kullanırken gülmecenin çeşitli yöntemlerinden ustalıkla yararlandığına değinir.

Sonuç olarak; başlıca teması olan “zaman” kavramını saatlerle, bir değişim içinde gösterilen Türk toplumunu da ben anlatıcı Hayri İrdal ile simgeleyen Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Türk toplumunun Tanzimat öncesinde başlayıp Cumhuriyet’e ve sonrasına uzanan dönemini hiciv yoluyla eleştiren bir düşünce romanıdır. Eleştirilen, toplumun geçmişten ve geleneksel değerlerden tamamen koparak “yeni”ye ve Batı’ya yönelmesi, bunun da bir köksüzlüğe, bir yapaylığa, bir değerler karmaşasına yol açmasıdır.

Yararlanılan Kaynaklar

1. Demiralp, Oğuz: “Aydaki Adam”, kitap-lık, sayı 40, Mart-Nisan 2000, s.92.
2. Kaplan, Mehmet: Edebiyatımızın İçinden, 2. B. İstanbul, Dergah Yayınları, 1998.
3. Moran, Berna: Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış, C.I, 13. B. İstanbul, İletişim Yayınları, 2002.
4. Tanpınar, Ahmet Hamdi: Saatleri Ayarlama Enstitüsü 9. B., İstanbul, Dergah Yayınları, 2004.
5. Yücel, Tahsin: “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”, kitap-lık, sayı 40, Mart-Nisan 2000, s.130.
Read more

Mustafa Can Aksoy Kimdir? Kedi Katili

Mustafa Can Aksoy kediyi bıcaklayarak kedinin kuyruğundan sürüyerek ölümüne sebebiyet vermiştir..

Can Aksoy'un acilen cezalandırılması ve tedavi altına alınmasını istiyosanız sizlerde bir imza atınız.

İmza Kampanya Ve Dilekçe Örneği İçin Tıklayın

O İğrenç Videoyu İzlemek İçin Tıklayın


To:
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörlüğü
Eskişehir Valiliği
orman su bölge müdürlüğü
başbakanlık
kültür ve turizm bakanlığı özel kalem
TBMM 
öğrencilerinizden edebiyat bölümü öğrencisi Can Aksoy kediyi bıcaklayarak kedinin kuyruğundan sürüyerek ölümüne sebebiyet vermiştir.. can aksoyun okuldan atılıp gereken cezanın verilmesini istiyoruz.. rektörlük no :0 222 2393750
Sincerely,
[Your name]
Read more

12. Sınıf Türk Edebiyatı Sayfa 57 - 58 Soruları ve Cevapları ( Lider Yayınları )

Ölçme ve Değerlendirme
1. Aşağıdaki cümlelerin bildirdiği yargılar doğru ise karşılarına “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
• Öz şiir anlayışının ilk belirtileri Ahmet Hâşim ve Yahya Kemal Beyatlı’da görülmüştür. ( D )
• Öz şiir anlayışını benimseyen şairlerde biçim kaygısı görülmez. ( Y )
• Öz şiir anlayışıyla yazılmış şiirlerde bireysel konular hece ölçüsü kullanılarak modern bir söyle­yişle ifade edilmiştir. ( D )

2. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
• Batı edebiyatındaki sembolist akım edebiyatımızda ÖZ ŞİİR anlayışını benim­seyen şairleri etkilemiştir.
• Öz şiir anlayışının oluşmasında Milli Edebiyat Dönemi şiir hareketleri etkili olmuştur.
• Öz şiir anlayışında bireysel konulara ağırlık verilmiştir.

3. Aşağıda verilen şairlerden hangisi Oz şiir anlayışı dışındadır?
A) Ahmet Hamdi Tanpınar
B) Cahit Sıtkı Tarancı
C) Ziya Osman Saba
D) Necip Fazıl Kısakürek
E) Faruk Nafiz Çamlıbel

CEVAP: E

4. Aşağıda verilenlerden hangisi Öz şiir anlayışının özelliklerden biri değildir?
A) Biçim çabasının ön planda olması
B) Sade bir dil kullanılması
C) Sembollerden yararlanılması
D) Hece ölçüsünün kullanılması
E) Mahalli unsurların ihmal edilmesi

CEVAP: E

5. “Şiirinin teması genellikle çocukluk yıllarına duyduğu özlemdir. Ayrıca insan sevgisi, yaşama tutku­su ve aile mutluluğu da şiirlerinde dile getirdiği temalardandır. O; sevgi, güzellik, mutluluk şairidir. Sebil ve Güvercinler, Nefes Almak, Geçen Zaman şiir kitaplarıdır.”
Bu parçada tanıtılan şair aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yaşar Nabi Nayır
B) Sabri Esat Siyavuşgil
C) Cevdet Kudret Solok
D) Vasfi Mahir Kocatürk
E) Ziya Osman Saba

CEVAP: E

6. Aşağıda verilen yazar – eser eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?
A) Ziya Osman Saba – Mesut insanlar Fotoğrafhanesi
B) Sabri Esat Siyavuşgil – Odalar ve Sofalar
C) Yaşar Nabi Nayır – Kahramanlar
D) Vasfi Mahir Kocatürk – Bizim Türkler
E) Cevdet Kudret Solok – Değişen İstanbul


CEVAP: E
Read more

12. Sınıf Türk Edebiyatı Sayfa 93 - 94 Soruları ve Cevapları ( Lider Yayınları )

12. Sınıf Türk Edebiyatı Kitabı Cevapları – Lider Yayınları 2013-2014- Garip Hareketi -Ölçme ve Değerlendirme – (Sayfa 93-94)
1.  Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
•  Garip şiir hareketi 1940 yılında ortaya çıkmıştır. (1940-1950 yıllarında etkili olmuştur.)
•  Garip şiir hareketi Batı’daki sürrealizm akımından etkilenmiştir.
•  Garip şiir hareketinin temsilcileri Orhan Veli Kanık, Oktay Rıfat Horozcu ve Melih Cevdet Anday‘dır.

2.  Aşağıdaki cümlelerin bildirdiği yargılar doğru ise karşılarına “D”, yanhş ise “Y” yazınız.
•  Garip şiir hareketinin anlayışını kamuoyuna Oktay Rifat Horozcu açıklamıştır. ( Y)
•  Garipçiler ile Toplumcu Gerçekçiler serbest nazım tekniğini kullanmada farklılık gösterir. ( D )
•  Garip şiirinde Türk tarihi ile ilgili temalara yer verilmemiştir. ( D )

3.  Aşağıda verilen dizelerden hangisi Garip şiir anlayışına uygundur?
A)  Kuş gibi uçarım yollarda
Koluma takınca karımı
B)  Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü.
C)  Dilek yolunda ölmek Türklere olmaz tasa,
Türk’e boyun eğdirir yalnız töre ile yasa.
D)  Çoban kaval çaldı, sordu bülbüle:
“Sürülerim hani, ovam nerede?”
E)  Gurbetten gelmişim yorgunum hancı,
Şuraya bir yatak ser yavaş yavaş…

CEVAP: A
4.  “Serbest şiirin öncülerindendir. Yerleşik şiir kurallarına karşı çıkmakla birlikte söz sanatlarından ve şiirsellikten tam anlamıyla kopamamış, daha sonraları İkinci Yeni Şiir anlayışına yaklaşmış, Toplum­cu Gerçekçi anlayışta şiirler de yazmıştır. Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler, Perçemli Sokak önemli eserlerindendir.”
Bu metinde tanıtılan sanatçımız aşağıdakilerden hangisidir?
A)  Edip Cansever
B)  Melih Cevdet Anday
C)  Orhan Veli Kanık
D)  Oktay Rifat Horozcu
E)  Cemal Süreya

CEVAP: D
5.  Aşağıda verilenlerden hangisi Garip şiirinin anlayışına uygun değildir?
A)  Günlük konuşma dilinden yararlanma
B)  Şairane üslubu benimseme
C)  Sıradan insanın dünyasına eğilme
D)  Şiirde mizah ve ironiye yer verme
E)  Ölçü ve kafiyeye karşı çıkma

CEVAP: B
6.  Aşağıdakilerden hangisi Melih Cevdet Anday’ın eserlerinden biri değildir?
A) Garip  B) Rahatı Kaçan Ağaç  C) Telgrafhane
D) Yan Yana  E) Vazgeçemediğim

CEVAP: E
7.  Aşağıda verilen yazar – eser eşleştirmelerini doğru bir biçimde yapınız.

Orhan Veli Kanık-Yenisi
Oktay Rıfat Horozcu – Yaşayıp Ölmek
Melih Cevdet Anday – Teknenin Ölümü
Read more

10. Sınıf Edebiyat Sayfa 112 - 113 Soruları ve Cevapları ( Biryay Yayınları )

SAYFA 112
c. Mevlânâ'nın fikirleri, inançları.yaşamı ve hayat felsefesinin Mesnevi'ye nasıl yansıdığını aşağıya not ediniz.CEVABI BURADA...
Mevlânâ’nın fikirlerinin temelinde ‘ilâhî aşk’, ‘gerçek kulluk’, ‘tolerans’ ve ‘hoşgörü’ bulunmaktadır.Mevlânâ’da aşk, hayatın aslıdır, özüdür; kâinatın yaratılış gayesidir. . Mevlânâ bu düşünceden hareketle, binlerce beyitte ilâhî aşktan bahseder./Ayrıca Mesnevisinde tasavvuf düşüncesini birbirine bağlı hikayelerle anlatır.
Anlama, Yorumlama...

1. Okuduğunuz metinlerden hareketle XIII-XIV. yüzyıla ait eserlerin oluşmasını sağlayan zihniyet hakkında bilgi veriniz.
Bu dönem eserleri tasavvuf zihniyeti etrafında şekillenmiştir
2. Battal Gazi ile Oğuz Kağan Destanı'ndaki Oğuz Kağan'ı kişilikleri ve olağanüstü özellikleri yönünden karşılaştırınız. İki kahramanın benzerlik ve farklılıklarını sıralayınız.

İslamın bütün emirlerini ahlâkını, adâlet, şefkat, insaniyet hükümlerini yerine getirir. Zayıfı, düşkünü kadını öldürmez, asla şarap içmez, harama bulaşmaz. İslam ilimlerini ve diğer dinleri oldukça iyi bilir. Dürüst, adaletli, alçak gönüllüdür. Tam bir Müslüman hayatı sürdürür. Derin bir manevi aşkı vardır.
Battal Gazi de savaş İslam için yapılmaktadır. Oğuz Kağan Destanında ise bireysel kahramanlık ön plandadır. Her ikisi, de kahramanlık temasını işlemişlerdir.Metnin teması eserin yazıldığı dönemin özelliklerini yansıtmaktadır. Temanın işlendiği zamanda Anadoluda savaşlar yapılmaktadır
Battalname , bazı olağanüstülüklerin işlenmesi yönüyle destan özelliği gösterir. Olay örgüsü, kişi mekan ve bir anlatıcının olması yönüyle günümüz hikayelerinin özelliklerini yansıtır.
16. eserin yazarı savaşa katılmış bir kişidir. Bu dönemde savaşlarda vak’a nüvistler vardır. Bunlar savaşa katılıp yaşananları yazıya geçirirlerdi.

3. Dede Korkut Hikâyelerindeki Türk aile yapısıyla günümüz aile yapısını bireylerin birbirleriyle ilişkileri yönünden karşılaştırınız. Benzerlik ve farklılıkları belirtiniz.
Dede Korkut hikâyelerinde aile, kutsiyetini tam manasıyla muhafaza etmekte; anne-baba-evlat ilişkisi saygı ve sevgi çerçevesinde sürdürülmektedir. Bunu sağlayan ise, küçük yaştan itibaren kişilerin, toplumsal rollerinin gereğince ihtimam gösterilerek yetiştirilmeleridir. Aynı şekilde bu yetişmede, yalnız anne baba değil, tüm toplum iş birliği içerisindedir. Dahası, toplumun "tam bilicisi" konumundaki Hak erleri de bu yetişmede en önemli manevi etken konumundadır.
4. Deli Dumrul Hikâyesi'ndeki Dede Korkut'un rolünü belirtiniz. Dede Korkut'un günümüz filmlerinde karşılaştığınız akıl danışılan, mesaj veren bilge kişiliklerle ilişkisini açıklayınız.
Dede Korkut simgesi, hikâyelerin değişmeyen motifidir. Oğuz boylarının başı derde girdiğinde veya sevinçli bir durumu olduğunda "Oğuz bilicisi" Dede Korkut'a danışır; o ne derse o yapılırdı. Çocuklara ad konulacağı zaman Dede Korkut çağrılırdı.
5. "Gördü dost, ağyârı- hâlinden - Ömer / Baktı etmiş'sırr-ı Hak' gönlünde yer." dizeleriyle anlatılmak istenen nedir? Açıklayınız. Bu düşünceyi, Mevlânâ'nın "Gel, gel, ne olursan ol yine gel, / İster kâfir, ister mecusi, / İster puta tapan ol yine gel." sözüyle ilişkilendiriniz...

6. "Dede Korkut'ta tarihe dayanma vasfının tabii bir neticesi olarak bir coğrafya vardır. Bu coğrafya görünüşte, ön planda Doğu Anadolu ve Azerbaycan sahasıdır. Fakat bunun arkasında ya doğrudan doğruya veya çok defa bu sahaya adapte edilmiş olarak Orta Asya'nın Türkistan coğrafyasının unsurları yatar. Böylece eser, destan olarak zamansız ve mekânsız olan masal ve efsaneden ayrılmış olur."
Muharrem Ergin'in değerlendirmesinden yararlanarak "Deli Dumrul" hikâyesiyle masalları karşılaştırınız. Benzer ve farklı yönlerini sıralayınız.

Deli Dumrul Hikâyesi >>>>>>>>Masal
Benzerlikler
Her ikisi de olay çevresinde gelişen metinlerdir.
Her ikisinde de metnin yapısını olay örgüsü, yer, zaman ve kişiler oluşturur.
İkisinde de hikaye edici ve betimleyici anlatım sıklıkla kullanılır.
Farklılıklar
Masallarda zaman ve mekan belirsizdir.Deli Dumrul hikayesinde mekanlar bellidir.
Masalda milli ve dini motifler bulunmaz,Deli Dumrul'da  ise milli ve dini motifler kişilerin sosyal durumları mevcuttur.

DEĞERLENDİRME:

1. Aşağıdaki cümlelerde boşbırakılan yerlere uygun sözcükleri yazınız.

• XIII. yüzyılda yaşamış olan MEVLANA, Mevlevi tarikatının kurucusudur.

• XIII -XIV. yüzyılda anlatmaya bağlı metinler MANZUM  ve MENSUR olmak üze-

re iki gruba ayrılır.

• XIII-XIV yüzyılda kahramanlık hikâyeleri, FETİH  ve GAZA  temalarını işlemesiyle
halkın ilgisini çekmişti.

MESNEVİDE  yalnız tarikat bilgileri verilmemiş; aynı zamanda efsanelerden, peygam-

berlere ve evliyalara ait menkıbelerden faydalanılan hikmetlere yer verilmiştir.

2. Aşağıdaki cümlelerin başına yargılar doğru ise "D", yanlış ise "Y" yazınız.

(D) Anadolu'da yaşayan Oğuz Türkleri XIII-XIV. yüzyılda İslamiyetin etkisi altında oldukları için din temasını o dönem hikâyelerinin eksenine almışlardır..

(D) Dânişmentnâme, Battal Gazi Destanı'nın devamı niteliğindedir.

(Y) Dede Korkut Hikâyeleri XII. yüzyılda yazıya geçirilmiştir

(D) Battal Gazi'nin olağanüstü bir kuvveti vardır. Peygamberin ve Hızır'ın yardımlarıyla her türlü zorluğu yener.

(D) XIII-XIV. yüzyıllardaki eserlerin kaynağı İslamiyet öncesi destanlar ve İslami dönemde oluşan hikâyelerdir.

(D) Dânişmentnâme'de anlatılan olaylar, Anadolu coğrafyasında geçmiştir.

(D) Mesnevi, aruz ölçüsüyle yazılmış, 25.618 beyitten oluşan bir eserdir..


3. Aşağıdakilerden hangisi Dede Korkut Hikâyelerinin özelliklerinden biri değildir?

A.Oğuz Türklerinin hayatını anlatması

B. Anonim bir ürün olması

C. Olayların geçtiği mekânın değişken olması

D.Olayların geçtiği zamanın kısa olması

E. Kahramanlık destanı niteliğinde olması

4. Aşağıdakilerden hangisi Dânişmentnâme için söylenemez?

A.İslami dönemin etkisinde olması

B. Canlı savaş tasvirlerinin olması

C. Hikâyedeki Melik Gazi'nin olağanüstü özelliklere sahip olması

D. Benzetmelerden yararlanılması

E. Temasının evrensel bir nitelik taşıması

5. Dede Korkut Hikâyelerinin millî kültürümüz açısından önemini belirtiniz.

6. (I) Kitab-ı Dede Korkut, sanatçısı belli olmayan, halkın ortak malı olan bir eserdir. (II) Nazım ve nesir kanşımı on iki hikâyeden oluşur. (III) Hikâyelerde daha çok, Oğuzlann, düş-manlan ve insanüstü güçlerle savaşımlan anlatiimaktadır. (IV) Her hikâye bağımsız olmakla birlikte çoğunda ortak kahramanlar bulunur ve her hikâyenin sonunda Dede Korkut söz alır. (V) Hikâyelerde adı geçen Dede Korkut kahramanğıyla ün kazanmış Oğuz Beylerinden biridir.

Bu parçada numaralanmışcümlelerin hangisinde verilen bilgi yanlıştır?

A. I. B. II. C. III. D. IV E. V

(1996-ÖYS)

Araştırma

1. XIII-XIV. yüzyıllardaki öğretici metinlerin hangi geleneğin etkisiyle yazıldıdığını araştınnız.
TASAVVUF GELENEĞİ
Tasavvuftaki "marifet" terimi hakkında bilgi edininiz.


MARİFET: Bilgi, tecrübi ve ameli bilgi, tanımak, aşinalık. (tas.) Sofilerin ruhani halleri yaşayarak, manevi ve ilahi hakikatleri tadarak (iç tecrübe ile vasıtasız olarak) elde edilen bilgi.
Marifet iki nevidir :
(1) Taarruf: Allahü Teala’nın kullarına kendisini bizzat tanıtır. (2) Ta’rif: Allahü Teala kullarına kudretinin eserlerini dış dünyada ve iç dünyada maddi ve manevi alemlerde gösterir. Sonra onlarda bir lütuf (latife, akıl)  meydana getirir. Bu lütuf sayesinde eşya, kendisinin bir yaratıcısı bulunduğunu insanlara gösterir. Avamdan olan müminlerin marifeti budur. Taarruf ise havasın marifetidir. Kısacası taarruf, Allahü Teala’yı doğrudan,  ta’rif ise delil ile tanımaktır.


Bu yazının tamamı http://www.edebiyatfatihi.net/ sitesinden alınmıştır. Kaynak siteyi mutlaka ziyaret edin.

Read more