Home
All posts
Nexus Q Nedir?
Google’ın I/O geliştiriciler konferansında beklendiği üzere donanım tarafında da göz alıcı yenilikler görücüye çıktı. En çarpıcı olanlardan biri şüphesiz Google’ın NFC’li medya oynatıcısı Nexus Q.
Ev kullanıcıları için ses ve görüntü aktarım gereci olarak tasarlanan ürün, hem siyah küre şeklindeki minimalist tasarımı hem de Google Play senkronizasyonu ile de Apple TV’ye rakip olma iddiasını hissettiriyor.
Q’da Galaxy Nexus’ta da bulunan yonga setleri kullanılmış. Ethernet, Bluetooth ve NFC bağlantı özelliklerine sahip cihaz, elbette tüm Android işletim sistemli akıllı telefon ve tabletlerle kontrol edilebiliyor, onlarla veri alışverişi yapabiliyor.
Göz alıcı Q’nun en çarpıcı özelliklerinden bir diğeri cihaza tanıtılan tüm Google Play hesaplarına aynı anda bağlanıp müzik veya videoların listeye alınabilmesi, sıraya dizilebilmesi. Google, çok kullanıcılı bu ‘ortak’ paylaşım özelliğini ‘sosyal aktarım’ olarak nitelendiriyor.
Siyah kürenin çevresini dolanan 32 LED lambalı ince halka, o sırada dinlenen müziğe göre renk ve ritm değiştiriyor. Kürenin üst yarısının tamamı döner ses ayarı sağlıyor. Dokunma sensörü ‘sessiz’ tuşu işlevi sağlıyor.
Şimdilik sadece ABD’de, Google Play Store üzerinden sipariş verilebilen cihazın fiyatı 299 dollar ve ilk teslimatlar Temmuz’da başlıyor. Google Q’nun resmi tanıtım videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.
Bu yazı Noyan Ayan tarafından yazılmış olup Webrazzi'de yayınlanmıştır.
Lana Del Rey - National Anthem
Günlerdir merakla beklediğimiz Lana Del Rey'in yeni şarkısı National Anthem'in video klibini sonunda yayınlandı. Güzelliği ve sesiyle beni kendine hayran bıraktıran Lana yine tam tarzında bir video klip yapmış.
Lady Gaga - Princess Die
Lady Gaga dün akşam Melbourne konserinde yeni şarkısından bir bölümünü seslendirdii. daha önceden yeni albümünün ismini önümüzdeki ay açıklayacağını bildiren Gaga'nın Princess Diee şarkısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Terörü Lanetliyoruz
Siir'tin Eruh İlçesi kırsalında, pusu kuran teröristlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 3 askerimizin şehit olduğu haberini büyük bir üzüntüyle öğrendik.
Şehitlerimize Allah'tan rahmet; şehitlerin yakınları, Türk Silahlı Kuvvetleri ve tüm Ulusumuza başsağlığı dileriz |
SİİRT'in Eruh İlçesi kırsalında dün akşam güvenlik güçlerine pusu kuran PKK'lı teröristlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışma şehit sayısı 3'e çıktı.
Siirt'in Eruh İlçesi'nden Görendoruk Köyü Jandarma Karakolu'na dün akşam giden askerlere PKK'lı teröristler pusu kurdu. Eruh'a 2 kilometre uzaklıktaki Gedikkaşar Mevkii'nde ormanlık araziye gizlenen teröristler, askerlerin geçişi sırasında uzun namlulu silahlarla ateş açtı. Açılan ilk ateşte Uzman Çavuş Mesut Günay şehit oldu. Askerlerin anında karşılık vermesiyle çatışma çıktı. Takviye birliklerin sevk edildiği bölgede teröristlerle aralıklarla devam eden çatışmada şehit sayısının 3'e yükseldiği belirtildi.
Siirt 3'üncü Komando Tugay Komutanlığı'ndan kalkan Kobra helikopterleri, saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin bulunduğu alanları yoğun ateş alıp bombaladı. Bölgede çatışmaların sürdüğü bildirildi
50 Cent Trafik Kazası Geçirdi
50 cent geçtimiz pazartesi günü trafik kazası geçirdi..şimdilik sağlık durumu iyi olan 50 centin boyun ve bel bölgesinden yaranlandığı söylendi. hayranları oldukça endişeli olan süperstar rapci yapılan açıklamnın sonrasında saglık durumunun iyi oldugunu ve en kısa zamanda aramıza dönecegini söyledi
Kat DeLuna - Wanna See You Dance
Özellikle bu yaz dans şarkılarıyla iyi bir çıkış yakalayan latin star kat deluna yeni şarkısı wanna see you dance ile yine çok dans ettirecek gibi.
Türkiye'de ilk kez yayınladığımız şarkı yakında diğer radyoların playlist ve sitelerinde (:
radyoların referans sitesi olmaya devam ediyoruz..
Read more
Türkiye'de ilk kez yayınladığımız şarkı yakında diğer radyoların playlist ve sitelerinde (:
radyoların referans sitesi olmaya devam ediyoruz..
Yeniçeri Nedir? Osmanlıda Yeniçerilerin Görevleri
Yeniçeri, Osmanlı İmparatorluğu’nun belirli bir döneminde kurulan ve kendine has bir düzeni olan askeri örgüte mensup ere verilen isimdir. Yeniçeri örgütü, o zamanki deyimiyle “Yeniçeri Ocağı” 500 yıl süreyle İmparatorluk ordusunun temel direği olmuş, sonradan politik etkilerle düzenin çözülmesi yüzünden sık sık ayaklanmaların görülmesi üzerine, faydadan ziyade zarar getireceği düşünülerek ortadan kaldırılmıştı.
Osmanlı Devleti’nin kuruluşu yıllarında askerin çoğu atlıydı. 1329 yılında I. Orhan zamanında, “yaya” diye tanımlanan ilk Osmanlı piyade örgütü kuruldu.
Sınırların genişlemesi, devletin giderek büyümesi,bu “yaya” örgütü yerine daha güçlü ve yeterli birliklerin varlığını gerektirdi. “Hüdavendigar” namıyla anılan I. Murat, 1362 yılında “Yeniçeri” Örgütünün kurucusu oldu. “Yaya” asker de, ordunun geri saflarında görevlendirilecek şekilde yeni düzene kokuldu.
Yeniçeri birliklerine yetiştirilmiş asker sağlamak amacıyla kurulması düşünülen ilk “acemi ocağı” 1363 yılında gerçekleştirildi. Bu ocak Gelibolu’da kurulmuştu.
Savaşlarda alınan tutsaklardan işe yarar görülenler,bu ocağa kaydedilecekti.
Askerliğe elverişli olmayan tutsaklardan,kanunla belirlenen miktarda vergi alınıyordu. Erkek esirler, yaşlarına göre (Şirhor), (Beççe), (Guiamçe), (Gulam), (Sakallı) ve (Pir) diye gruplandırılıyordu. Sonradan bu kanunda temelden değişiklikler yapıldı.
Başlangıçta,bu amaçla alınan tutsakların yaşlarına dikkat edilmiyordu. Bir süre sonra,yaşları 10-20 arasında erkek çocukların alınması esas tutuldu. Zamanla, Hıristiyanlardan Acemi Oğlanı alınması,yani “devşirme” uygulaması ortaya çıktı. “Devşirme Kanunu” hazırlandı.Hıristiyan uyrukların ,belirli yaştaki birden fazla erkek çocuğundan birinin ocağa alınmasına başlandı.
Yaklaşık olarak iki buçuk yüzyıl bu sistem uygulandı.
Bu düzendeki “Acemi Ocağı” başlangıçta 3000 mevcutluydu. Kanuni döneminde ocak mevcudu 4000′i buldu. Sonraları giderek 12.000-13.000′e kadar yükseldi. Yeniçeri Ocağı’nı meydana getiren sınıfların hepsi birden “Kapıkulu” diye tanımlanırdı.
Ocaklar ise şöylece sıralanıyordu :
(1) Acemi Ocağı, (2) Yeniçeri Ocağı; (3) Cebeci Ocağı, (4) Topçu Ocağı, (5) Top arabacıları, (6) Humbaracı Bölükleri, (7) Lağımcı Bölükleri.
Ocak subayları, “Ocak” ve “Orta” subayları olmak üzere iki guruptu.
Yeniçeri Ağası, Yeniçeri ve Acemi Ocakları’nın Başkomutanı’ydı.
Onun ardından, Sekban Ortaları Komutanı olan “Sekbanbaşı” geliyordu. Yeniçeri Ağası,Sancak Beyi ayarında sayılırdı.Terfi ederek beylerbeyi veya “Kaptan-ı Derya” olurdu.
Daha yukarda değinmiş olduğumuz gibi, zamanla düzeni çözülen,törelere,geleneklere bağlılığı,disiplin anlayışı gevşeyen, kendi çıkarlarını her şeyden yeğ tutan, sık sık “kazan kaldıran” Yeniçeriler, 1796 yılında III. Selim tarafından kurulan “Nizam-ı Cedit”,yani “Yeni Düzen” örgütüyle geri plana itildi. Yeniçeriler,bu yeni kuruluşa katılmak istemediler.”Nizam-ı Cedit” ayrı bir örgüt olarak kuruldu. Anlaşmazlık sonucu çıkan kabakçı Mustafa isyanı ile III. Selim tahttan indirildi.
Yeniçeri ocağı artık devletin yönetimine de el atmağa kalkışıyordu.
1826 yılında Et Meydanı’nda toplanıp tekrar ayaklanmaları üzerine, Sancak-ı Şerif altına çağrılan ve toplanan, Hükümete bağlı kuvvetler, Yeniçerileri kışlalarında sıkıştırdılar.
Kışlaların topa tutulması, 500 yıllık bir örgütün sonu oldu.
B Vitamini Bulunan Besinler, B vitamini Eksikliği
Bu grupta 13 ayrı vitamin bulunmaktadır. Bu vitaminler, uygun oranlarda, birlikte alınmalıdır. Çünkü içlerinden birinin büyük dozda alınması öbürlerinde bir eksikliğe neden olabilir. Bunu siz kendi başınıza yapamazsınız ama, taze besinlerden oluşan bir rejim sayesinde Doğa bunu size sağlar. Yapılan sentetik vitaminlerde bu oranlar çok iyi ayarlanmıştır. Bütün bu vitaminler suda erirler, fazlalıkları da vücuttan idrarla atılır. Onun için, her gün bu vitaminleri almak gereklidir. Fakat unların rafine hale getirilmesi B Kompleks vitaminlerini yok ettiği için besinle bunları almak da daima kolay olamaz. Yine bu vitaminlerden çoğu ışıkta, pişme sırasında yok olur. Gerilim içinde olanlara, hamile kadınlara, alkoliklere ayrıca B Kompleks vitaminleri verilmelidir. soruveceap.blogcu.com B Kompleks vitaminlerinin en iyi kaynağı yeşil yapraklı sebzeler, bira mayası, rafine olmamış tahıllardan yapılan un ve ekmekler, karaciğer, böbrek başta olmak üzere sakatattır
B vitamini suda eriyen vitaminlerdendir.Vücutta depo olmazlar bu nedenle bu vitaminlere ihtiyaç fazladır.Sürekli olarak besinlerle almamız gerekir.Çünkü aldığımız anda fazlası idrar yolu ile atılır.Bu nedenle de sürekli almak gerekir.toksik değildir yani fazlalıklarının vücuda bir yan etkisi olmaz.Çok kolay emilirler.B vitaminleri fonksiyonlarına göre çeşitlere ayrılırlar.
B vitamini suda eriyen vitaminlerdendir.Vücutta depo olmazlar bu nedenle bu vitaminlere ihtiyaç fazladır.Sürekli olarak besinlerle almamız gerekir.Çünkü aldığımız anda fazlası idrar yolu ile atılır.Bu nedenle de sürekli almak gerekir.toksik değildir yani fazlalıklarının vücuda bir yan etkisi olmaz.Çok kolay emilirler.B vitaminleri fonksiyonlarına göre çeşitlere ayrılırlar.
B1
Karbonhidratlardan enerji üretimi, beyin fonksiyonları ve sindirim sistemi için gerekli proteinleri vucudun kullanabilmesini sağlar.Kas ve sinir sistemi için gereklidir.Eksikliğinde hafıza zayıflığı, güçsüzlük, iştahzısızlık, dikkatsizlik,kabızlık, mide ağrısı, ayak ve ellerde karıncalanma görülür.
Karbonhidratlardan enerji üretimi, beyin fonksiyonları ve sindirim sistemi için gerekli proteinleri vucudun kullanabilmesini sağlar.Kas ve sinir sistemi için gereklidir.Eksikliğinde hafıza zayıflığı, güçsüzlük, iştahzısızlık, dikkatsizlik,kabızlık, mide ağrısı, ayak ve ellerde karıncalanma görülür.
Buğday, baklagiller karaciğer, ıspanak,, bamya, fasülye, pancar, badem, ceviz, fındık, esmer pirinç, yulaf, mısır,koyun eti, sığır eti, balık ve sütte bolca bulunur.
B2
enerji üretimi için gerekli.Protein karbonhidrat ve yağklardan enerji üretilmesine katkı sağlar.Vücuttaki asit dengesini düzenler. Cilt,saç, tırnak ve gözler için önemli bir vitamindir.
enerji üretimi için gerekli.Protein karbonhidrat ve yağklardan enerji üretilmesine katkı sağlar.Vücuttaki asit dengesini düzenler. Cilt,saç, tırnak ve gözler için önemli bir vitamindir.
Süt ve süt ürünleri, karaciğer, böbrek, mantar, elenmemiş undan yapılmış ekmek, cerealler, badem, yeşil sebzeler,havuç,fındık, mercimek ,patetes gibi besinlerde ve sebzelerde bulunur.
Eksikliğinde Gözlerde yanma ve bulanıklık, parlak ışığa hassasiyet, katarakt, yağlı saçlar, cilt sorunları, tırnakların çabuk kırılması, dudaklarda çatamalar gibi cilt ve deri problemleri görülür.
B3
Protein karbonhidrat ve yağklardan enerjiüretimi, beyin fonksiyonları ve cilt sağlığı için gereklidir. Kan şeker seviyesini dengeler.Kanda kolesterol seviyesini düşürür.
Protein karbonhidrat ve yağklardan enerjiüretimi, beyin fonksiyonları ve cilt sağlığı için gereklidir. Kan şeker seviyesini dengeler.Kanda kolesterol seviyesini düşürür.
Karaciğer, böbrek, balık, tavuk, ekmek, cerealler, mantar, baklagiller, fıstık, fıstık yağı, ceviz, fındık, badem, bira mayası, esmer pirinç, esmer makarna,kabak ,incir, hurma
Enerji azlığı, ishal, , baş ağrısı, bellek zayıflığı, uykusuzluk sıkıntı, çabuk kızma, depresyon, dişeti kanamaları veya hassasiyeti, sivilce, egzama.
B5
Enerji üretiminde rol oynar. Beyin fonksiyonları ve sinirler için önemli. Cilt ve saç sağlığında önemli etkisi vardır.
Doğada çok miktarda vardır.Bağırsaklarda da bir miktar sentez edilebilir.
Karaciğer, böbrek,tavuk, yumurta, kırmızı et, buğday, mısır ve baklagillerde bolca bulunur.
Ayrıca bir miktar bağırsaklarda da yapılmaktadır. Eksikliği kan şekerinde düşme, ellerde titreme, kalp çarpıntıya neden olur .Kramplar, ayaklarda yanma hissi, erken yorulma,enerji kaybı ve güçsüzlük.
Enerji üretiminde rol oynar. Beyin fonksiyonları ve sinirler için önemli. Cilt ve saç sağlığında önemli etkisi vardır.
Doğada çok miktarda vardır.Bağırsaklarda da bir miktar sentez edilebilir.
Karaciğer, böbrek,tavuk, yumurta, kırmızı et, buğday, mısır ve baklagillerde bolca bulunur.
Ayrıca bir miktar bağırsaklarda da yapılmaktadır. Eksikliği kan şekerinde düşme, ellerde titreme, kalp çarpıntıya neden olur .Kramplar, ayaklarda yanma hissi, erken yorulma,enerji kaybı ve güçsüzlük.
B6
Beyin fonksiyonları, hormonların üretimi için gerekli. Seks hormonlarını dengeler. Alerjik reaksiyonları engelleyen bir vitamindir.
Karaciğer, böbrek, kırmızı et, balık, yumurta, ekmek, bamya, fasulye, yulaf, mısır, pirinç de bolca bulunur.
Eksikliğinde güçsüzlük, hafıza kaybı, çarpıntı,kansızlık, ciltte kuruluk, görme problemleri, uyuşukluk görülür.
Beyin fonksiyonları, hormonların üretimi için gerekli. Seks hormonlarını dengeler. Alerjik reaksiyonları engelleyen bir vitamindir.
Karaciğer, böbrek, kırmızı et, balık, yumurta, ekmek, bamya, fasulye, yulaf, mısır, pirinç de bolca bulunur.
Eksikliğinde güçsüzlük, hafıza kaybı, çarpıntı,kansızlık, ciltte kuruluk, görme problemleri, uyuşukluk görülür.
B11 vitamini
Kırmızı kan hücreleri ve sinir dokularının oluşumunda rol oynar. Hücre bölünmesi için gereklidir.
Büyümeyi sağlar
Karaciğer, böbrek, kırmızı et, ıspanak, marul, yumurta, ekmekte bulunur.
Anne karnındaki bebeğin sinir sisteminin gelişimi için de gereklidir. Eksikliğinde iştahsızlık, kilo kaybı, bulantı, kusma, ishal, baş ağrısı, unutkanlık, çarpıntı oluşur.
Kırmızı kan hücreleri ve sinir dokularının oluşumunda rol oynar. Hücre bölünmesi için gereklidir.
Büyümeyi sağlar
Karaciğer, böbrek, kırmızı et, ıspanak, marul, yumurta, ekmekte bulunur.
Anne karnındaki bebeğin sinir sisteminin gelişimi için de gereklidir. Eksikliğinde iştahsızlık, kilo kaybı, bulantı, kusma, ishal, baş ağrısı, unutkanlık, çarpıntı oluşur.
B12
Protein kullanımı, dna sentezi,ve sinirler için gerekli. Kanda oksijenin taşınmasına yardımcı olur.Enerji üretiminde rol oynar.. Besinlerle veya sigara gibi alışkanlıklarla vücuda giren siyanürü etkisiz hale getirir. Zehirli maddelere karşı çok iyi bir koruyucudur.
Karaciğer, böbrek,koyun eti, hindi,somon, ton, uskumru gibi yağlı balıklar, yumurta, peynir,sütte bulunur.
Protein kullanımı, dna sentezi,ve sinirler için gerekli. Kanda oksijenin taşınmasına yardımcı olur.Enerji üretiminde rol oynar.. Besinlerle veya sigara gibi alışkanlıklarla vücuda giren siyanürü etkisiz hale getirir. Zehirli maddelere karşı çok iyi bir koruyucudur.
Karaciğer, böbrek,koyun eti, hindi,somon, ton, uskumru gibi yağlı balıklar, yumurta, peynir,sütte bulunur.
Eksikliğinde dilde hassasiyet dişlerde sıcağa ve soğuğa karşı hassasiyet, şişme, kızarma, hayal görme, depresyon, adalelerde kasılmalar, sinir iltihaplarına bağlı olarak el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yanma şikayetleri , kabızlık oluşur
Immanuel Kant’ın Sözleri
En yüce varlık: herşeyi bilen. Herşey için iyilik isteyen.
·Felsefe, insan için herzaman tamamlanmadan kalan bilgeliğe ulaşma çabasıdır.
·Doğa insana zorbaca davranır. İnsanlar birbirlerini kurtlar gibi parçalarlar. Bitkiler ve hayvanlar birbirlerinin üstünde gelişip birbirlerini boğarlar. Doğa onların gereksediği bakıma ve özene aldırmaz. Savaşlar uzun sürmüş sanat eylemlerinin kurduklarını ve koruduklarını parçalar.
·Ben, insan olarak, kendim için uzamda ve zamanda bir duyu nesnesiyim; aynı zamanda da bir anlam nesnesi -bir kişiyim: dolayısıyla hak sahibi bir ahlak varlığıyım.
·Birşeyi yapmalıysam, yapabilecek durumdayım demektir; üzerime kaçınılmazsa düşen, kurma olanaklarımın da içinde olmalıdır.
·Doğa eder (agit). İnsan eyler (facit). Amacın bilinciyle etkinlikte bulunan akıl sahibi özne, işler (operatur). Duyuya gelmeyen zihinsel neden, kılar (dirigit).
·İçimde öyle bir varlık var ki, etkinliğin nedensel ilişkileri (nexus effectivus) içinde benden ayrı olarak benim üstümde durur (agit, facit, operatur), kendi kendine özgür olarak, yani, uzam ve zaman içindeki doğa yasasına bağımlı olmadan, beni içimden yargılar (haklandırır ya da lanetler) ve ben insan, kendim, bu varlığım; bu, öyle, benim dışımda bir töz değildir; ve asıl garip olan şu: nedensellik, gene de, eyleme özgürlük içinde belirlenmişliktir (doğa zorunluluğu olarak değil).
·Üstümde Tanrı, dışımda dünya, içimde insansal tin-
·Dünyayı bilmek isteyen, onu önce kurmak zorundadır, hem de kendi içinde.
·İnsanda etkin ama duyu-üstü bir ilke vrdır ki, doğadan ve dünyanın nedenselliğinden bağımsız olarak,berikinin görünüşlerini belirler; buna özgürlük denir.
·Olabilir ki görmeyi ve işitmeyi sürekli yeniden öğrenmem gerekir; ama gene de nesnenin tasarımının benim kendimce a priori yapılması gereklidir.
·Özne kendi kendisini nasıl a priori belirler. en yüce bilgelik
·Dünyanın içindeki insan, dünyanın bilgisiyle birlikte ona aittir; ama dünya içinde ödevinin bilincindeki insan, görünüş değil, kendinde varlıktır; şey değil, kişidir.
·Kişi, özgürlük ilkelerine göre kendi kendini belirleyen varlıktır. Özerklik. Özgürlük ise kendi başına varlığın özelliğidir.
·Ben, insan, kendim için bir dışsal duyu nesnesi; dünyanın bir parçasıyım.
·Tek bir dünya vardır: çünkü olanaklı deneyimin nesneleri olarak duyusal görünün biçimlerinin üzerinde kurulu olduğu uzamın ve zamanın mutlak birliği vardır.
·Ben, insan, bir dünya varlığıyım ve kendim de dünyaya aitim. Şeylerin tümü benim içimdedir, hem de dışımda (exstra; praeter değil).
·Tanrı kutsal olandır, ama kutsal bir varlık yapamaz.
·Özgürlük kavramı: kendi kendinin yaratıcısı olmak.
·Özne kendi dışında etkindir.
·Madde dünya uzamının heryerindedir. Cisimler ayrı ayrı dururlar.
·İnsan, bir dünya varlığıdır, ama, kendi kendisini (onun) bir üyesi olarak kuran (varlık).
·Nereden geliyor bana bu fikirler dizisi? Varlıkların bütünlüğü akla a priori verilmiş bir kavramdır; benim kendi bilincimden kaynaklanır. Düşünmemin nesnelerini elde edip onları kavrayabilmeliyim, yoksa kendimin bilincinde olamam (cogito, sum: burada ergo demeye gerek yok). Bu autonomia rationis purae’dır; çünkü bu olmasaydı, verilmiş bir görü konusunda bile, düşünceden yoksun kalırdım; varolduğumu bilmeden, bir hayvan gibi varolurdum.
·Akıl, kaçınılmazca, nesneler yaratır kendi kendisine. Bu yüzden her düşünenin bir tanrısı vardır.
·Yaşamın peşinden gelen cansızlık ölümdür.
·İnsanın yalnızca düşünmesi değil; kendi kendine, düşünüyorum, diyebilmesidir, onu bir kişi kılan.
·Felsefe, aklın kendisine verdiği, kendi kendini kuramsal ve kılgısal bakımdan nesne kılma görevidir.
·Felsefeyi felsefe yapma işi olarak değil, tamamlanmış bir bütün olarak ortaya koymak. Kimseye aşkın filozof denemez.
·Bütün bilginin en son amacı en yüce kılgısal akılda kendi kendini tanımaktır.
İmmanuel Kant / Fragmanlar / Türkçesi: Oruç Aruoba / Altıkırkbeş yay.
Coğrafi Keşiflerin Nedenleri ve Sonuçları Nelerdir?
Coğrafi Keşiflerin Nedenleri:
· Haçlı seferleri sırasında Avrupalıların İslam ülkesindeki bolluk ve refahı görmeleri bundan etkilenerek varlıklı yaşama ulaşmak için yeni kaynak arayışına girmeleri.
· Osmanlıların ticaret merkezlerini ele geçirmesi ile Avrupalıların kendilerine yeni ticaret alanları bulma gereksinimi.
· Avrupa'daki siyasi ve ekonomik mücadelelerde yenik düşenlerin yerleşebilecekleri toprak arayışları.
· Avrupalıların Çin'den ve Hindistan'dan getirilen malları doğrudan ve ucuza kendilerinin almak istemeleri.
· Avrupalıların Hristiyanlığı yaymak istemesi.
· Pusulanın Avrupa'ya gelmesi.
· Kaliteli gemilerin yapılması.
· Cesur gemicilerin yetişmesi.
· Haçlıların seferleri sırasında Müslümanlardan dünya coğrafyası ile ilgili yeni bilgiler öğrenmeleri.
· Haçlı seferleri sırasında Avrupalıların İslam ülkesindeki bolluk ve refahı görmeleri bundan etkilenerek varlıklı yaşama ulaşmak için yeni kaynak arayışına girmeleri.
· Osmanlıların ticaret merkezlerini ele geçirmesi ile Avrupalıların kendilerine yeni ticaret alanları bulma gereksinimi.
· Avrupa'daki siyasi ve ekonomik mücadelelerde yenik düşenlerin yerleşebilecekleri toprak arayışları.
· Avrupalıların Çin'den ve Hindistan'dan getirilen malları doğrudan ve ucuza kendilerinin almak istemeleri.
· Avrupalıların Hristiyanlığı yaymak istemesi.
· Pusulanın Avrupa'ya gelmesi.
· Kaliteli gemilerin yapılması.
· Cesur gemicilerin yetişmesi.
· Haçlıların seferleri sırasında Müslümanlardan dünya coğrafyası ile ilgili yeni bilgiler öğrenmeleri.
Coğrafi Keşiflerin Sonuçları:
· Dünya'nın büyük kıtalarından; Afrika'nın tamamı ve Amerika keşfedildi.
· Büyük sömürge imparatorlukları kuruldu:
· Burjuva sınıfı önem kazanırken, soylu sınıfı önemini kaybetti.
· Avrupa'dan Amerika'ya göçlerle, Avrupa kültürü ve uygarlığı yayıldı.
· Amerika'dan Avrupa'ya bol miktarda altın ve gümüş geldi.Zenginliğin esası toprak olmaktan çıktı.
· Deniz ticaret yolları önem kazandı.
· Bilinmeyen hayvanlar ve bitki türleri tanındı.
· Köle ticareti ortaya çıktı.
· Hristiyanlık yeni yerlere yayıldı.
· Avrupa'da kilise ve papaya olan güven azaldı.
· Dünya'nın büyük kıtalarından; Afrika'nın tamamı ve Amerika keşfedildi.
· Büyük sömürge imparatorlukları kuruldu:
· Burjuva sınıfı önem kazanırken, soylu sınıfı önemini kaybetti.
· Avrupa'dan Amerika'ya göçlerle, Avrupa kültürü ve uygarlığı yayıldı.
· Amerika'dan Avrupa'ya bol miktarda altın ve gümüş geldi.Zenginliğin esası toprak olmaktan çıktı.
· Deniz ticaret yolları önem kazandı.
· Bilinmeyen hayvanlar ve bitki türleri tanındı.
· Köle ticareti ortaya çıktı.
· Hristiyanlık yeni yerlere yayıldı.
· Avrupa'da kilise ve papaya olan güven azaldı.
Kuvvet Nedir? Sürtünme Kuvveti
sürtün sürtünme kanunları nelerdir.me kanunları nelerdir
Sürtünme Kanunları Nelerdir
Kuvvet Nedir? Sürtünme Kuvveti, Sürtünme Kanunları Nelerdir
KUVVET NEDİR?
Bir cismin denge durumunu, veya şeklini değiştiren sebebe kuvvet denir. Demek oluyor ki kuvvet, bir cismi hareket ettirebilir, durdurabilir; veya cismin hareket doğrultusunu ve şeklini değiştirebilir. Bir cismi iterken, çekerken, veya kaldırırken kas kuvveti harcarız. Bir taşıt aracının veya asansörün hızı (veya ivmesi) değiştiği zaman, hareket ettiren kuvvetin farkına varabiliriz.
Fizik biliminin bir dalı olan mekanik, cisimlerin denge durumlarını ve hareketlerini inceler. Mekaniğin önemli bir konusu olan kuvvet, ne tür olursa olsun, yani ister cansız bir cisim, ister bir canlı tarafından meydana getirilsin, bir vektör ile gösterilir.
Fizik biliminin bir dalı olan mekanik, cisimlerin denge durumlarını ve hareketlerini inceler. Mekaniğin önemli bir konusu olan kuvvet, ne tür olursa olsun, yani ister cansız bir cisim, ister bir canlı tarafından meydana getirilsin, bir vektör ile gösterilir.
KUVVETİN SINIFLANDIRILMASI
Her ne kadar fizikçiler,Einstein’ın çalışmalarından bu yana bütün kuvvetlerin tek bir olaydan (elektromagnetik olay)kaynaklandığını düşünürlerse de, kuvvetler üç kümede sınıflandırılırlar:
1. Uzaktan etkiyen kuvvetler yada alan kuvvetleri;
2. Temas kuvvetleri (ancak iki sistemin bağlantı kurması sonucu ortaya çıkar);
3. Kohezyon (iç tutunum) kuvvetleri (katı cisimlerin bükülmezliğini sağlarlar).
SÜRTÜNME VE SÜRTÜNME KUVVETLERİ
2. Temas kuvvetleri (ancak iki sistemin bağlantı kurması sonucu ortaya çıkar);
3. Kohezyon (iç tutunum) kuvvetleri (katı cisimlerin bükülmezliğini sağlarlar).
SÜRTÜNME VE SÜRTÜNME KUVVETLERİ
Mekanik konularını incelerken,sürtünme kuvvetinin kaynağını anlamak çok zor değildir. Mesela aynı büyüklükte iki kütleyi biri düz, diğeri pürüzlü olan iki yüzey üzerinde çekmeye çalışırsak; pürüzlü yüzeydeki cismi hareket ettirmek için daha büyük kuvvet uygulamamız gerektiğini; karşılaştığımız yüzlerce olaydan biliyoruz. Bu durumda sürtünmenin sebebi, yüzeylerin yapısında bulunan pürüzlerden dolayıdır. Acaba yüzeylerin pürüzleri gittikçe azalırsa, sürtünmeyi de sıfıra doğru indirebilir miyiz? Bu sorunun cevabını direk olarak vermeden, gene gözlemlerimize dayanan bir olaya bakalım. Üst üste konmuş iki camı birbiri üzerinde hareket ettirmek oldukça zordur. Halbuki cam yüzeyi oldukça düzdür. Sürtünmenin çok az olması gerekirdi. Gözlemlere dayanarak şunu diyebiliriz: Yüzeylerin pürüzlüğünün azalması ile sürtünme belli bir değere kadar azalır. Pürüzsüzlük daha da azalırsa, sürtünmenin yeniden arttığı gözlenir. Bunun sebebini; yüzeylerin aşırı derecede düz olması sonucu, atom ve molekülleri bir arada tutan kuvvetlere benzer kuvvetlerin doğmasına bağlamaktadırlar.
Sürtünme kuvvetleri, yüzeylere paralel olarak etki ederler ve daima cismin hareketine veya cismin hareket ettirmek için uygulanan kuvvete zıt olarak doğarlar.
Bir cismi harekete başlatmak için uygulanan kuvvet, cismin hareketini devam ettirmek için uygulanan kuvvetten daha büyüktür. Bu bizi şöyle bir sonuca götürür: durgun haldeki sürtünme kuvveti, hareket halindeki sürtünme kuvvetinden daha büyüktür. Statik sürtünme kuvveti duran bir cismi harekete başlatan, kinetik sürtünme kuvveti de, bir cismi sabit hızda harekette tutan kuvvettir.
SÜRTÜNME KANUNLARI:
Sürtünen yüzeyler arasında oluşan sürtünme kuvvetleri belli başlı bazı durumlara bağlıdır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
* Sürtünen yüzeylerin yapısıyla (pürüzlü veya düz oluşuyla) orantılıdır.
* Sürtünen yüzeylerin alanına bağımlı değildir.
* Sürtünen yüzeyleri birbirine sıkıştıran kuvvet ile orantılıdır.
* Kinetik sürtünme, statik sürtünmeden daha azdır.
* Kinetik sürtünme, hızda bağımsızdır.
* Sürtünen yüzeylerin alanına bağımlı değildir.
* Sürtünen yüzeyleri birbirine sıkıştıran kuvvet ile orantılıdır.
* Kinetik sürtünme, statik sürtünmeden daha azdır.
* Kinetik sürtünme, hızda bağımsızdır.
Sürtünme kuvvetin, yüzeylerin yapısı ve sürtünen yüzeyleri birbirine sıkıştıran kuvvet ile orantılı olduğunu belirtmiştik. Bu durumda formülü şöyle yazabiliriz:
f = kN
Formüldeki f sürtünme kuvvetini, k sürtünme kat sayısını, N de iki yüzeyi birbirine sıkıştıran dik kuvveti verir.
HAREKET
Hareket, cismin konumunun sürekli biçimde değişmesidir. Yani bir cismin sabit kabul edilen bir noktaya göre zamanla yer değiştirmesine hareket denir.
Bir cismin hareketi, üzerine uygulanan dengelenmemiş kuvvetler tarafından meydana getirildiğini karşılaştığımız yüzlerce olaydan biliyoruz. Bir kuvvetin etkisi ile cismin hareketi sırasında izlediği yola yörünge denir. Hareketin şekli yörüngenin şekline göre isimlendirilir. Yörünge düz ise doğrusal hareket, eğri ise eğrisel hareket, daire ise dairesel hareket olarak isimlendirilir.
Seçilen bir başlangıç noktasına göre cismin vektörel uzaklığına konum denir.
Bir cismin hareketi, üzerine uygulanan dengelenmemiş kuvvetler tarafından meydana getirildiğini karşılaştığımız yüzlerce olaydan biliyoruz. Bir kuvvetin etkisi ile cismin hareketi sırasında izlediği yola yörünge denir. Hareketin şekli yörüngenin şekline göre isimlendirilir. Yörünge düz ise doğrusal hareket, eğri ise eğrisel hareket, daire ise dairesel hareket olarak isimlendirilir.
Seçilen bir başlangıç noktasına göre cismin vektörel uzaklığına konum denir.
HAREKET ÇEŞİTLERİ
1.Sabit Hızlı Hareket:Bir cisim hareket süresince eşit zaman aralıklarında eşit yol alıyorsa bu harekete sabit hızlı hareket veya düzgün doğrusal hareket denir. Hız değişmediği için ivme sıfırdır. Sabit hızlı harekete ait konum–zaman, hız–zaman ve ivme–zaman grafikleri aşağıdaki gibidir.
ÖRNEK 4:
Bir hareketli 20 saniyede 100m yol alıyorsa, bu hareketlinin hızı kaç m/s’dir?
ÇÖZÜM:
V= X V= 100m
t 20s
t 20s
V= 5m/s dir.
2.Düzgün hızlanan hareket:Bir cismin hızı yer değiştirme süresince düzgün bir şekilde artıyorsa buna düzgün hızlanan hareket denir. Hızda değişme olduğuna göre bu harekette ivme vardır. Cismin hızı her saniye ivme kadar artacaktır. Bu harekete ait konum–zaman, hız–zaman ve ivme–zaman grafikleri aşağıdaki gibidir.
3.Düzgün yavaşlayan hareket:Bir cismin hızı, yer değiştirme süresince, düzgün bir şekilde azalıyorsa, bu harekete düzgün yavaşlayan hareket denir. Düzgün yavaşlayan harekette hız değiştiği için ivme vardır. Cismin hızı her saniye ivme kadar azalacaktır. Düzgün yavaşlayan hareketin konum–zaman, hız–zaman ve ivme–zaman grafikleri aşağıdaki gibidir.
ÖRNEK 5:
Bir hareketlinin hız-zaman grafiği aşağıdaki gibidir. Bu hareketli I, II ve III bölgelerinde nasıl hareket yapmıştır?
Cismin hareketini saptamak için cismin hızındaki değişime bakılır.
I. bölgede cismin hızı değişmemiş,
II. bölgede cismin hızı artmış,
III. bölgede cismin hızı azalmıştır.
II. bölgede cismin hızı artmış,
III. bölgede cismin hızı azalmıştır.
Dolayısıyla cisim I. bölgede sabit hızlı, II. bölgede hızlanan, III. bölgede yavaşlayan hareket yapmıştır.
MIKNATIS DEMİRİ ÇEKER TAHTAYI ÇEKMEZ
Mıknatıslarda yükler düzgün sıralandığı için bir ucu eksi ( – ), diğer ucu artı ( + ) yüklüdür.
Böyle olmasına rağmen mıknatıs her maddeyi çekmez.
Mıknatısı bir maddeye sürttüğünüzde o madde mıknatıslık özelliği kazanıyorsa bu maddeye mıknatısın çektiği madde, sürttüğünüzde mıknatıs özelliği kazanmıyorsa o maddeye mıknatısın çekmediği madde denir. ( Sürtünme ile elektriklenmeyi hatırlayın. )
Manyetizma ile ilgili ilk bilgiler, Manisa ilimizin bulunduğu yörede, M.Ö. 600 yıllarında bulunan siyah bir taşın bazı cisimleri çekmesi ile ilgilidir. Siyah taşı andıran ve cisimleri çeken bu maddeye magnesia adı verilmiştir. Bugün kullanılan manyetik ve mıknatıs sözcükleri buradan gelmektedir. Mıknatıs taşı ya da manyetit adı verilen doğal mıknatıs, bir tür demir oksit bileşiğidir. Yeryüzünün bazı yerlerinde bu tür doğal mıknatıslar bulunur.
Toplu iğne, çivi, ataş, anahtar gibi cisimler mıknatıs tarafından çekilir. Kurşun, alüminyum tel, lastik, cam gibi maddeler ise mıknatıs tarafından çekilmez.
Doğal mıknatıs taşının çektiği demir, nikel ve kobalt gibi maddelere manyetik maddeler denir. Bu maddeler doğal mıknatısa sürtüldüğünde ya da yakınına konulduğunda mıknatıs özelliği kazanır. Bir süre bu özelliği korurlar. Bu çeşit maddelere yapay mıknatıs adı verilir.
Bazı maddeler mıknatısla etkileşmez ve mıknatıs özelliği kazanamaz. Bu tür maddelere manyetik olmayan maddeler denir. Alüminyum, gümüş, altın, cam ve kağıt gibi maddeler manyetik olmayan maddelere örnek gösterilebilir.
Mıknatıs Şekilleri ve Kutupları
Doğal mıknatıs doğada çok az bulunur. Bu nedenle günlük yaşamda yapay mıknatıslar kullanılır. Demir, nikel, kobalt gibi maddelerden çeşitli yöntemlerle yapay mıknatıs elde edilir. Yapay mıknatıslar çubuk, yassı, silindir, iğne, U ve at nalı şeklinde olabilir.
Mıknatıs, demir tozları üzerine tutulduğunda her tarafının aynı miktarda demir tozlarını çekmediği görülür. Demir tozları mıknatısın uç kısımlarında daha fazla toplanır. Mıknatısın çekme özelliğinin fazla olduğu uç kısımlarına mıknatıs kutupları denir.
Tam ortasından asılmış bir çubuk mıknatıs kuzey-güney doğrultusunu alarak dengelenir. Mıknatısın kuzeye yönelen ucuna kuzey ( north ) anlamında N kutbu, diğer uca da güney ( south ) anlamında S kutbu denir.
Bir mıknatısta N ve S kutuplarının özellikleri farklıdır. Bu farklılıktan dolayı aynı kutuplar ( N – N, S – S ) birbirini iter, farklı ( N – S, S- N ) kutuplar birbirini çeker. Pratikte bazı mıknatısların kutupları belli olsun diye uçları farklı renklerde boyanır ya da uçlara N, S harfleri yazılır.
Mıknatıslar pusula yapımında, telefon kulaklıklarında, telefon kulaklıklarında, radyo, zil, televizyon, oyuncak, buzdolabı, elektrik motorlarında vb. araçlarda kullanılır.
Böyle olmasına rağmen mıknatıs her maddeyi çekmez.
Mıknatısı bir maddeye sürttüğünüzde o madde mıknatıslık özelliği kazanıyorsa bu maddeye mıknatısın çektiği madde, sürttüğünüzde mıknatıs özelliği kazanmıyorsa o maddeye mıknatısın çekmediği madde denir. ( Sürtünme ile elektriklenmeyi hatırlayın. )
Manyetizma ile ilgili ilk bilgiler, Manisa ilimizin bulunduğu yörede, M.Ö. 600 yıllarında bulunan siyah bir taşın bazı cisimleri çekmesi ile ilgilidir. Siyah taşı andıran ve cisimleri çeken bu maddeye magnesia adı verilmiştir. Bugün kullanılan manyetik ve mıknatıs sözcükleri buradan gelmektedir. Mıknatıs taşı ya da manyetit adı verilen doğal mıknatıs, bir tür demir oksit bileşiğidir. Yeryüzünün bazı yerlerinde bu tür doğal mıknatıslar bulunur.
Toplu iğne, çivi, ataş, anahtar gibi cisimler mıknatıs tarafından çekilir. Kurşun, alüminyum tel, lastik, cam gibi maddeler ise mıknatıs tarafından çekilmez.
Doğal mıknatıs taşının çektiği demir, nikel ve kobalt gibi maddelere manyetik maddeler denir. Bu maddeler doğal mıknatısa sürtüldüğünde ya da yakınına konulduğunda mıknatıs özelliği kazanır. Bir süre bu özelliği korurlar. Bu çeşit maddelere yapay mıknatıs adı verilir.
Bazı maddeler mıknatısla etkileşmez ve mıknatıs özelliği kazanamaz. Bu tür maddelere manyetik olmayan maddeler denir. Alüminyum, gümüş, altın, cam ve kağıt gibi maddeler manyetik olmayan maddelere örnek gösterilebilir.
Mıknatıs Şekilleri ve Kutupları
Doğal mıknatıs doğada çok az bulunur. Bu nedenle günlük yaşamda yapay mıknatıslar kullanılır. Demir, nikel, kobalt gibi maddelerden çeşitli yöntemlerle yapay mıknatıs elde edilir. Yapay mıknatıslar çubuk, yassı, silindir, iğne, U ve at nalı şeklinde olabilir.
Mıknatıs, demir tozları üzerine tutulduğunda her tarafının aynı miktarda demir tozlarını çekmediği görülür. Demir tozları mıknatısın uç kısımlarında daha fazla toplanır. Mıknatısın çekme özelliğinin fazla olduğu uç kısımlarına mıknatıs kutupları denir.
Tam ortasından asılmış bir çubuk mıknatıs kuzey-güney doğrultusunu alarak dengelenir. Mıknatısın kuzeye yönelen ucuna kuzey ( north ) anlamında N kutbu, diğer uca da güney ( south ) anlamında S kutbu denir.
Bir mıknatısta N ve S kutuplarının özellikleri farklıdır. Bu farklılıktan dolayı aynı kutuplar ( N – N, S – S ) birbirini iter, farklı ( N – S, S- N ) kutuplar birbirini çeker. Pratikte bazı mıknatısların kutupları belli olsun diye uçları farklı renklerde boyanır ya da uçlara N, S harfleri yazılır.
Mıknatıslar pusula yapımında, telefon kulaklıklarında, telefon kulaklıklarında, radyo, zil, televizyon, oyuncak, buzdolabı, elektrik motorlarında vb. araçlarda kullanılır.
Mıknatıslara kauçuk gibi katkı maddelerinin katılması ile bükülebilen yumuşak mıknatıslar da elde edilebilir. Bu tür mıknatıslar buzdolabı kapılarında, elektronik sanayinde, tıpta ameliyat tekniklerinde kullanılmaktadır.
Mıknatıslardan yararlanılarak, yön bulmada kullanılan pusulalar yapılır.
Mıknatısın ilk kullanımı büyük olasılıkla pusula iğnesi biçiminde olmuştur. Çinli gemicilerin bin yıldır denizcilikte yön belirlemek için pusula kullanıldığı biliniyor. Pusula yardımıyla yer belirten bir işaret, hatta Güneş ve yıldızların yardımı olmaksızın doğru rotada yol alabiliyorlardı. 1600 yılında İngiliz bilim adamı William Gilbert bir mıknatısın nasıl çalıştığını açıklamak için tümüyle yeni bir fikir ortaya attı. Dünya’nın kendisinin de dev bir mıknatıs olabileceğini öne sürdü. Bugün, Dünya’nın kuzey ve güney olmak üzere iki manyetik kutbu olduğu bilinmektedir.
Kutupları belirlenmemiş bir mıknatısın hangi ucunun kuzey, hangi ucunun güney kutbu olduğu bir pusula yardımıyla belirlenebilir. Pusula içindeki iğne de bir tür mıknatıs olduğundan mıknatısın herhangi bir kutbu pusulanın N kutbuna yaklaştırıldığında pusulanın ucu itiliyorsa, mıknatısın bilinmeyen kutbu N kutbudur. Tersine, pusulanın ucu mıknatıs tarafından çekiliyorsa mıknatısın bilinmeyen kutbu S kutbudur…
Mıknatıslardan yararlanılarak, yön bulmada kullanılan pusulalar yapılır.
Mıknatısın ilk kullanımı büyük olasılıkla pusula iğnesi biçiminde olmuştur. Çinli gemicilerin bin yıldır denizcilikte yön belirlemek için pusula kullanıldığı biliniyor. Pusula yardımıyla yer belirten bir işaret, hatta Güneş ve yıldızların yardımı olmaksızın doğru rotada yol alabiliyorlardı. 1600 yılında İngiliz bilim adamı William Gilbert bir mıknatısın nasıl çalıştığını açıklamak için tümüyle yeni bir fikir ortaya attı. Dünya’nın kendisinin de dev bir mıknatıs olabileceğini öne sürdü. Bugün, Dünya’nın kuzey ve güney olmak üzere iki manyetik kutbu olduğu bilinmektedir.
Kutupları belirlenmemiş bir mıknatısın hangi ucunun kuzey, hangi ucunun güney kutbu olduğu bir pusula yardımıyla belirlenebilir. Pusula içindeki iğne de bir tür mıknatıs olduğundan mıknatısın herhangi bir kutbu pusulanın N kutbuna yaklaştırıldığında pusulanın ucu itiliyorsa, mıknatısın bilinmeyen kutbu N kutbudur. Tersine, pusulanın ucu mıknatıs tarafından çekiliyorsa mıknatısın bilinmeyen kutbu S kutbudur…
Harname Nedir? Özeliikleri Olay Örgüsü Anlamı
Harnâme
Bir eşek var idi zaif ü nîzar
Yük elinden katı şikeste vü zârGâh odunda vü gâh suda idi
Dün ü gün kahr ile kısuda idi
Yük elinden katı şikeste vü zârGâh odunda vü gâh suda idi
Dün ü gün kahr ile kısuda idi
Ol çeker idi yükler ağır
Ki teninde tü komamıştı yağır
Ki teninde tü komamıştı yağır
Dudağı sarkmış u düşmüş enek
Yorulu arkasına konsa sinek
Yorulu arkasına konsa sinek
Kargalar derneği kulağında
Sineğin seyri gözü yağında
Sineğin seyri gözü yağında
Arkasından alınca palanı
Sanki it artuğıydı kalanı
Sanki it artuğıydı kalanı
Bir gün ıssı eder himayet ana
Ya’ni kim gösterir inayet ana
Ya’ni kim gösterir inayet ana
Aynı zamanda bir hekim olan Şeyhi; Çelebi Mehmed’i tedavi edince, Çelebi Mehmed ona bir köy (Tokuzlu Köyü) hediye eder. Köye doğru yola koyulan Şeyhi, yolda eşkiyalar tarafından soyulur ve dövülür. Bunun üzerine Harnâme’yi kaleme alır. Eserde toplumun kötü yönlerini hicvetmekte; fakat bunu mizahi bir üslub ile yapmaktadır.
1)Harname’deki olaylar ve olay örgüsü şunlardır:
-Eşeğin tanıtılması,
-Eşeğin sahibinin,onu serbest bırakması,
-Eşeğin otlağa gitmesi,orada otlayan öküzLeri görmesi,
-Eşeğin pir eşeğe gitmesi,
-Tarla sahibinin eşeği görmesi,
-Eşeğin pir eşekle karşılaşması.
-Eşeğin tanıtılması,
-Eşeğin sahibinin,onu serbest bırakması,
-Eşeğin otlağa gitmesi,orada otlayan öküzLeri görmesi,
-Eşeğin pir eşeğe gitmesi,
-Tarla sahibinin eşeği görmesi,
-Eşeğin pir eşekle karşılaşması.
2)Harname’de belirli bir zaman ve ifadesi yoktur.Mesnevide ”birgün” şeklinde bir zaman ve ”otlak,bugday tarlası” şeklinde de mekan ifadeleri vardır.Bu durum mesnevideki zamanın ve mekanın belirsiz olduğunu göstermektedir.
3)Harname’deki kahramanlar ”eşek,eşeğin sahibi,pir eşek ve tarla sahibi”dir.Bu kahramanlar ve bunların etrafında şekillenen olay örgüsü doğal gerçeklikle değil,kurmaca gerçeklikle ilişkilidir.
Şair yaşadığı olaylarla ilişkilendirilirse,kendisi yerine eşeği,hükümdar yerine,eşeğin sahibini,pir eşeği mürşidi;tarla sahibini ise köylüler veya eşkıyalar için sembol olarak kullanmıştır.
Şair yaşadığı olaylarla ilişkilendirilirse,kendisi yerine eşeği,hükümdar yerine,eşeğin sahibini,pir eşeği mürşidi;tarla sahibini ise köylüler veya eşkıyalar için sembol olarak kullanmıştır.
4)Harname’deki temel çatışma ”adalet-adaletsizlik” çatışmasıdır.Metnin teması ise ”elindekilerle yetinmek”tir.
5)Metindeki tema ve tema etrafında şekillenen olaylar,sosyal hayattaki bireylerin ellerindekilerle yetinme,onlara rıza göstermek,daha fazlasını elde etmek için birtakım yollara sapmama ilkeleriyle örtüşmektedir.
6)Harname’nin ritmi aruz ölçüsüyle sağlanmıştır.Metin aruzun ”feilatün / mefailün” kalıbıyla yazılmıştır.Nazım birimi beyit olan Harname’nin her beyti kendi arasında kafiyelidir.
7)Harname’nin yazılış amacı,yaşanan bazı olayları edebi bir biçimde ifade etmektir.Bu nedenle eserde,şiir dilinin ifade biçimleri kullanılmıştır.
Mesnevinin şiirle benzer yönleri,ritim,ahenk ve yapı unsurlarıdır.
Mesnevinin şiirden farklı yönleri ise olay örgüsü ve bu olay örgüsüne bağlı olarak kişiler,zaman ve mekan unsurlarıdır.
Mesnevinin şiirle benzer yönleri,ritim,ahenk ve yapı unsurlarıdır.
Mesnevinin şiirden farklı yönleri ise olay örgüsü ve bu olay örgüsüne bağlı olarak kişiler,zaman ve mekan unsurlarıdır.
8)Harname’de kahraman olarak eşek ve öküzün seçilmesi birbirleriyle kıyaslanabilecek farklılıklarının olmasıdır.Bu farklılık,elindekilerle yetinme teması ve onun etrafında gelişen olay örgüsüyle,elindekilere rıza göstermeyen eşek ve eşekten üstün lan öküzün eksiklik ve fazlalıkları üzerinde durulmuştur.
9)Verilen beyitlerden ilki,kahramanların halini ve ruh durumunu bilen ”ilahi bakış açısı”na sahip anlatıcıya;
İkinci beyitte ise kahramanın ağzından yazıldığı için ”kahraman anlatıcının bakış açısı”na sahiptir.
İkinci beyitte ise kahramanın ağzından yazıldığı için ”kahraman anlatıcının bakış açısı”na sahiptir.
10)Anlatıcı,olay örgüsünü oluşturmada ve kahramanların ruh hallerini yansıtmada etkilidir.
11)Verilen beyitlerde günümüz Türkçesine göre farklılıklar bulunmaktadır.Beyitlerde yabancı kökenli sözcükLer ve tamlamalar kullanılmış,bazı sözcüklerde ve eklerde ses değişimleri meydana gelmiş kullanımdan düşmüştür.
12)
”Yok mudur gökde bizim ılduzumuz
K olmadı yir yüzünde” boynuzumuz” beytindeki ”ılduz” sözcüğü günümüzde ”yıldız” şeklinde kullanılmaktadır.
”Yok mudur gökde bizim ılduzumuz
K olmadı yir yüzünde” boynuzumuz” beytindeki ”ılduz” sözcüğü günümüzde ”yıldız” şeklinde kullanılmaktadır.
13)Harname’de Şeyhi’nin yaşadığı bir olay sembolik olarak anatılmıştır.Şair döneminin mesnevi nazım şeklini kullanan şairlerinin en usta olanıdır.Mutasavvıf olmasına karşın tasavvufi unsurları kullanılmıştır.Rahat ve lirik bir söyleşi vardır.
14)Şeyhi’nin sembolik anlatımı tercih etmesi hem durumunu hem de sosyal eşitlik konusunu daha rahat ve etkili,aynı zamanda edebi ve dikkat çekici bir tarzda ifade etmek istemesindendir.
Roman, Hikaye, Masal, Deneme, Fıkra Nedir? Dil Ve Anlatımı
ROMAN
Olmuş veya olması muhtemel olayların anlatıldığı uzun yazılardır. İlk örneklerini 15.y.y. da Fransız yazar Rabelais vermiştir. Ancak asıl niteliklerini Romantizm ve Realizm akımları döneminde kazanmıştır.
Roman belli bir olay etrafında gelişir ve olaylar ayrıntılarıyla anlatılır. Çoğu zaman şahıs kadrosu geniştir. Kişiler ayrıntılı olarak tanıtılır. Çevrenin tanıtımına özen gösterilir.
Temsil ettiği akıma göre romantik roman, natüralist roman, realist roman; konusuna göre aşk romanı, toplumsal roman, polisiye roman, macera romanı gibi isimler alır.
Türk edebiyatında Tanzimat’tan sonra görülür. İlk örneği Şemseddin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat adlı romanıdır. Batı romanı ölçüsünde en başarılı romanı Halit Ziya Uşaklıgil yazmıştır. Namık Kemal, Mehmet Rauf, Reşat Nuri, Yakup Kadri, Peyami Safa diğer ünlü romancılarımızdır.
HİKAYE
HİKAYE
Anlatımı bakımından romana benzeyen, ancak romandan daha kısa yazı türüdür.
Hikâyede olaylar genellikle yüzeyseldir. Kişiler çoğu zaman hayatlarının belli bir ânı içinde anlatılır. Genellikle kişilerin tek yönü üzerinde ( çalışkanlık, titizlik, korkaklık vs. ) durulur. Bu da romanda aynı dönemlerde oluşmaya başlamış ve özellikle Realizm döneminde önemli bir tür haline gelmiştir.
İki tür hikâye görülür. Bunlar klasik hikâye ve modern hikâyedir.
Mauppasant tarzı da denilen kilasik hikâye yukarıda anlattığımız özelliğe uyar.
Çehov tarzı denen modern hikâyede ise belli bir kişi olmadığı gibi belli olaylar da çoğu kez yoktur. Yazarın kendiyle sohbet ediyormuş gibi bir anlatımı vardır; çoğu kez birinci kişinin ağzından anlatıldığı olur.
Türk edebiyatında yine Tanzimat’la görülmeye başlanan hikâye türünde Halit Ziya, Ömer Seyfettin, Memduh Şevket, Sait Faik önemli eserler vermişlerdir.
MASAL
Halk dilinde anlatılarak oluşan sözlü edebiyat ürünüdür. Bir yazar tarafından sonradan yazıya geçirilmiştir.
Masallarda olaylar tamamen hayal ürünüdür. Yer ve zaman belli değildir. Kahramanlar insan üstü özellikler gösterir. İyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür. İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır. Masallarda eğiticilik esastır. Çoğu kez evrensel konular işlenir. Dünya edebiyatında Kelile ve Dimne, Binbir Gece Masalları ünlüdür. Türk edebiyatında Keloğlan en tanınmış masal kahramanıdır. Eflatun Cem Güney masallarımız derlemiş ve bir kitap halinde yayımlamıştır.
DENEME
Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlattığı yazı türüdür.
Deneme yazarı görüşlerini aktarırken samimi bir dil kullanır. Kendi diliyle konuşuyormuş gibi bir hava içindedir.
Deneme her konuda yazılabilir. Ancak daha çok tercih edilen konu her devrin, her ulusun insanı ilgilendiren, kalıcı, evrensel konulardır. Ele alınan konu çoğu zaman derinleştirilerek anlatılır.
Denemenin özelliğini Nurullah Ataç’ın şu sözleriyle özetleyebiliriz:
“ Deneme, ben’in ülkesidir. ‘Ben’ demekten çekinen, her görgüsüne, her görevine ister istemez bir parça kattığını kabul etmeyen kişi denemeciliğe özenmesin.”
Denemenin ilk örneklerini Fransız yazar Montaigne vermiştir. Daha sonra İngiliz yazar Bacon türü geliştirmiştir.
Edebiyatımızda Cumhuriyet’ten sonra görülmeye başlanan bu türde Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Sebahattin Eyüboğlu, Ahmet Haşim güzel örnekler vermişlerdir.
FIKRA
Yazarın gündelik olayları özel bir görüşle, güzel bir üslupla, hiç kanıtlama gereği duymadan yazdığı kısa günübirlik yazılardır. Bu tür yazıları nükteli hikâyecikler biçimindeki Nasrettin Hoca fıkralarıyla karıştırmayalım.
Fıkra, bir gazete yazı türüdür. Gazetenin belli bir köşesinde genel bir başlıkla yazılan fıkralarda mesele kısaca incelenir ve mutlaka bir sonuca varılır. Daha çok alaylı bir dille, bazen eleştiri bazen sohbet tarzında yazılır. Okuyucuyla sohbet ediyormuş gibi bir hava hâkimdir yazılarda.
Edebiyatımızda özellikle Ahmet Rasim fıkralarıyla tanınır. Daha sonra Ahmet Haşim, Refik Halit, Peyami Safa sayılabilir.
MAKALE
Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, belli kanıtlar, belgeler, inandırıcı veriler kullanarak kanıtlamaya çalıştığı ve böylece okuyucuyu bilgilendirmeyi amaçladığı yazı türüdür. Makalede temel unsur düşüncedir.
Makale, gazete ile birlikte ortaya çıkmış bir gazete yazı türüdür. Bizde de ilk özel gazete olan Tercüman – ı Ahval gazetesinin çıkmasıyla görülür. İlk makale de aynı gazetede Şinasi tarafından yazılmıştır.
Makalede amaç bilgi aktarmak ya da görüşlerine okuyucuyu inandırmak olduğundan açık, anlaşılır, ciddi bir dil kullanılır. Seçilen konuya göre uzun da olabilir kısa da.
Makale her konuda yazılabilir. Bu konu günlük olabileceği gibi, felsefi, bilimsel, sanatsal da olabilir. Ama edebi makale elbette sanatla ilgili olanıdır.
Edebiyatımızda Tanzimat döneminden beri görülen makale türünde Namık Kemal, Hüseyin Cahit, Ziya Gökalp, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Halit Fahri Ozansoy, Yaşar Nabi ünlü birkaç isimdir.
ELEŞTİRİ
Bir sanatçının, bir sanat eserinin iyi ve kötü yanlarını ortaya koyarak onun gerçek değerini belirleyen yazılardır. Eleştiri yazarı – yani eleştirmen – eser hakkında okuyucuyu bilgilendirir; hem eserin yazarına hem okura yol gösterir.
İki tür eleştiri vardır: İzlenimsel eleştiri ve nesnel eleştiri.
İzlenimsel eleştiri, Anatole France’in ilkelerini belirlediği ve eleştirmenin bir eseri kendi zevk ölçülerini göz önüne alarak incelediği eleştiri türüdür. Bu tür eleştirilerde öznel yargılar çok olacağından günümüzde bu tür pek rağbet görmez.
Nesnel eleştiride ise her eserin değerlendirilmesinde kullanılabilecek belli ölçütler vardır. Eleştirmen mümkün olduğunca kişisel yargılarda bulunmaktan kaçınır. Bilimsel araştırmalardan yararlanarak, eseri ister beğensin ister beğenmesin, tarafsız bir gözle onun değerini ortaya koyar.
Avrupa’da Boielau, Saint Beuve, Taine, France eleştirileriyle tanınır.
Edebiyatımızda Hüseyin Cahit, Cenap Şehabettin, Ali Canip, Yakup Kadri, Nurullah Ataç, Mahmet Kaplan, Cemil Meriç, eleştiri alanında yazılar yazan ünlü birkaç isimdir.
GEZİ YAZISI
Gezilip görülen yerler hakkında yazılan yazılardır. Kişi gezi esnasında birçok yer görür, birçok insanla tanışır; bunları hafızada tutmak güç olacağından gezi esnesında not alınır ve gezi yazılarında bunlar hikâye edilir.
Gezi yazısında yazar daima gezdiği yerleri anlatmalı, uydurma, yanlış bilgiler vermemelidir. Gördüklerini okuyucunun daha iyi algılaması için, karşılaştırma yapar. Okur sanki o yerleri yazarla birlikte gezer gibi olur.
Eski edebiyatımızda gezi yazısına seyahatname denir. Bu alanda Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi ünlüdür. Ancak asıl gezi yazıları Avrupa’ya açılma döneminde görülmeye başlanmış, gidieln Avrupa şehirleri ile ilgili yazılar yazılmıştır. Namık Kemal, Ziya Paşa bunların başında gelir.
Gezi yazılarını kitaplaştıran yazarlarımız da vardır. Ahmet Mithat Efendi, Avrupa’da Bir Cevelan; Cenap Şahabettin Hac Yolunda, Avrupa Mektupları; Ahmet Haşim, Frankfurt Seyahatnamesi; Reşat Nuri, Anadolu Notları; Falih Rıfkı, Deniz Aşırı, Zeytin Dağı, Taymis Kıyıları bunlardan bazılarıdır.
ANI
Bir yazarın kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olayları sanat değeri taşıyan bir üslupla anlattığı yazılardır. Yazarın kendini okuar açtığı bir tür olduğunda içtendir ve bu yönüyle çok tutulur. Anılar belli bir dönemin yorumlandığı yazılar olduğundan tarihi bir belge özelliği gösterir. Ancak bu bilimsel olamaz; çünkü yazarın olaylara kişisel bakışı söz konusudur.
Üslup yönüyle gezi yazısına benzerse de, yazarın dış dünyadan çok kendinden söz etmesi anıyı belli eder. Zaten eski edebiyatımızda anı, gezi yazısı hatta tarih iç içedir.
Özellikle Tanzimat’la başlayan anı türündeki yazılar Cumhuriyet döneminde önemli bir tür olmuştur. Anılarını kitaplaştıran yazarlarımızda vardır. Namık Kemal, Magosa Mektupları; Ziya Paşa, Defter – i Amal, Ahmet Rasim, Şehir Mektupları; Halit Ziya, Kırk yıl, Saray ve Ötesi; Hüseyin Cahit, Edebi Hatıralar; Falih Rıfkı, Çankaya adlı eserlerinde anılarını anlatmışlardır.
BİYOGRAFİ
Bir kişinin hayatının anlatıldığı yazılardır. Bunlarda amaç o kişiyi tüm yönleriyle ( hayatı, eseri, kişiliği, görüşleri vs.) tanıtmaktır. Biyografi açık, sade bir dille anlatılan kişinin devrini, çevresini dikkate alarak yazılır. Divan edebiyatında şairleri anlatan bu tür eserlere tezkire denirdi. Türk edebiyatında bunun ilk örneğini Ali Şir Nevai vermiştir.
Yazar eğer kendi hayatını anlatmışsa yazıya otobiyografi denir. Çoğu zaman bunlarda sanatçı kendiyle beraber aile büyüklerinden, çevreden, aile içi durumlardan da söz eder.
Otobiyografiler üslup yönüyle anıya benzer; ancak anı otobografi içinde bir bölüm sayılabilir. Yani otobiyografi daha uzun bir dönemi içine alır.
MEKTUP
Genel anlamda kişinin bir haberi, olayı, arzuyu bir başkasına anlattığı yazılardır. Özel mektup, iş mektubu, edebi mektup türleri vardır. Bunlar içinde bizi edebi mektup ilgilendiriyor.
Bu tür mektuplar açık olarak bir gazetede ya da dergide yayımlanır. Yazar birine hitaben herhangi bir konudaki görüşlerini, duygularını anlatır. Ancak asıl amacı bunları herkese duyurmaktır.
Mektup, Divan edebiyatında da kullanılmıştır. Fuzuli’nin “Şikayetname” adlı eseri bu türdendir. Tanzimat’tan sonra ise gazetelerde yayımlanan birçok açık mektup görülür.
Bazı yazarlar mektuplardan oluşan romanlar da yazmışlardır. Halide Edip’in “Handan” romanı bunlardan biridir
SOHBET
Bir konunun fazla derinleştirilmeden, biriyle konuşuyormuş gibi anlatıldığı fikir yazılarıdır. Sohbet yazılarında herkesi ilgilendirecek konular seçilir. Cümleler çoğu zaman konuşmadaki gibi devriktir. Yazar sorulu cevaplı cümlelerle, konuşuyormuş hissi verir.
Üslup olarak fıkraya benzerse da gazete yazı türü olması, az sözle çok şey anlatmayı amaçlamaması, dışa dönük olması onu fıkradan ayırır.
Edebiyatımızda Ahmet Rasim, Şevket Rado sohbet türüne özel bir önem vermişlerdir.
GÜNLÜK
Ne gün yazıldığını belirtmek için tarih atılan, çoğu zaman her günün sonunda o gün olup bitenin, sıcağı sıcağına anlatıldığı, olaylarla ilgili yorumlar, değerlendirmeler yapıldığı yazılardır. Her gün yazıldığı için kısa olan bu yazılar, yazarının hayatından izler verdiğinden içten ve sevecendir.
Oktay Akbal, Suut Kemal Yetkin, Seyit Kemal Karaalioğlu’nun günlükleri kitap halinde yayımlanmıştır.
Şişme Kadınla Evlenen Adam Everard Cunion, Düğün Görüntüleri
Everard Cunion, kadınlarla ilişkilerinde bir türlü dikiş tutturamayınca hayatında radikal bir değişiklik yaptı.
Şişme kadın telli duvaklı gelin oldu!
İngiltere’nin Dorset kentinde yaşayan 55 yaşındaki Everard Cunion, kadınlarla ilişkilerinde bir türlü dikiş tutturamayınca hayatında radikal bir değişiklik yaptı.
“Çok konuştukları” için gerçeğini hayatından çıkaran Cunion 9 yıl önce “şişme” kadınlarla birlikte yaşamaya başladı.
9 yılda 9 şişme kadın değiştiren Cunion önceki gün “Gerçek aşkım” dediği “son sevgilisiyle” nikâh masasına oturdu. Temsili nikâh törenine Cunion’ın yakın arkadaşları katıldı. “Sözde” düğünde Cunion şişme sevgilisine gelinlik de giydirdi.
İngiltere’nin Dorset kentinde yaşayan 55 yaşındaki Everard Cunion, kadınlarla ilişkilerinde bir türlü dikiş tutturamayınca hayatında radikal bir değişiklik yaptı.
“Çok konuştukları” için gerçeğini hayatından çıkaran Cunion 9 yıl önce “şişme” kadınlarla birlikte yaşamaya başladı.
9 yılda 9 şişme kadın değiştiren Cunion önceki gün “Gerçek aşkım” dediği “son sevgilisiyle” nikâh masasına oturdu. Temsili nikâh törenine Cunion’ın yakın arkadaşları katıldı. “Sözde” düğünde Cunion şişme sevgilisine gelinlik de giydirdi.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Popular Posts
-
Eren Talu’nun, boşanmak üzere olduğu eşi Defne Samyeli hakkında, “Richard Gizbert adlı adama âşıkmış” sözlerine Gizbert’den, “Defne’yi mahk...
-
Me and you, get it? Ben ve sen, anladın mı? Ain't nobody's business Bu kimsenin işi olmayacak Said it, it ain't ...
-
Dale duro a ese pilon, Ver şu sert direği Que se acabe de romper, Bu ara bitti Que en el monte hay mucho palo, Bu ağız çok birikti Y papa...
-
Yol :l Hız :v Zaman : t olmak üzere Örnek: 5 saatte 350 km yol alan bir aracın saatteki hızı kaç km dir? (Yukarıdaki formüle...
-
BALIK BURCU Güneş bu burca 20 Şubat tarihinde girip 20 Mart tarihine kadar kalır. Bu burcun tabiatı sudur. Dost burcu Boğa, düşman burcu İk...
-
Nicki Minajın Yeni Şarkısı "Pund The Alarm"ın resmi şarkı kapağı yayınlandı.
-
Sayfa 180- 181 Ölçme ve Değerlendirme Cevapları A)DYY B)forum, dinleyicilerin, tarafsız, iyi niyetli, toparlayıcı, konuya hakim ...
-
Hikayenin Konusu: Çocukların birbirlerinin kanını içerek kan kardeşi olmaları ve kan kardeşlerin kötü gününde kardeşinin yanında olacağın...
-
ÜNİTE 1: MALİYET YÖNETİMİNE GİRİŞ MALİYET YÖNETİMİ KAVRAMI Maliyet yönetimi “işletmenin süreçleri ve faaliyetlerinin maliyetlerin e...









