THY’den Atılan İşçiler Geri Alınsın Kampanyası Başladı

Gökkuşağı Hareketi işten atılmalarla ilgili basın açıklaması yaptı.

   THY ve Teknik AŞ. Çalışanlarına
Kamuoyuna duyuru:
THY işvereni dayatmacı ve “ben yaparım kimse bana karışamaz” mantığı ile değişik iş yerlerinden onlarca arkadaşımızın işine son vermiştir
Demokrasi ve insan hakları havarisi kesilen Hükümetin THY’deki temsilcileri, “EN İYİ HAVAYOLU” olmayı hedeflediğini söylerken bunu gerçekleştiren işçilerine uyguladığı zorunlu emeklilik, işten atma, sürgün gibi düşmanca politikalarını hangi demokrasi anlayışı ile izah edecekler?
Gökkuşağı Hareketi olarak bu anlayışı şiddetle kınıyor ve kamuoyunu bu maske arkasındaki gerçekliği görmeye davet ediyoruz.
Öte yandan sözleşme sürecinde çalışanlardan kopuk, işveren ile flört ederek “beyaz bir sayfa” açtığını söyleyen Hava İş yönetimini, işçilerin çok iyi gördüğü bu beyaz sayfanın anlamını sorgulamaya ve artık üç maymunu oynamaktan vazgeçmeye çağırıyoruz.
THY TEKNİK sözleşmesinin devam ettiği bir süreçte yaşananlar anlamlıdır. THY Sözleşmesi 8. maddedeki İkale Sözleşmesi diye dayatılan, “parayı ver işçiyi at!” anlayışı bugün yaşananların zeminin hazırlamıştır.
Yer teçhizat atölyesinde 27 arkadaşın işten atılmasına ses çıkarmayıp işverenle oturup anlaşan Hava-İş yönetiminin bugün yaşanacakları öngöremeyecek kadar “tecrübesiz” olmadığı açıktır! İşte mücadele ettiğimiz, değiştirmek zorunda olduğumuz SENDİKAL BÜROKRASİ budur.
Yaşananlar kabul edilemez bir noktadadır. İşten atılmak kader değildir. THY Çalışanları bunlara zemin hazırlayan sendikal politikaları da sorgulayarak işten çıkarılan arkadaşlarının yanında olacaktır. Gökkuşağı Hareketi bu sürecin takipçisidir ve işten atılan arkadaşlarımızın mücadelesine tüm gücüyle destek verecektir.
Saygılarımızla.
GÖKKUŞAĞI  HAREKE
Read more

Venüs Tutulması Nedir?

Dünya'ya en yakın gezegen olan Venüs, Dünya ile Güneş'in arasına girdi. Bu nadir yaşanan gözyüzü olayı sabah saatlerinden itibaren Türkiye'de de gözlemlendi.




Venüs yaklaşık 7 saat süren yolculuğu sırasında Güneş'in üzerinde bir nokta gibi görüldü. Geçişin en renkli görüntüleri, Venüs'ün yolculuğunu tamamladığı sırada yaşandı.  Venüs'ün geçişi çıplak gözle izlenemezken, Venüs'ün Dünya ve Güneş arasındaki yolcuğu 07.30 sıralarında bitti.

Eyüboğlu Eğitim Kurumları İkiz Gözlemevleri'nde Venüs'ün geçişini izleyen Astronomi öğretmeni ve Gözlemevi sorumlusu Serkan Terleç şu anda yaşayan insanların bir daha göremeyeceği bir doğa olayına tanık olduklarını vurgulayarak, "İstanbul'a göre gözlem gece itibariyle başladı. Güneş ufkun altında olduğu için, bizim gözlem saatimiz 06.00 sıralarında başladı. Yaklaşık 07.30 sıralarında geçiş tamamlanacak. Bir sonraki geçiş 2117 yılında olacak" dedi. 
Read more

Domuz Eti, At Eti, Eşşek Eti Kullanan Markalar Neler? Pide de Domuz Eti Kullananlar


Pidede domuz eti çıktı


Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, taklit ve sahtecilik yaptığı belirlenen 11 firmayı daha ilan etti. Pidede domuz eti, sucukta at ve eşek eti çıktı.

Kaynak; AA

ANKARA - Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, gıdada taklit ve tağşiş (bir şeyin içine başka bir madde karıştırma, katıştırma) yaparak, tüketiciyi yanıltan 11 firmayı teşhir etti.
Kontrollerde laboratuvar sonuçları olumsuz çıkan ve gıdada taklit ve tağşiş yaptığı belirlenen 10 et ve süt ürünleri üreticisiyle bir lokanta, bakanlığın internet sitesinde ilan edildi.
Laboratuvar incelemelerinde bu firmaların bazılarının ürettiği sucuk benzeri ürünlerde ''at ve eşek eti'', kıymalı ve kuşbaşı pidelerde ''domuz eti'', yağlı peynir ve tereyağında ''bitkisel yağ'', dana sosisinde ''kanatlı eti'' tespit edildi.
Buna göre, gıdada taklit ve tağşiş yaptığı kesinleşen firmaların adları, ürün adı, markası, parti ve seri numaraları şöyle:
-Nazifoğlu marka, ısıl işlem görmüş sucuk benzeri ürün (yüzde 100 dana), Aliçler Sucuk Erenler, Sakarya, tek tırnaklı eti (at eti, eşek eti) tespiti, parti/seri no: 27.01.2012
-Çiftarslanlı marka, ısıl işlem görmüş sucuk benzeri ürün (yüzde 100 dana), Çiftarslanlı Et ve Et Ürünleri, Afyonkarahisar, tek tırnak eti (at eti, eşek eti), kanatlı eti tespiti, parti/seri no: 29.08.2012
-Elmalı Çiftliği marka, geleneksel tereyağı, Elmalı Çiftliği Süt Ürünleri Gıda San. Tic. Ltd. Şti, Antalya, bitkisel yağ tespiti parti/seri no:1/19.07.2012 ve 01/22.07.2012
-Akdeniz marka, yarım yağlı homojenize yoğurt, Akdeniz Süt Ürn. ve Gıda San. Tic. Tur. Ltd. Şti, Antalya, bitkisel yağ ve jelatin tespiti, parti seri no:4/28.03.2012
-Onurköy marka, yoğurt, Onurtur Ak. İnş. Nak. Tur. San. Tic. Ltd. Şti. Mardin, bitkisel yağ tespiti, parti/ seri no: 01.04.2012
-Ilgaz Yaylası marka, yağlı tulum peyniri, Mutlu Tolga Gıda İnş. Petrol Turizm Tarım Hay. Orman Ürün. San. ve Tic. Ltd. Şti, Afyonkarahisar, bitkisel yağ ve nişasta tespiti, parti/ seri no: 07/01/2012
-Bacanaklar Güldem Süt marka, yağlı eritme peyniri, Güldemce Gıda İnş. Oto. San. Tic. Ltd. Şti, Konya, bitkisel yağ tespiti, parti /seri no:28/05/2012
-Balderesi marka, süzme çiçek balı, Nurs Lokman Hekim Gıda Tarım Bitki Med. San. Tic. Ltd. Şti Yüreğir, Adana, diastaz sayısı, fruktoz/glikoz, fruktoz glikoz, C4 şeker oranı yüzde, balda protein ve ham delta C13 değerleri farkı, parti/seri no: 006
-Milenyum Pide marka, kıymalı pide, Milenyum Pide Pizza Kebap Salonu Bornova, İzmir, domuz eti tespiti, parti/seri no:20.04.2012, günlük üretim
-Milenyum Pide marka, kuşbaşılı pide, Milenyum Pide Pizza Kebap Salonu Bornova, İzmir, domuz eti tespiti, parti/seri no: 20.04.2012, günlük üretim.
-Pınar marka, uzun soyulmuş sosis (yüzde 100 dana), Pınar Entegre Et ve Un Sanayi A.Ş Kemalpaşa, İzmir, kanatlı eti tespiti, parti/seri no: 52228 M
-Salihli Özok marka, ısıl işlem görmüş sucuk benzeri ürün (dana eti), Özok Gıda Salihli, Manisa, kanatlı eti tespiti, parti seri no:01 Nisan 2012



Read more

Echograph Nedir?


Instagram'ın hareketli versiyonu: Echograph

Instagram’ın ardından mobil dünyası yeni bir fotoğraf paylaşım uygulaması kazandı. Yeni iPad’lere uyumlu olarak piyasaya sürülen Echograph, Instagram’ın ‘hareketli’ versiyonu olarak karşımıza çıkacak.


  Kaynak; ntvmsnbc

Echograph, çektiğiniz fotoğrafları canlandıracak. AppStore’de 2.99 dolara satılan uygulamanın kullanımı son derece basit:
İlk olarak bir video çekiyorsunuz. Çektiğiniz videodan beş saniyelik bir bölümü seçerek, ana çerçeve olarak belirliyorsunuz. Ardından, parmağınızın tek bir hareketiyle, videonun geri kalan kısmını siliyorsunuz ve elinizde sürekli olarak tekrarlanan tek bir görüntü kalıyor. Örneğin, en son elde edilen GIF’i Photoshop’a aktardığınızda görüntünün en az 50 kareden oluştuğunu görüyorsunuz.
Read more

Lana Del Rey - Body Electric

Lana Del Rey Los Angeles'taki El Rey tiyatrosunda verdiği konserde "Body Electric" isimli yeni bir şarkı söyledi. "Born To Die" albümündeki şarkılara benzeyen etkileyici "Body Electric"i buradan dinleyebilirsiniz.



Lana Del Rey'den yeni şarkı
Read more

Rihanna'dan Tropik Pozlar


Rihanna Vita Coco markasının yeni reklam filmi için kamera karşısına geçti.Tropik meyve suyu olan Vita Coco'nun yeni yüzü olan Rihanna, yine birbirinden sexy pozlar verdi. Her zaman olduğu gibi fotoğrafları Terry Richardson çekti. 


Rihanna

Rihanna
Rihanna
Rihanna
Rihanna
Photo; Terry Richardson
Read more

Ciara ft. 2 Chainz - Sweat


Yeni albümünü beklediğimiz isimlerden biriside Ciara. İşte sexy yıldızın yeni albümünden ilk şarkısı internette bugün yayınladı... Keyfini Çıkarın


Sweat


Read more

Justin Bieber - All Around The World ft. Ludacris ( Şarkı Sözü )




JUSTIN BIEBER ft. LUDACRIS – “ALL AROUND THE WORLD”
Hey beautiful, you’re beautiful
You should know it
(You’re beautiful, you’re beautiful
You should know it)
I think it’s time, I think it’s time to show you
You’re beautiful, beautiful
Oh o-oh
Baby, we can do it where you at where you at?
Why you walking so shy?
Hold me babe, hold me babe.
You’re the only one, and I like that
Like that, so DJ bring it bring it bring it back
Like that
It’s all around the world
People want to be loved, yeah
Cause all around the world,
They’re no different then us.
All around the world
People want to be loved, oh oh oh
Cause all around the world,
They’re no different then us, oh oh oh
All around the world!
Hey crazy girl, crazy girl you should know it
You’re crazy girl, crazy girl (think you control it)
Light it up, light it up
Like it’s supposed it
You crazy girl, ye-yeah
Baby, we can do it where you at where you at?
Why you walking so shy?
Hold me babe, hold me babe.
You’re the only one, and I like that
Like that, so DJ bring it bring it bring it back, like that.
All around the world
People want to be loved, yeah
Cause all around the world,
They’re no different then us., no!
All around the world
People want to be loved, oh oh oh
Cause all around the world,
They’re no different then us, oh oh oh
All around the world!
[Ludacris:]
Once again,
Dynamic duos are back!
Jb, luda!
I love everything about you,
You’re imperfectly perfect!
Everyone’s itching for beauty
But they’re just scratching the surface.
Lost time is never found,
Could the DJ please reverse it
In life you pay for change
Let’s make it second worth it!
Anything could work if worth it
You deserve it, don’t give in
Cause they may win some battles,
But love wins in the end!
You… like the sun
The stars reflecting light
… around you
All around the world
People want to be loved, yeah
Cause all around the world,
They’re no different then us., no!
All around the world
People want to be loved, oh oh oh
Cause all around the world,
They’re no different then us, oh oh oh
All around the world!
(People want to be loved)
All Around the World
Read more

Fırfırlı Örgü Mini Etek Modeli Nasıl Yapılır?

Örgü işi yapan kişiler tarafından gerçekten önemli bir tasarım modeli olarak oluşturulan fırfırlı örgü mini etek modeli, şık yapısı ile bu anlamda tercihlerde bulunanlara önemli bir alternatif olabilir. Fırfırlı örgü mini etek modeli, bu modeli taşıyabilenlere bambaşka bir hava ve şıklık sağlayabilir.


Fırfırlı örgü mini etek modeli ve yapılışı

3,5 numaralı şişle nako-pırlanta 130 ilmek başlanarak 12 sıra torba lastik örülecek.4 düz,4 ters lastik olarak aş.şekilde örülecek:

2 defa 5 cm.lastik ve 2 sıra haraşo

1 defa 5 cm.lastik ve haraşo örmeden etek fırfırına geçilecek.

Etek fırfırı örüldükten sonra lastiklerin arasında yaptığımız haraşolardan 130 ilmek çıkararak üst fırfırlar yapılacak:

Etek fırfırı:

1.sıra:4 ters,1düz,1 atma,1 düz,8 ters,1 düz,1 atma,1 düz. Bu şekilde sıra sonuna kadar örülecek.

2. ve diğer ters sıralarda ilmekler olduğu gibi,atmalar ters olarak örülecek.

3.sıra:4 ters,1 düz,1 atma,2 düz…

Bu şekilde 13 tane delik olunca,4 sıra haraşo yapılarak ilmekler kapatılacak.

Üst fırfırlar:

Etek fırfırı gibi sadce 7 delik olana kadar artırmalar yapılacak ve 4 sıra haraşo örülerek ilmekler kapatılacak.
Read more

Ergenekon Destanı Nedir?


Ergenekon Destanı, Büyük Türk Destanı'nın bir parçasıdır. Kök-Türkler çağını konu alır. Ergenekon Destanı'nın, Türk destanlarının içinde ayrı ve seçkin bir yeri olup, en büyük Türk destanlarından biridir. Ergenekon Destanı'nın, Türk toplum yaşamında yüzyıllarca etkisi olduğu gibi, bugün bile Anadolu'nun dağlık köylerinde, birtakım gelenek ve göreneklerde etkisi görülmektedir.Ergenekon Destanı, Bozkurt Destanı'nın ana çizgileri üzerine kurulmuş olup, bu destanın serbestçe genişletilmiş biçimidir diyebiliriz. Daha doğrusu Bozkurt Destanı ile kaynağını belirleyen Türk soyu, Ergenekon Destanı ile de gelişip güçlenmesini, yayılış ve büyüyüş dönemlerini anlatmıştır. Çin tarihlerinin de yazmış olduğu Bozkurt Destanı'nın bittiği yerde, Ergenekon Destanı başlar. Bozkurt Efsanesi'nin devamı, Ergenekon Destanı'dır. Ergenekon Destanı, Cengiz Han çağında moğollaştırılmıştır. Ancak bu efsanenin kökleri ve ana motifleri, açıkça Kök Türkler ile ilgilidir. Kök Türk Devleti, MS 6.yy.dan itibaren bir cihan imparatorluğu olmuş ve 200 yıl yaşamıştır. Böyle büyük ve güçlü bir devletin, ilkel Moğollar'dan bir efsane alıp kökenlerini ona dayandırması mümkün değildir. Ayrıca, Ergenekon Destanı'nın ana motiflerinden biri, Demirci'dir. Destanda demirci, dağda demir madeni bulur ve Türkler bu demir madenini eriterek Bozkurt'un önderliğinde Ergenekon'dan çıkarlar. Unutmamak gerekir ki, Göktürkler'in ataları da demirci idiler. Onlar en iyi çelikleri işler, başka devletlere silah olarak satarlardı. Göktürkler'in ataları, demir cevherleriyle dolu dağların eteklerinde türemişler, demirleri eriterek yeryüzüne çıkmışlardı. Sonradan kendilerinin de demirci olmaları bundan ileri gelmektedir. Göktürkler'in temel toprakları olan Altay ve Sayan dağları, zengin demir madenlerinin bulunduğu bir yerdi. Burada çıkan demirin yüksek cevherli olması ve Türkler tarafından mükemmel bir biçimde işlenmesi, çağın Türk savaş endüstrisinin en önemli özelliği idi. Göktürkler çağında Türkler'in işlettikleri demir ocakları ve dökümevleri bulunmuştur. Göktürkler demirden ürettikleri kılıç, kargı, bıçak gibi savaş araçlarının yanında yine demirden saban, kürek, orak gibi tarım araçlarını yapmakta da usta idiler. Oysa, Göktürklerden tam beş yüzyıl sonra, yine Türklerle birlikte olmak üzere bir devlet kuran Moğollar, demirciliği bilmezlerdi. Cengiz Han zamanında Moğollar'a elçi olarak gönderilen Çin'deki Sung sülalesinin generali Men Hung, yazmış olduğu ''Meng-Ta Pei-lu'' adlı ünlü seyahatnamesinde, Moğollar'ın Cengiz Han'dan önce maden işlemeyi bilmediklerini, ok uçlarını bile kemikten yaptıklarını, Moğollar'a demir silahların Uygur Türkleri'nden geldiğini anlatmaktadır. Zaten Moğollar, demirciliği Uygur Türkleri'nden öğrenmişlerdir. Aslında demircilik, o çağın Moğol düşüncesine göre büyücülere özgü korkunç bir sanattı. Ayrıca Bozkurt, Türkler'in kutsal hayvanıdır. Moğollar'ın kutsal hayvanı köpektir.
Ergenekon Destanı'nda Türkler, Ergenekon ovasından çıkmak istediklerinde yol bulamazlar. Çare olarak da dağların demir madeni içeren bölümlerini eritip bir geçenek açmayı düşünürler. Demir madenini eritmek için dağların çevresine odun-kömür dizilir ve yetmiş deriden yetmiş körük yapılıp yetmiş yere konulur. Yedi ve yetmiş sayıları, dokuz ve katları ile birlikte, Türkler'in mitolojik sayılarındandır. Moğollar'ın mitolojik sayıları ise altı ve altmıştır. Destanda altmış yerine yetmiş sayısına yer verilmesi, bu efsanenin Moğolca bir metinden öğrenilmemiş olduğunu, Türkler'e ait olduğunu gösterir.Mağaralar, Türk mitolojisinde ve Türk halk düşüncesinde önemli bir yer tutarlar. Bu, yalnızca Göktürk efsanelerinde, Bozkurt ve Ergenekon destanlarında değil, Anadolu'daki masallarda da böyledir. Göktürk efsanelerinin, Bozkurt ve Ergenekon destanlarındaki motiflerin ufak değişikliklere uğramış örneklerini, Anadolu efsanelerinde de bulabiliriz. Hatta islami hikayelerde bile: Bir Anadolu efsanesinde Muhammed Hanefi (Hz. Ali'nin Hz. Fatma'dan sonra evlendiği ve bu evlilikten olan dört çocuğundan biridir. Diğer Çocukları; ise Ümmü Gülsüm, Zeynep ve Kasım'dır), önüne çıkan bir geyiği kovalar. Geyik bir mağaradan içeri girer. Muhammed Hanefi de geyiğin arkasından mağaraya girer. Mağaradan geçerek büyük bir ovaya varır ve burada Mine Hatun'la karşılaşır. Dikkat edilirse, bu Anadolu efsanesindeki mağara, Bozkurt'un hayatta kalan tek Türk gencini götürdüğü mağaranın ve mağaradan çıkılan ova da yine Bozkurt Destanı'ndaki kurdun, yaşayan tek Türk gencini mağaradan geçerek götürdüğü ovanın aynısıdır. Ayrıca yine bu ova, Ergenekon Destanı'ndaki Kayı ile Tokuz Oguz'un yurt tuttukları ovanın aynısıdır.Altay Türkleri'nin efsanelerinde de Bozkurt ve Ergenekon destanlarının izlerini görmek mümkündür. Bir Altay efsanesinde, bir bahadır avlanırken karşısına çıkan geyiği kovalamağa başlar. En sonunda bir Bakır-Dağ'ın önüne gelirler. Baştan başa bakırdan yapılmış olan dağ birden açılır ve geyik açılan delikten içeri girer. Genç bahadır da geyiği izler. Az sonra geyik kaybolur. Efsanenin devamında bahadır türlü canavarla, iyi yürekli yaşlı kişilerle, çok güzel kızlarla karşılaşır. Bu Altay efsanesinde de aynı mağara ve mağaradan geçilerek ulaşılan ova motifleri vardır ve bu Altay efsanesi, Muhammed Hanefi'nin efsanesine belirgin bir biçimde benzemektedir. Altay masal ve efsanelerinde bu tür öykülerin daha mitolojik biçimde olanları da vardır.
Asya Büyük Hun Devleti'nde, bizzat Hun hakanının başkanlık ettiği törenler vardır. Bu törenlerden en önemlisinde, devletin ileri gelenleri toplanarak Ata Mağarası'na giderler ve orada, hakanın başkanlığında dini törenler yapılır, atalara saygı gösterilir. Aynı törenler, Göktürk Devleti'nde de yapılagelmiştir. Bu adı geçen Ata Mağarası, Bozkurt'un Türk gencini düşmandan kaçırıp sakladığı ve Ergenekon'a ulaştırdığı mağaradır. Ancak bugün, bu mağaranın yeri bilinmiyor. Tabgaçlar da kayaları mağara biçiminde oyarlar ve burada yere, göğe, ata ruhlarına kurban sunarlardı. Bu kurban töreninden sonra da, çevreye kayın ağaçları dikilir, o bölgede kutsal bir orman oluşturulurdu. Asıl önemli olan nokta ise, bütün milletçe bunlara inanılması ve devletin de bu efsaneye saygı göstermesidir. Ayrıca, Aybek üd-Devâdârî'nin anlattığı, Türkler'in kökenine ilişkin ''Ay Ata Efsanesi''nde de mağara ve mağarada türeme motifi vardır. Bu efsanede de, Türkler'in ilk atası olan Ay Ata, bir mağarada meydana gelir. Ay Ata Efsanesi'ndeki mağara, ilk ataya bir ana rahmi görevi görmüştür.
Ergenekon Destan'ı, Türkler'in yüzyıllarca çift sürerek, av avlayarak, maden işleyerek yaşayıp çoğaldıkları, etrafı aşılmaz dağlarla çevrili kutsal toprakların öyküsüdür. Ergenekon Destanı'nın önemli bir çizgisi, Türkler'in demircilik geleneğidir. Maden işlemek, demirden ve en iyi çelikten silahlar yapmak, Eski Türkler'in doğal sanatı ve övüncü idi. Ergenekon Destanı'nda Türkler, demirden bir dağı eritmiş ve bunu yapan kahramanlarını da ölümsüzleştirmişlerdir.
Ergenekon Destanı ilk kez, Cengiz Han'ın kurmuş olduğu Türk-Moğol Devleti'nin tarihçisi Reşideddin tarafından saptanmıştır. Reşideddin, ''Câmi üt-Tevârih'' adlı eserinde Ergenekon Destanı ile ilgili geniş bilgiler vermektedir. Fakat Reşideddin, -yukarıda da değinildiği gibi- bir Türk destanı olan Ergenekon Destanı'nı moğollaştırmıştır (Ergenekon Destanı'nın nasıl moğollaştırıldığı hakkında Prof.Dr.Bahaeddin Ögel'in, Türk Mitolojisi [1.cilt, 59-71. sayfalar] adlı yapıtında geniş bilgiler vardır).
Ergenekon Destanı, Hıve hanı Ebulgazi Bahadır Han'ın 17.yy.da yazmış bulunduğu ''Şecere-Türk'' (Türkler'in Soy Kütüğü) adlı esere de kaydedilmiştir.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Kurtuluş Savaşında'ki Anadolu'yu, Ergenekon'a benzeterek aynı adı taşıyan bir kitap yazmıştır.
Ergenekon Destanı'nda Bozkurt, öteki Türk destanlarında da olduğu gibi, ön planda ve baş roldedir. Bu kez Türkler'e yol göstericilik, kılavuzluk yapmaktadır.Bir rivayete göre Türkler, Ergenekon'dan 9 Martta çıkmışlardır. Başka bir rivayet ise bu tarihi 21 Mart (Nevruz Bayramı) olarak verir. Öyle anlaşılıyor ki, Ergenekon'dan çıkış işlemleri 9 Martta başlamış, 21 Martta da tamamlanmıştır.
Destan aşağıda özetlenmiştir: Türk illerinde Türk oku ötmeyen, Türk kolu yetmeyen, Türk'e boyun eğmeyen bir yer yoktu. Bu durum yabancı kavimleri kıskandırıyordu. Yabancı kavimler birleştiler, Türkler'in üzerine yürüdüler. Bunun üzerine Türkler çadırlarını, sürülerini bir araya topladılar; çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün savaştılar. Sonuçta Türkler üstün geldi.Bu yenilgileri üzerine düşman kavimlerin hanları, beğleri av yerinde toplanıp konuştular. Dediler ki:
"Türkler'e hile yapmazsak halimiz yaman olur !"Tan ağaranda, baskına uğramış gibi, ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Türkler, 
''Bunların gücü tükendi, kaçıyorlar'' deyip artlarına düştüler. Düşman, Türkler'i görünce birden döndü. Vuruşma başladı. Türkler yenildi. Düşman, Türkler'i öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını, mallarını öyle bir yağmaladılar ki tek kara kıl çadır bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükleri tutsak ettiler.
O çağda Türkler'in başında İl Kagan vardı. İl Kagan'ın da birçok oğlu vardı. Ancak, bu savaşta biri dışında tüm çocukları öldü. Kayı (Kayan) adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Kagan'ın bir de Tokuz Oguz (Dokuz Oğuz) adlı bir yeğeni vardı; o da sağ kalmıştı. Kayı ile Tokuz Oguz tutsak olmuşlardı. On gün sonra ikisi de karılarını aldılar, atlarına atlayarak kaçtılar. Türk yurduna döndüler. Burada düşmandan kaçıp gelen develer, atlar, öküzler, koyunlar buldular. Oturup düşündüler: "Dörtbir yan düşman dolu. Dağların içinde kişi yolu düşmez bir yer izleyip yurt tutalım, oturalım." Sürülerini alıp dağa doğru göç ettiler.
Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine sarp bir yoldu ki deve olsun, at olsun güçlükle yürürdü; ayağını yanlış yere bassa, yuvarlanıp paramparça olurdu.Türkler'in vardıkları ülkede akarsular, kaynaklar, türlü bitkiler, yemişler, avlar vardı. Böyle bir yeri görünce, ulu Tanrı'ya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye "ERGENEKON" dediler. Zaman geçti, çağlar aktı; Kayı ile Tokuz Oguz'un birçok çocukları oldu. Kayı'nın çok çocuğu oldu, Tokuz Oguz'un daha az oldu. Kayı'dan olma çocuklara Kayat dediler. Tokuz'dan olma çocukların bir bölümüne Tokuzlar dediler, bir bölümüne de Türülken. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon'da kaldılar; çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar. Aradan dört yüz yıl geçti.Dört yüz yıl sonra kendileri ve süreleri o denli çoğaldı ki Ergenekon'a sığamaz oldular. Çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki: "Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler, güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasını araştırıp yol bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında kim bize dost olursa biz de onunla dost olalım, kim bize düşman olursa biz de onunla düşman olalım." Türkler, kurultayın bu kararı üzerine, Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar; bulamadılar. O zaman bir demirci dedi ki: 
"Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat demire benzer. Demirini eritsek, belki dağ bize geçit verir." 
Gidip demir madenini gördüler. Dağın geniş yerine bir kat odun, bir kat kömür dizdiler. Dağın altını, üstünü, yanını, yönünü odun-kömürle doldurdular. Yetmiş deriden yetmiş büyük körük yapıp, yetmiş yere koydular. Odun kömürü ateşleyip körüklediler. Tanrı'nın yardımıyla demir dağ kızdı, eridi, akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak denli yol oldu.
Sonra gök yeleli bir Bozkurt çıktı ortaya; nereden geldiği bilinmeyen. Bozkurt geldi, Türk'ün önünde dikildi, durdu. Herkes anladı ki yolu o gösterecek. Bozkurt yürüdü; ardından da Türk milleti. Ve Türkler, Bozkurt'un önderliğinde, o kutsal yılın, kutsal ayının, kutsal gününde Ergenekon'dan çıktılar. Türkler o günü, o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, Türkler'in bayramı oldu. Her yıl o gün büyük törenler yapılır. Bir parça demir ateşte kızdırılır. Bu demiri önce Türk kaganı kıskaçla tutup örse koyar, çekiçle döver. Sonra öteki Türk beğleri de aynı işi yaparak bayramı kutlarlar. Ergenekon'dan çıktıklarında Türkler'in kaganı, Kayı Han soyundan gelen Börteçine (Bozkurt) idi. Börteçine bütün illere elçiler göderdi; Türkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Ta ki, eskisi gibi, bütün iller Türkler'in buyruğu altına gire. Bunu kimi iyi karşıladı, Börteçine'yi kagan bildi; kimi iyi karşılamadı, karşı çıktı. Karşı çıkanlarla savaşıldı ve Türkler hepsini yendiler. Türk Devleti'ni dört bir yana egemen kıldılar.
Türk Beğleri, Ergenekon'dan Çıkış Gününü Kızgın Demir Döğerek Kutluyorlar
Read more

Truva Atı Nedir? Truva Efsanesi ve Truvanın Keşfi


Truva Adı ve Şehrin Konumu
Bugün Marmara Denizi ile Çanakkale Boğazı ve Edremit körfezi arasında kalan ve Biga Yarımadası olarak bilinen toprakların, antik çağlardaki adı TROAD veya TROAS olarak bilinirdi. Anadolu’nun kuzeybatı köşesindeki bu yörede, arkeologlarca, çeşitli antik yerleşmeler tesbit edilmiştir. Bunların en önemlisi, yöreye ismini vermiş veya yöreden ismini almış olan TROİA kentidir.
Dilimize Fransızca’dan TRUVA olarak geçmiş bu kentin eski Yunanca’dan doğrudan yapılacak çevirisinin “TROİA” veya “TROYA” olması gerektiği otoritelerce kabul edilmiştir.
Anadolu Yarımadasının kuzeybatı kesiminde, Çanakkale’nin yaklaşık 30 km güneybatısında, Çanakkale Boğazı’nın Ege Denizi’ne açıldığı noktadan 6 km kadar içerdeki Hisarlık denen yerde bulunan höyük tipinde bir yerleşmedir. 200 m uzunluğunda ve 150 m genişliğindeki höyük, ovadan 31 m, deniz yüzeyinden ise 38,5 m yüksektir.

Truva Şehrinin Kısa Tarihçesi
Troya, M.Ö 3. ve 2. binyıllarda canlı bir kültür kenti, yerleşik tarım topluluklarını yöneten bir krallığın merkeziydi. M.Ö 13. yüzyılın sonlarına doğru büyük bir yanın geçirdi. Bu yangının ünlü Troya Savaşının sonunda çıktığı düşünülmektedir. Bundan sonra yeniden imar edilen kent M.Ö 1000 yıllarında terk edildi. M.Ö 700 dolaylarında Yunanistan’dan gelen göçmenler Troya’ya yerleşmeye başladılar. Bu yeni yerleşim ” İlion ” adıyla M.S 5. yüzyıla değin sürdü. M.Ö 6. yüzyıl sonundan başlayarak bölgeye sırasıyla Persler, Büyük İskender, Selevkoslar, Pergamon Krallığı ve Romalılar egemen oldu. M.Ö 85′te Romalıların yağmaladığı kenti aynı yıl Romalı general Sulla yeniden kurmaya girişti. Augustus ve daha sonraki imparatorlar sağladıkları ayrıcalıklarla kentin gelişmesinde rol oynadılar. M.S 330′da Konstantinopolis (İstanbul) başkent ilan edildikten sonra “İlion” yavaş yavaş geriledi ve unutuldu.
Kazılar sonucunda Troya’da üst üste kurulmuş, yedi ayrı kültürü temsil eden 4 mimari katın oluşturduğu 9 yerleşme saptanmıştır.
Truva Efsanesi, Savaş ve Tahta Atı

Zamanımızdan takriben 3200 yıl önce Çanakkale Boğazı yakınlarında “Troya isimli bir kent varmış. Bu kentin, barışsever; fakat cesur insanları, kralları, Priamos’un idaresi altında uzun yıllar barış içinde çok mutlu bir hayat sürmüşler.
Tanrılar, bu mutluluğu onlara çok görmiş olacaklar ki Troyalıların başına bir çorap örmeye karar verdiler.
Birgün, Kral Priamos’un karısı Hekabe çok kötü bir rüya gördü. Rüyasında, karnından ateşler çıkmakta ve ateşin dumanı, bütün Troya surlarını sarmaktaydı. Hekabe, bu rüyasını önce karısına; daha sonra da bir kahine anlattı. Kahinin yaptığı yorum, hiç de iç açıcı değildi. Ona göre, Hekabe, hamileydi ve doğacak olan çocuk, ilerde Troyalıların başına büyük dertler açacaktı. Onun için bebek doğar doğmaz öldürülmeliydi. Bu kehanete inanan Kral Priamos, çocuk doğduktan sonra bir adamını bebeği öldürmek için görevlendirdi. Savunmasız yeni doğmuş bir bebeği öldüremeyen Troya’lı onu o zamanki adı “İDA” olan “Kazdağı”na götürüp, bir ormana bıraktı. Nasıl olsa, yabani hayvanlar onu öldürür diye aklından geçirdi. Ama bebeği, yabani hayvanlardan önce bir çoban buldu. Bu çocuk ilerde gerçekten Troya’lıların başına birçok dertler açacak olan Paris’ti.
O sırada Tanrıların yaşadığı Olympos dağında, ilginç bir kargaşa cereyan etmekteydi.
Kral Peleus ile Deniz perisi Thetis’in evlenme merasimine kavga tanrıçası Eris, huzursuzluk çıkartır gerekçesiyle davet edilmemişti. Bu işe çok gücenen Eris intikam almaya karar verdi. Üzerinde “EN GÜZELE” yazılı, altından bir elmayı, şölenin yapıldığı salonun ortasına bırakıverdi. Doğal olarak bütün tanrıçalar, bu elmaya sahip olmak istediklerinden uzun tartışmalar oldu. Sonunda 3 büyük tanrıça dışında diğerleri çekildiler. Ama Kudret tanrıçası Hera, Zeka tanrıçası Pallas Athena ve Aşk tanrıçası Afrodit elmaya sahip olmakta ısrar ettiler. Her üçü de tanrı Zeus’a giderek, onun hakemlik yapmasını istediler. Baba tanrı Zeus, onların hiçbirini gücendirmek istemediği için diplomatça davranıp, bu işlerden pek anlamadığını söyledi. Asıl amacı ise bu belayı Olympos’tan uzaklaştırmaktı. Onların Olympos’un tadını kaçıracaklarını anladığı için, hakemliği bir ölümlünün yapması gerektiğini söyledi. – “Gidin” diye gürledi tanrıların babası “Irmakları bol İda dağına, orada Paris adında Troya’lı bir prems yaşamaktadır. Bu işlerden en iyi anlayan odur.”
Schliemann ve Troya’nın Keşfi
1822′de Almanya’da, Mecklenburg kasabasında dünyaya gelmiş, daha küçük yaşta iken İlyada’yı ( Şair Homeros’un yazdığı, Troya savaşını konu alan, Yunan Edebiyatının büyük destanı ) okuyup, Troya savaşlarının heyecanını derinden duymuş Heinrich Schliemann, Troya’yı keşfedecek yeterli hayal gücüne sahipti. İlyada’yı dah iyi anlayabilmek için, çeşitli lisanlar öğrenen Schliemann herkesin bir masal şehri olarak kabul ettiği antik Troya kentini bulmayı, daha erken yaşlarda kafasına koymuştu. Ona göre İlyada’da anlatılanların hepsi tarihi gerçeklerdi. Şimdi yapılacak iş, İlyada’nın rehberliği ile, Troya kentini bulmak ve bu efsanevi kentin varlığını bütün dünyaya kabul ettirmekti. Ancak bunu gerçekleştirmek için sınırsız paraya ihtiyaç vardı. Para, gezmek ve kazıları desteklemek için çok gerekliydi. Gerek hırsı, gerek büyük şansı sayesinde kısa zamanda çok para kazandı, Özellikle Kırım Savaşı sırasında, Rus ordusuna karaborsadan sağladığı malzemelerin satılışından ve altına hücum sırasında, Kaliforniya’da bankacılıktan büyük bir servet yaptı. Hayatı boyunca yaptığı üç veya dört büyük servetten sonra, artık arkeolojiye dönmeye karar verdi. Troya’nın keşfi dışında hayatta en çok arzu ettiği şeylerden bir tanesi de Büyük Çin Seddini görmekti. Hayallerini gerçekleştirmeye uzaktan başlayıp önce Çin’e gitti. Özel rehberler tutarak tutarak Çin Seddi’ni gezdi.Bir ara kulelerden birinin en üstüne tırmanıp büyük bir tuğla parçasını sırtına alarak kan ter içinde aşağıya kadar taşıması, Scliemann’ın arkeoloji ile ilk tanışmasıdır.
Çin gezisi, Schliemann’ı bir müddet Troya düşüncesinden uzaklaştırmıştı. Ne yapacağına bir türlü karar veremiyordu. Yazar mı olsaydı, yoksa filolog mu ? Paraya olan tutkusunu kendisi de pek beğenmiyordu. Dünyanın yarısını gezdi, 12 veya 13 lisan öğrendi. Rus eşinden 3 çocuk sahibi oldu. 43 yaşında saçları kırlaşmış olmasına rağmen hala hayatına nasıo bir yön vereceğine karar vermiş değildi. Huzursuz ve mutsuzdu. Tekrar Amerika’ya gitti. Orada da uzun süre kalamayıp, bir müddet sonra Paris’e döndü, metresiyle birlikte önemli toplantılara katılıyor, çok lüks bir hayat yaşıyor ama birtürlü huzura kavuşamıyordu. Neden yaşıyordu ? Neden mutsuzdu ? Neden yeri yurdu olmayan bir dilenci gibi dünyanın her tarafında dolaşıp duruyordu ?
Read more

Siyaset Felsefesi Nedir ? Siyaset Felsefesinin Doğuşu


Siyaset (Politika Latince) dilimize Arapçadan geçmiş bir sözcüktür ve devlet ve toplum yönetimi ile ilgili tüm etkinlikleri ifade eder. Bu alanı, hem siyaset bilim hem de siyaset felsefesi inceler. Siyaset bilim devlet biçimlerini, siyasi olguları ve süreçleri ele alır, betimler ve olanı olduğu gibi inceler. Siyaset felsefesi ise var olan siyaset üzerine bir sorgulama ve akıl yürütme etkinliğidir. Siyaset felsefesi ideolojiler üstü bir tutumla olması gerekeni araştırır.
Siyaset felsefesi; devlet, hükümet, siyaset, özgürlük, mülkiyet, meşrutiyet, haklar, hukuk gibi konular hakkındaki, bu kavramlar nedir, neden ihtiyaç vardır, bir hükümeti ne meşru kılar, devlet hangi özgürlükleri ve hakları neden korumalıdır, hangi biçimde kurumsallaşmalıdır, kanun nedir, vatandaşın devlete karşı yükümlülükleri nelerdir, bir hükümet yasal olarak neden ve nasıl görevden çekilmelidir gibi temel sorulara cevap arayan ve bu konuları felsefeden faydalanarak inceleyen sosyal bilim dalıdır.

Siyasetin problemlerini, siyasi sistemleri, siyasal hayvanlar olarak tanımlanan insanların belli bir siyasi sistem içindeki davranışlarını felsefeye özgü yöntemlerle ele alan felsefe dalı, daha çok normatif bir nitelik arz eden kavramsal araştırma türü; felsefenin, siyasi yaşamı konu alan, özellikle de devletin özü, kaynağı ve değerini araştıran dalıdır.
Siyaset felsefesinin ele aldığı belli başlı konular şunlardır:
1. İnsanın gelişme süreci içinde, yönetimin ya da devletin kaynağı, doğası, amacı ve önemi.
2. Var olan, var olmuş olan devletlerin sınıflanması ve bu devletlerin oluşumunda etkili olan felsefe ya da görüşlerin incelenmesi.
3. İdeal düzen arayışları.
4. Ütopyaların yapısı ve bunların gerçekleşme şansları.
5. Bireyle devlet, itaat etmeyle özgürlük arasındaki ilişki, baskı, sansür ve yönetimin gücü.
6. Adalet, eşitlik, özgürlük, haklat ve mülkiyet gibi temel kavramların analizi.
Eski Yunan’da doğmuş olan siyaset felsefesi, günümüzde siyasi otoritenin gücünü, doğasını ve kaynağını, siyasi otoriteyle birey arasındaki ilişkileri ele alır. Siyasi kurumların ve bu arada devletle birey arasındaki ilişkilerin nasıl geliştirilebileceği konusunu inceleyen siyaset felsefesi günümüzde daha çok ‘demokrasi’ kavramı üzerinde durur. Başka bir deyişle, demokrasi problemini sivil toplum-devlet kavram çiftiyle, özgürlük ve eşitlik ideallerinin oluşturduğu temel üzerinde ele alan siyaset felsefesinin temel problemi, kamusal gücün, siyasal iktidarın, insan yaşamının niteliğini korumak ve geliştirmek için nasıl kullanılması ve ne ölçüde sınırlanması gerektiği problemidir.
Siyaset felsefesinin uzun tarihi içinde, Platon, Aristoteles, Cicero, Aziz Augustinus, Aquinalı Thomas, Dante, Machiavelli, Spinoza, Locke, Burke, Rousseau, Mill, Bentham,Tocqueville, Saint-Simon, Comte, Hegel, Marx ve Engels gibi düşünürlerin önemli katkılarından söz edilebilir. Buna karşın, 20. yüzyılda siyaset felsefesi alanındaki katkılar, sırasıyla siyasi pragmatizm, dini ve varoluşçu yaklaşım ve nihayet devrimci yaklaşım diye, kabaca üç başlık ya da yaklaşım altında toplanabilir.
1. Dewey, Russell ve Popper gibi düşünürler tarafından temsil edilen Siyasi pragmatizm, toplumun halihazırdaki yapısını ve kapitalizmi eleştirmekle birlikte, düşüncelerini söz konusu yapının oluşturduğu genel çerçeve içinde ifade eder ve siyaset alanındaki amacın, insan kişiliğinin geliştirilmesiyle yaşam düzeyinin en yüksek noktaya çıkartılması olduğunu savunur. Örneğin, siyaset felsefesinde aristokratik bir bireyciliğin savunuculuğunu yapan Russell, hoşgörü, cinsel özgürlük ve sağduyunun yanında olurken, materyalizme, bürokrasi ve savaşa şiddetle karşı çıkmıştır.
2. Dini ve var oluşçu yaklaşım, insanlığın topyekün bir yıkıma doğru gittiğini savunurken, zaman zaman dini ya da yarı dini değerleri, zaman zaman da bireyin bizzat kendisini ön plana çıkartmıştır.
3. Lenin, Gramsci, Marcuse, Lukacs gibi düşünürlerin temsil ettiği yaklaşım ise, bireyin nihai bir özgürlük ve mutluluk haline ulaşabilmesi için, kapitalizmin ve burjuva devletinin, şiddet veya demokratik yollarla yıkılmasını öngörür.
Read more

Diyanet Başkanlığı Mele Alımı 2012, Aranan Şartlar Nelerdir?



Başbakan Yardımcısı Bozdağ’ın açıkladığı ‘Mele alımı’ projesinin ayrıntıları netleşti. Diyanet kaç Mele alınacağını ve hangi ilde kaç Mele kontenjanı olacağını açıkladı.
Diyanet İşleri Başkanlığı, ilan yayınlayarak 200′ü Kur’an kursu öğreticisi, 800′ü de imam hatip olmak üzere toplam bin mele alacağını duyurdu.
Ençok melenin başta Diyarbakır olmak üzere Doğu ve Güneydoğu illerine alınacağı açıklandı. 26 Mart’ta başlayan başvurulara meleler 9 Nisan mesai bitimine kadar bulundukları illerin müftülüklerine başvuru yapabilecekler. 4/B sözleşmeli statüsünde alınacak meleler sınava tabi tutulacak. Meleler sınavda Kur’an okuma anlama ve tefsir konusunda değerlendirmelere tabi tutulacak.
Diyanet’te Mele akınıAyrıca sınava girecek aday melelere Arapçayı okuma anlama ve yazma ile klasik dini eserleri okuyup anlama yönünden sorular sorulacak. Diyanet İşleri Başkanı tarafından alınacak meleler için ilk şart Türk vatandaşlığı şartı. Adayların müracaat bitiş tarihi itibariyle 30 yaşını tamamlamış ve en az ilkokul mezunu olması gerekiyor. Mele adaylarının ayrıca, kamu haklarından mahrum bulunmamaları ve kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına uğramamış olmaları gerekiyor. Affa uğramış olsalar bile devletin güvenliğine karşı ve zimmet, rüşvet, hırsızlık ve dolandırıcılık gibi suçlardan mahkûm olmamaları ve teröre karışmamış olmaları şartı aranıyor.

İŞTE ATAMA YAPILACAK İLLER

Erkek adaylar için de askerlikle ilgilerinin olmaması istenirken, Kur’an kursu öğreticiliği veya imam hatiplik yapmaya mani bir özürlerinin olmaması şartı aranıyor. Başvurusu değerlendirilen meleler, sınava tabi tutulacak. Sınav tarihi ve yeri ileri bir tarihte duyurulacak.
Sözlü sınava girmeye hak kazanan melelerden, her ne sebeple olursa olsun sınava katılmayan adaylar sınav hakkını kaybetmiş sayılacak.
Bu durumdaki adaylara ikinci bir sınav hakkı tanınmayacak. Adaylar sözlü sınav da en az 70 puan alması gerekiyor.
Sınavı geçen meleler 39 ile atanacak.
En çok Güneydoğu ve Doğu Anadolu’ya atama yapılacak.
Sözleşmeli kadroların atanacağı iller ve kadro kontenjanlarından bazıları şöyle: Diyarbakır 82, Mardin 68, İstanbul 70, Gaziantep 50, Ankara 13, Konya 12, Rize 18, Şanlıurfa 50, Van 57.
Read more

Çevremizi Nasıl Temiz Tutarız?


Çevre deyince ne gelir ki insanın aklına ımm bir bakalım insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri fiziki,biyolojik,sosyal ekonomik ve kültürel ortamdır çevre....Yani çevre canlı varlıkları etkileyen dış tesirlerin tümüdür...Çevremizi temiz tutmak yaşadığımız alanı temiz tutmak yaşadığımız alan deyince evimiz geliyor aklımıza evimizi nasıl temiz tutuyorsak çevremizide temiz tutmalıyız hayatımızı sürdürdüğümüz her yerderden sorumlu olduğumuzu unutmayalım....Peki çevremizi nasıl temiz tutarız....
  • Kimyasal gübre ve kimyasal temizlik malzemeleri kullanmamalıyız. Alternatif: arap sabunu, soda vs.
  • Çöpleri, çöp poşetinin ağzını sıkıca bağladıktan sonra çöp kutusuna atmalıyız.
  • Evimizin önünü ve bahçemizi her gün en az bir kere temizlemeliyiz.
  • Yere tükürmemeliyiz.
  • Ormanları korumalıyız.
  • Ağaçlara zarar vermemeliyiz.
  • Çimlerin üzerinde ateş yakmamalıyız.
  • Hayvanlara zarar vermekten kaçınmalıyız.
  • Denizleri kirletmemeliyiz.
  • Evcil hayvanlarımızın atıklarını temizlemeliyiz.
  • Çevremizi sahiplenmeli, değerini ve önemini çocuklarımıza öğretmeli, büyüklerimize de anlatmalıyız.
  • Enerji tasarrufu kullanmalıyız.
  • Pis suları sokağa dökmemeliyiz.
  • Tuvaletimizi(büyük-küçük)dışarıya yapmamalıyız.
  • Biten Pilleri pil kutusuna atmalıyız.
  • Piknikten sonra ateşimizi söndürmeliyiz ve asla yerde çop bırakmamalıyız.
  • Kağıt,teneke,cam,pil gibi geri dönüşümü olan maddeleri geri dönüşüm kutularına atmalıyız.
Read more

2012 Hizmetli Maaşları Ne Kadar?


2012 Ocak ve Temmuz dönemi zamlı memur maaşları açıklandı. Bu kapsamda Hizmetlilerin de 2012 yılı itibariyle ne kadar maaş alacakları belirlendi. 2012 yılında memur maaşlarına %3 oranında zam yapılması öngörülüyor. Bakanlar kurulunun bu konuda henüz uzlaşısı olmasa da kamuoyunda konuşulanlar %3 oranında olacağı yönünde. Bu durumda Hizmetli maaşları şu şekilde olacaktır.
Ekim 2011 Ocak 2012
Hizmetli(ilkokul) 16 9/2 1.278,54 TL 1.316,90 TL
Hizmetli(yeni başl.) – 15/1 1.259,14 TL 1.296,91 TL

Read more