Sayfa 115-119 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sayfa 115-119 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10. Sınıf Edebiyat Öğretici Metinler Sayfa 115-119


1. Hayır, yazılı metinler her zaman öğretici nitelikte olmayabilir. Estetik zevk veren duygusal metinler de yazılı olarak yazılabilir.
2. Çevrenizde, olaylar karşısında zekice fikirler ortaya atan, sorulara düşündürücü cevaplar veren insanlar var mıdır? Bu insanların gözlemlediğiniz diğer özelliklerini sıralayınız.
2.

1. metin
TASAVVUFİ METİNLER MAKÂLÂT
BÂB-I EVVEL
Hakk Sûbhanehû ve Taâlâ Hazretleri, Hz. Adem’i dört türlü nesneden yarattı ve dört türlü bölüğe ayırdı. Bu dört türlü bölüğün de dört türlü taatları, dört türlü arzuları ve dört türlü hâlleri vardır.
Pes imdi bu dört türlü nesne nedir ve bunlardan ne yaratıldı?
Bu dört türlü nesnenin birincisi Toprak, ikincisi Su, üçüncüsü Ateş ve dördüncüsü de Yel (Hava) dir.
Ve dahi Cenabıhakk’ın yarattığı dört bölük insana gelince:
Birinci bölük âbidlerdir: Bunlar Şeriat Kavmidir ve aslı (hava)dır. Hava ise insanlar için, hem şifa hem de kuvvettir. Zira bunlar (âbidler) gece-gündüz Hakk’ın taatından ayrılmazlar. Nasıl yel esmeyince dane-ler (ekinler) samanından ayrılmazsa ve yine yel esmeyince bütün âlemin kokudan helak olacağı malum­dur.
Öyle ki dünyada ne ki var ise helal, haram, temiz ve pis hepsi şeriat ile malum olur. Çünkü şeriat kapısı ulu kapıdır. Çünkü Cenabıhak, her çeşit nesnenin varlığını Kur’an içinde yâd (haber) etti.
“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır, onları ondan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; onun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır (En’am suresi, 59. ayet).
Öyle ise aziz kardeşim! Hakk Taâlâ’nın emirlerine sıkı sıkıya bağlı kalmak; yapın dediklerini yapmak, yapmayın dediklerinden de sakınmak, uzak kalmak gerekmektedir. Bunun için de insan olanlar, kendi­lerini tez Ulu bileler ve Hakk Taâlâ Hazretlerinin yasakladıklarından sakınanlar. İnşallahu Taâlâ, bu gibi insanların amel ve hâllerinin nasıl olduğunun Marifet vasıtasıyla mahşerde (canı diri kıldığı yerde) hatır­larız.
Amma âbidlerin taatları: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, vatanı tehlikede olunca harbe iştirak etmek, gusl abdesti alıp temizlenmek ve nefsî arzularından uzak durup dünyayı terk edip ahireti sevmektir.
Bunlar Avam-Halk taifesidir ve işi gücü birbirlerini incitmektir. Öyle ki bunlarda; kibir, haset, buğuz, cimrilik ve düşmanlık her zaman görülür ve bu taifenin marifeti bu yolda gözükmektedir.
Ama ikinci bölük Zahidlerdir. Bunların aslı afeştendir ve bunlar tarikat kavmidir. Bu sebeple bunlar, ateş gibi gece gündüz yanmaları ve kendilerini yakmaları gerekir. Öyle ki her kim bu dünyada kendisini yakarsa yarın ahirette türlü azaplardan kurtulacaktır. Şunu iyi biliniz ki bir kez yanan başka vakit yanmaz (ki bu husus için Kur’an-ı Kerim’deki şu ayetlere telmih de bulunmaktadır:).
“(Kur’an’a nazire yazmayı) Eğer bunu yapamazsanız -ki elbette yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve taş olan cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş, kâfirler için hazırlanmıştır (Bakara suresi, 24. ayet).
- Ey iman edenler: Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildik/erini yapan melekler vardır (Tahrim suresi, 6. ayet).
Hacı Bektaş-ı Velî
Makâlât
hzl.: Abdurrahman GÜZEL

1. Metinde anlatılanları özetleyerek metnin ana düşüncesini belirtiniz.
1. Metinler Allah’ın Adem’i yarattığı dört nesnenin ne olduğu ve bu dört nesnenin ikisinin özelliklerinden bahsediyor.

2. a. Okuduğunuz metnin özgün diliyle verilen aşağıdaki bölümü okuyunuz. Metni bu haliyle okuduğunuzda dilini anlayıp anlamadığınızı belirtiniz.
“Pes imdi her – ne kim bu dünyede vardur; halâl ve haram ve mısmıl ve murdar kamusı Şarî’at birle malûm olur; zire kim Şarî’at kapusı ulu kapudur. Nitekim Çalap – celle celâluh cümle dürlü nesnenün varlığını Kur’ân içinde yâd kıldı.”
a. Metin bu haliyle anlaşılması oldukça zor bir metindir.
b. Metinde söz sanatlarından yararlanılıp yararlanılmadığını söyleyiniz.
b. Metinde söz sanatları kullanılmamıştır. Metin öğretici metin olduğu için çok fazla kulanılmaz.
c. Özgün metinden örnek cümleleri tahtaya yazarak uzunluk kısalık yönünden inceleyiniz.
c. halâl >uzun ünlü var â
haram >uzun ünlü yok
Şarî’at>uzun ünlü var â
Kur’ân>uzun ünlü var â
kapusı >uzun ünlü yok
kapudur>uzun ünlü yok

ç. Aşağıdaki kelimelerin günümüzdeki yazımlarını da inceleyerek metnin dil özelliklerini boş bırakılan yere yazınız.
ma’lûm -» malum birle -» ile
dürlü -» türlü kapu -» kapı
ç. Metnin dil özellikleri bakımından yabancı sözcükler –Arapça ve Farsça etkisi- var. Türkçe olan sözcüklerde sözcük başı düşmesi, t>d değişmesi sözcük içinde u>ı değişmesi olmaktadır.

3. Metindeki birimlerin adını belirtiniz. Bu birimlerde anlatılanlar, metnin iletisini destekliyor mu? Açıklayınız.
3.

4. Metinde Kur’an-ı Kerim’in surelerinden örnekler verilmiştir. “Hak, şeriat, Çalab” kelimelerini de dikkate alarak metnin hangi gelenekle yazıldığını belirleyiniz.
4. Hak, şeriat, Çalab gibi kelimeler İslam kültürünün etkisiyle oluşmuştur.

5. Aşağıdaki şemayı inceleyerek Makâlât’ın yazılış amacını belirleyiniz.
5.
Düzyazıyla yazılan öğretici metinler
Yol gösterici
Aydınlatıcı
Telkin edici, Düşündürmek
Bilgi verici, Uyarmak
Kanıları değiştirici
Tanıtmak, Yönlendirmek


6. a. XIV. yüzyılda Rabguzî tarafından yazılmış, “Kısas-el-Enbiya (peygamberlerin hikâyeleri)”dan alınan aşağıdaki bölümü okuyunuz.
HACER İLE İSMAİL
Yarındası Hacer’ga aydı:
— Bir aziz dostum bar, bu ogulnı tileyü-turur, “keltürgil köreyin” tib. İmdi İsmail’nin başını, saçını yugıl, anda ileteyin, tidi.
Hacer, İsmail’ni yudı, saçını taradı, arıg tonlar kezdürdi irse, İsmail yavlak körüklendi. Anası İsmail’nin yüzinge bakdı, aydı:
— Ay teg yüzin, kün teg körkin, kalem teg közin, ok teg kirpükin, nar teg yanakların, akik teg irinlerin, yincü teg tişlerin, beste teg ağzın.
Boynın koçub öpüb aydı:
Beyit
Ey könül avunçası ugrab yırakga barmagıl
Yarlıka, yalguz anan bağrını sen öldürmegil.
tib inreyü közyaşı, könül köynüki birle İsmail’ni köndürü çıkdı.

Günümüz Türkçesiyle
Ertesi gün Hacer’e dedi:
— Bir değerli dostum var, bu oğlanı isteyip duruyor, “Getir göreyim.” diyor. Şimdi İsmail’in başını, saçını yıka, oraya götüreyim, dedi. Hacer, İsmail’i yıkadı, saçını taradı, temiz giysiler giydirdi, İsmail çok güzelleşti. Anası İsmail’in yüzüne baktı, dedi:
— Ay gibi yüzün, gün gibi güzelliğin, kalem gibi gözün, ok gibi kirpiğin, nar gibi yanakların, akik dudakların, inci gibi dişlerin, yumulmuş gibi ağzın.
Boynuna sarılıp öpüp dedi:
Beyit
Ey gönül avunçası! Fırlayıp uzağa gitme
Yalnız ananın bağrını öldürme, (ona) acı;
deyip inliyerek gözyaşı, gönül yanığı ile İsmail’i gönderdi.

b. “Kısas-el-Enbiyâ ve Makâlâf’tan okuduğunuz metinlerden hareketle öğretici metinleri birbirinden ayıran özellikleri belirtiniz. Daha sonra aşağıdaki yargıda boşluk bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.
b. Her öğretici metin farklı amaçlarla yazılabilir. Kimileri bilgi vermek amacıyla yazılırken kimiler telkinde bulundurmak kimileri düşündürmek ve kimileri kanıları değiştirmek amacıyla yazılabilir.

  • XIV. yüzyılda öğretici metinler din, TARİH, tıp, tabiat ve PEYGAMBER menkıbeleri konularında yazılır.

2. metin
NASRETTİN HOCA FIKRALARI
Bir gün Hoca bir bostana girüb havuç ve şalgam, ne ki buldu ise çuvala ve koynuna toldururken bostancı bunu tutup “Bunda ne ararsın?” dedikte Hoca şaşırub “Geçen bir şedid rüzgâr esti, beni buraya attı.” cevabını virmiş ise de Bostancı, “Yahu bunları kim yoldu?” diyince “Rüzgâr şedid olduğundan, beni oradan oraya attı. Neye yapıştım ise elimde kaldı.” dedikte bostancı, “Ya bunları çuvala kim toldurdu?” diyince cevabında “Ben de anı tefekkür iderdim (düşünürdüm.).” dimiş.
Letaif-i Rivayat-ı Nasrettin Hoca
hzl.: Fikret TÜRKMEN

3. metin
RÜZGÂRIN ATTIĞI ADAM
Hoca bir gün boş bir bostana dalar;
Yolar, temizler, bostanda ne varsa.
Marullar, patlıcanlar, salatalar;
Doldurur bir çuvala tıka basa.
Tam yükü yükleneceği sırada
Çam yarması bir adam peyda olur.
— “Herif! der, ne arıyorsun burada?”
Hoca bir düşünür, cevabı bulur;
Der ki : — “Dün bir rüzgâr çıkmıştı hani,
işte odur atan buraya beni.”
— “Demek seni buraya atan, rüzgâr.
Peki, ya bu patlıcanlar, marullar?
Onları da hep rüzgâr mı kopardı?”
— “Evet! Biraz fazlaca esiyordu;
Beni öteye beriye savurdu;
Neye uğradığımı bilemedim;
Bari şunlara tutunayım, dedim;
Neye tutundumsa elimde kaldı.”
Bunun üzerine bostancı kızar:
— “Peki, çuvala koyan da mı rüzgâr?
Söyle, kim doldurdu çuvala bunu?”
Hoca tatlı tatlı kaşır burnunu:
Sonra döner, der ki: — “İlahi oğlum,
işte ben de onu düşünüyordum.”

Orhan Veli KANIK
Nasrettin Hoca Hikâyeleri

1. a. Okuduğunuz ikinci ve üçüncü metni aşağıdaki ölçütler doğrultusunda inceleyiniz. Her iki metnin ortak ve farklı yönlerini tablonun ilgili bölümüne yazınız.
Ölçütlerİkinci MetinÜçüncü Metin (Rüzgârın Attığı Adam)
TemaNasreddin Hocaİnsanın 4 maddeden yaratılışı
Anlatım BirimiMizahi anlatımÖğretici, didaktik ve açıklayıcı anlatım
Yazılış AmacıGüldürmekÖğretmek, bilgi vermek
imgeler——————–—————
UyaklarUyak varUyak yok
b. Yaptığınız incelemeden hareketle öğretici metinleri anlatım biçimleri bakımından gruplandırınız.
Öğretici metinler
Düz yazıyla yazılanlar
Manzum yazılanlar

c. Aşağıda verilen Nasrettin Hoca fıkrasını Orhan Veli’nin yazdığı gibi manzum şekilde yazınız. Yazdığınız metni sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.
Bir gece rüyasında Hoca’ya tokuz akçe virmişler.Hoca hele on akçe olsun dirken uyanıb baktı ki elinde bir şey yok. Gözlerini kapayup elini uzatub “Getür bari, tokuz akçe olsun.” dimiş.

2. “Bir gece rüyasında Hoca’ya tokuz akçe virmişler.” “Düzgâr (rüzgâr) şedid (şiddetli) olduğundan, beni oradan oraya attı.” cümlelerindeki yabancı kelimeleri ve cümlelerin yapısını inceleyiniz, “girüb, dedikte, toldurdu” kelimelerini günümüzdeki kullanımlarıyla karşılaştırınız. Farklılıkların nedenini belirterek metnin dil özelliklerini sıralayınız.
2. “girüb, dedikte, toldurdu” kelimeler günümüzde girip, dediğinde, doldurdu şeklinde değişerek gelmiştir. Bu farklılaşma 14 yüzyıl Anadolu’da kullanılan Eski Anadolu Türkçesi’nin özelliklerinden kaynaklanmaktadır. O dönemde sesli harflerin bazılarının yuvarlak eğilimli olduğunu görmekteyiz.

3. Metindeki anlamlı en küçük birimleri belirtiniz. Bunların, metnin ana düşüncesini destekleyip desteklemediğini söyleyiniz.
3.
4. Metnin ana düşüncesini belirtiniz.
4. Nasreddin Hoca’nın yaptıkları

5. Metindeki yabancı kelimeler ve metnin anlatımından yola çıkarak okuduğunuz eserlerde hangi geleneğin izlerinin görüldüğünü belirtiniz.
5. İslami geleneğinin izlerinin sürdüğünü görebilmekteyiz.

6. Kitabınızdaki metinlerden hareketle, XIII – XIV. yüzyıl öğretici metinlerinin oluşmasında etkili olan zihniyet hakkında bilgi veriniz.
6. Dönem itibariyle öğretici metinlerin çokça yazıldığı bir dönem birlikte insanlara bilgi vermek için yazılan metinleri görmekteyiz. Osmanlı yeni kurulmuş ve Yükselme dönemine girilerek yeni bir dünya kurulacağı gözlenmiştir. Bu da bize insanların bilgi ihtiyaçları olduğunu göstermektedir.

7. Okuduğunuz metnin ana düşüncesi ve XIV. yüzyıldaki düzyazıların yazılış amacından hareketle Nasrettin Hoca fıkralarının kaleme alınma nedenlerini söyleyiniz.
7. Kalıcılığını sağlamak ve var olan Nasreddin Hoca gibi bir değeri bir sonraki kuşağa taşımak amacıyla yazılmıştır.

8. Nasrettin Hoca fıkrasında ve “Makâlât’ta kullanılan yeni kelimeler hangi kültürün izini taşımaktadır? Bu kelimeler, nesir diline bir zenginlik katmış mıdır? Düşüncelerinizi belirttikten sonra XIV yüzyıl nesrinin özelliklerini sıralayınız.
8. İslam kültürünün izleri görülmüştür ve bu kültürde şiirde olduğu gibi nesir alanında bir zenginlik katmıştır.
14 yüzyıl nesir dini ve din dışı olmak üzere iki koldan gelişir. Dini olanların konuları genel olarak dini savaşlar, dinde önemli yeri olan şahısların hayatları, Hz. Peygamberin hayatı, dört halife, tasavvuftur.
Dilin ağır olan metinler olduğu gibi sade dille yazılanlar da vardır.

YORUMLAMA – GÜNCELLEME
1. Hacı Bektaş-ı Velî, “Makâlât’ta “avam halk taifesi” diye tanımlanan kesimle kimleri kastediyor? Onları hangi yönlerden eleştiriyor? Yazarın düşüncesine katılıp katılmadığınızı açıklayınız.
1. Halk tabakasını kastetmiştir. Kibir, hased, buğuz gibi özelliklere sahip olmakla suçlamaktadır.

2. Kitabınızda okuduğunuz Nasrettin Hoca fıkralarından birini sınıfta arkadaşlarınızla canlandırınız.
2.
3. Sınıfınızda bir “Nasrettin Hoca Fıkraları Anlatma Yarışması” düzenleyiniz. Belirleyeceğiniz ölçütlere göre en güzel fıkra anlatan arkadaşınızı seçiniz.
3.

DEĞERLENDİRME
1. Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükleri yazarak cümleleri tamamlayınız.
  • XIV yüzyıl öğretici metinleri MANZUM ve MENSUR olarak ikiye ayrılır.
  • XIV yüzyıl öğretici metinleri İSLAM medeniyetinin tesiriyle kaleme alınmış eserlerdir.

2. Aşağıdaki bilgilerden hangisi XIV yüzyıl öğretici metinlerinin dil özelliklerinden değildir?
A. Cümleler genellikle kısadır.
B. Cümleler açık, anlaşılır özelliktedir.
C Metinlerde az da olsa sanatlı anlatıma rastlanır.
D. İslam medeniyetinin etkisi yeni kavram ve kelimelerin kullanılmasını sağlamıştır.
E. Kelimelerde t -» d ses değişimine rastlanır.
CEVAP: B

3. Aşağıda verilen bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.
XXÖğretici metinler aydınlatıcı, yol gösterici ve telkin edici eserlerdir.
XXÖğretici metinlerde din, tasavvuf, İslam menkıbeleri, tıp, tabiat konuları işlenmiştir.
XXÖğretici metinlerde dil genellikle Arapça, Farsça kelimelerle yüklüdür.

4. Nasrettin Hoca fıkralarının özelliklerini sıralayınız.
4.
Nesir diliyle anlatılan bu ürünler bir tez ve karşı tezden oluşur. Başlangıç, gelişme ve sonuç bölümleri vardır.
Sorunlar karşılıklı konuşmalar ve tartışmalarla sonuca bağlanır. Sonuç bölümünde hisse vardır. Her fıkrada mutlaka yer alan bu hisse bölümü hüküm ifadesi taşır. Gülme, hiciv ve hikmetli sözler taşıyan çatışma bölümü fıkranın estetiğini oluşturan temel unsurdur. Mantığı zorlamayan bir karakterde olan Türk fıkraları kıssadan hisse (anlatılanlardan pay, sonuç çıkarma) amacıyla söylenmiştir.
Nasrettin Hoca fıkra tipi, Anadolu halkının yarattığı, genelde Anadolu insanını simgeleyen bir tiptir. Ezenler, ezilenler, sömürenler, sömürülenler, devlet ileri gelenleri (sultanlar, hakanlar, beyler, kadılar, müderrisler, hocalar…), halktan insanlar, kadınlar, gençler, çocuklar, değişik mesleklerden insanlar bu tiplerden bazılarıdır. Bir de çevresindeki eşyalar, nesneler, hayvanlar (özellikle de Hoca’nın eşeği)…
Nasrettin Hoca fıkraları, sözlü gelenekte yaşamış, ancak ölümünden birkaç yüzyıl sonra yazılı ürünlerde görülmeye başlanmıştır. Bu nedenle Nasrettin Hoca fıkralarının kaynaklarını tam olarak bulup ortaya koymak pek kolay değildir.
 
Read more