Afrika’da Kadın Olmak


Afrika’da kadın olmak zor
Afrika’da kadın olmak sadece çocuk bakmak, temizlik yapmak, yemek pişirmek demek değil. Orada kadın olmak işkence görmek gibi bir şey. Barbarca adetlerle yaşamını sürdürmeye çalışan kadınlarla dolu Afrika…
HEDİYE YILDIRIM
Afrika’da kadınlar sünnet ediliyor. Sebep mi? Kadınların cinsel ilişkiden zevk almasını engellemek. Sebep mi? Erkeklerin egolarını tatmin etme isteği. Kızların bakireliğinden emin olma.
Oralarda kadın olmak zor. Sünnet olmamış kadın; kirli, tecavüze uğramış ve evlenilmez kabul edilmekte. Ya, bu dayanılmaz işkenceye katlanacaksın ki birçok kadın bu işlem sonucu ölüyor-ya da içinde bulunduğun toplumdan dışlanacak, pis, kirli olarak kabul edileceksiniz. Bir kadının sahip olabileceği en güzel şey olan çocuk doğurmak bile Afrika’da işkence. Orada hamile kadınlar bebeklerinin fazla büyümesini istemezler. Oysaki her hamile kadın bebeği sağlıklı olsun, kilo alsın, büyüsün ister. Ama Afrika’da kadınlar farklı.

KADIN SÜNNETİ
Kadın sünneti genel bağlamıyla bir geçiş süreci içinde yaşanan kültürel bir olaydır. Cinsel organının bir parçasının veya tamamının kesilmesi anlamına gelir kadın sünneti. Daha geniş anlamıyla klitorisinin sünnet edilmesi, iç veya dış dudakların kesilmesi, menstrual kanama veya idrar için küçük bir açıklık bırakılacak şekilde birbirine dikilmesidir.
Kadın sünnetinin ne zaman, nerede çıktığı tam olarak bilinmemekle beraber birkaç bin yıllık bir tarihçesinin olduğu söylenmekte. Afrika kültüründe dört bin yılı aşkın süredir kadınlar sünnet ediliyor.
Geleneksel bir uygulama olan kadın sünneti, en çok Afrika’nın yirmi sekiz ülkesinde uygulanıyor. Özellikle de Sudan, Gana, Gine, Yemen ve Endenozya’da görüyoruz. Temelinin bu ülkeler olmasının yanı sıra başka ülkelere göç eden halk bu geleneklerini oralarda da sürdürüyorlar. Göç eden halk geleneklerini de taşımaları ve sürdürmeleri nedeniyle kadın sünnetini Avrupa, Kanada, Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da görebiliyoruz. Ankara Üniversitesi Antropoloji Anabilim Dalı Başkanı Zafer İlbars Anabilim Dalı Başkanı Zafer İlbars, cinsiyetin kültürel bir olay olduğunu belirterek kadın sünnetini kadının belirli yaştan sonra toplumsal, kültürel cinsi-yetini kazanmasında önemli olduğuna dikkat çekti.
Antropologlara göre; insanlar içinde yaşadığı kültüre göre kadın ya da erkek oluyorlar. Ve yaşadıkları toplumun üyesi olurlar. Kadın sünneti açısından da baktığımızda, bu işlerin esasında cinsel kimliğin tanınması amacıyla yapıldı-ğını fark etmekteyiz. İlkel toplumlarda geçiş töreni olarak kabul edilen kadın sünnetinin birer sakatlama olduğunun altını çizen Antropolog Anabilim Dalı Başkanı İlbars, bireylerin ancak bu sakatlama şleminden sonra toplumun birer üyesi olabildiklerini kaydetti.
Mısır’da yapılan arkeolojik kazılarda bulunan bazı kadın mumyalarının sün-netli olduğu belirlenmiş. Kadın sünnetinin nasıl yapıldığı M.Ö 1600′lü yıllardan kalan duvar resimlerinde detaylı bir şekilde tasvir edildiği belirtiliyor. Zafer İlbars, çok eskiden Mısır’da olmasın bunun bütün Mısırlı kadınlara uygulanıp uygulanmadığını ortaya koymayacağını belirtti. Hangi sınıf kadınlarına uygulandığının bilinmediğini söyleyen İlbars, mumyalandığına göre kraliyet ailesinden ya da Mısır’ın üst sınıf ailele-rinde olabileceğini ifade etti. Bunun yanı sıra belki de rahip kızlarıydı. Daha farklı sınıfsal özelliklere hizmet etmek için verilmiş olabilir. Belki de kutsal fahişeler için yapılmıştı. Özellikle mabette kutsanan ve döllenen kadınlar kutsal kadınlar olurdu. Çünkü bunlar Tanrı adına döllenen kadınlardı. Mısır’da özellikle kutsal kadınlar, Rahipler tarafından Tanrı’nın adına bu işlem yapılarken kadına da bir kutsallık tanınmış oluyor. Çünkü bu kadının doğuracağı erkek çocuk daha sonra rahip olabiliyor. Belki de böyle bir hizmete sahip kadınlar için uygulanıyordu. Günümüzde en çok Somali’de uygulanmakta olan Firavun sünneti de denilen bu işlem ‘ bekaretin’ tereddüt edilemeyecek garantisi olarak görülüyor.
Sudan’da, Yemen’de, Somali’de yaşayan bir kadınsan sünnet olmak zorunasın. Yaşadığın toplumda kabul edilmek için, evlenebilmek, değer görebilmek kısaca hayatını bir topluluk içinde insanca geçirmek için sünnet olmak zorundasın. Oralarda kadınlara uygulanan sünnet birçok şeyin ilanı olarak kabul ediliyor. Ergenlik dönemini yaşayan bir genç kızın evlenebilecek eş sta-tüsünde olduğunun ilanıdır kadın sünneti. Eğer sünnet olmadıysan daha evliliğe hazır değilsindir ve seçilecek temiz bir eş niteliği taşımadığın anlamına gelir. Bunun için çok küçük yaşlarda, ergenlikte, buluğ olayından sonra kızlar sünnet edilir bu ülkelerde. Yani kültürel ilandır kadın sünneti.
Bu uygulamayla kızın saflığı, temizliği simgelenir. Yaşadığı toplum, kültür içinde bir eşten, kadından beklenen özelliklere sahip olduğunun ilanıdır Genelde bu sünnet yaşları hemen buluğ sonrasıdır. Bazı yerlerde ise 4 ila 12 yaş arasında uygulanmaktadır. Bu işlem, çocuklarda primer sünnet olarak ya da sekonder sünnet olarak gerçekleştirilebilmektedir. Primer sünnet, klitoris üzerindeki sünnet derisinin insizyonundan, pharaonic sünnet ya da klitoris ve küçük dudakların çıkarıldığı ve yalnızca idrarın ve menstrüel kanın geçişine olanak verecek şekilde değişik kapsamlarda olabilir.

Dünya Sağlık Örgütü ( BM raporları) verilerine göre bugün dünyada 130 mil-yon kadın ve kız çocuğu sünnetli. Raporda, her yıl sünnet edildiği tahmin edilen 3 milyon kadının büyük bir kısmının Mısır ve Etipya’da yaşandığı bildirildi. Bu operasyon çoğu kez ilkel ortamlarda kasabalı bir kadın tarafından yapılmakta. Nasıl bizim köy toplumunda halk ebeleri varsaa oralarda da sünnetçi kadınlar var. Ellerine ne geçerse kullanmaktalar; jilet, bıçak, makas, kırık cam parçaları, keskin taşlar, hatta bazı bölgelerde dişler kullanılmakta. İşlem coğrafik bölgeye ve kültürel uygulamalara göre değişiklik gösteriyor.  
İşlemin bıraktığı en küçük hasar kadı-nı ömür boyu seksten zevk almaktan mahrum bırakan kilitorisin kesilmesi olduğunu belirten Zafer İlbars, organda bir takım sakatlamalar olduğunu ve kızın evlilik hayatının, cinsel ilişkiden haz alma ögesinin tamamen önlendiğini dile getirdi. O toplumun değer sistemi çinde bir eş, bir aile kadını cinsel ilişkiden haz alamaz. Bu geleneği devam ettiren insanlar, uygulamanın Müslüman ülkelerinin büyük kısmında geçerli oluşundan ve bunun Kuran’ın emri olduğuna inanıyorlar. Müslümanlık açısından bakıldığında sünnetin aslında farz olmadığının dile getiren İlbars, erkek sünnetinin Müslümanlıkta olduğunu; ama kadın sünnetinin Müslüman ülkelerin büyük birçoğunda olmadığını ifade etti. Kur’an-ı Kerim’de böyle bir emirin olmadığının altını çizen İlbars, bunun kültürel bir uygulama olduğunu söyledi.
Düşünülemeyecek, inanılamayacak kadar kötü bir işlem olmasına rağmen halen devam ediyor. Çünkü temelinde Neolotik dönemden bu yana gelen bir uygulama var. Mülkiyet olgusu, tarım icat edildikten sonra ortaya çıktı ve erkeklerin sahip oldukları ilk mülk ise kadınlardı. Neolotik dönemde ortaya çıkan özellikle erkeğin soyunu sürdürme, kadından doğacak erkek çocuğu mülk devretmede temiz tohum çok önemliydi. Yani erkeğin kendi soyun-dan gelen birine mülkünü devretmesineçok önem veriliyordu. Ve bunun için kadının ‘bakir’ olduğundan emin olma-ları gerekiyordu. Sünnet edilen kızınise bakir olduğundan emin olabiliyorlardı. Sünnetli kadınların soyu temiz sürdüre-bildiklerini, son derece ehil olduklarını söyleyerek kültürel bir izin veriliyor ve bu nedenle kadınlara sünnet uygulanıyordu. Feodal düzenden günümüze kadar özellikle evlilik ve kadınlar üzerinde
yapılan uygulamalar çeşitlilik gösteriyor. İlk gece hakları… Mesela Ortaçağ’da özellikle Avrupa Kraliyet Aileleri’nde Kraliçe’nin Kralla ilk ilişkisi şövalyeler tarafından gözetleniyordu. Yani bütün hikâye soyun temiz olarak sürdürülmesi. Kadından beklenen sada-kat olgusunun temelinde de bu soy çizgisine herhangi bir yabancı unsurun karışmaması var. Bu geleneksel uygulamanın en çok
dikkat çeken yönü ise bu geleneğin taşıyıcılarının kadınlar olması. Bu işleme maruz kalanlar kadınlar; ama bunu sürdürenler de yine kadınlar. Anneler kendileri de sünnet olmuşlar ve kızlarını da sünnet ettirmişler. Bu kültür değerinin taşıyıcıları kadınlar; ama kadınlar hem psikolojik hem de görev olarak buna zorlanıyorlar. Bir yerde bu geleneği sür-dürmesi annenin de o toplum içinde belli bir saygınlığa, annelik görevini yaptığına dair kanıttır. Hem anne kimliğinin altının çizilmesi hem de kızının evlenebilecek nitelikte temiz, namuslu, toplumun tercih ettiği bir eş olduğunu vurgulamak üzere bu geleneği sürdürmek zorunda kalıyorlar. Bu geleneksel uygulamanın gerçekleştirildiği ülkelerde kadın sünneti yasaklanmasına rağmen devam ediyor. Çünkü toplumun beklentisi ve değerleri bu doğrultuda. Böyle bir kültür içinde büyüyen erkekler de bu beklendi içinde oluyorlar. Erkek, ancak sünnetini tamamlamış olan bir kadınla evlenmesi gerektiğini öğrenerek büyüyor ve eş seçerken de böyle birini seçiyor. Kızlarda bunu yapıyor. Erkekler kadınların sünnet edilmesini istemekte, anneler kızlarının kocasız kalması korkusuyla buna göz yummaktalar.
Her geleneğin bir görevi olduğunu dile getiren İlbars, bu geleneğin bir süre daha sürdürülüp sonra da ortadan kalkacağını ifade etti. Çünkü diğer Müslüman ülkelerde böyle bir uygulama yok.
İlbars, gelenek yapılı toplumlarda kadın konumunun genellikle erkek konumunun türevi niteliğinde olduğunu belirtti. Ayrıca kadın eğitimi sağlandıkça, ekonomik bağımsızlık kazanıldıkça kadınlara ilişkin olumsuz geleneklerin de artık uygulanamayacağını söyledi.
Bu barbarca uygulanan geleneğin sonuçlarına baktığımızda kadınları ölüme kadar götürdüğünü görüyoruz.
KADIN SÜNNETİ’ NİN SONUÇLARI
— Ölüm,
— Enfeksiyon,
— Yakın organlarda kanamalar,
— Şiddetli ağrılar,
— Ürolojik Komplikasyonlar,
— Şok,
— Anüste Hasar,
— Septisemi,
— HIV,
— Hepatit B,
— Sakatlama,
— Depresyon,
— Doğum özelliklerini kaybetme.

“Aşının hastalıkları ve ölümleri engelleyemediğini bildiğimiz gibi, kadınların da şehvet duygusuna esir hayvanlar olmadığını, onların sadakatinin barbarca adetlerle değil de güven ve sevgiyle kazanılacağını bilmeliyiz”
DÜNYA’DA 130 MİLYON KADIN SÜNNETLİ
Read more

Galatasaray'ın Yeni Yıldızı Okan Derici Kimdir?

Galatasaray'ın sezon başında Almanya'nın Eintracht Frankfurt takımından kadrosuna kattığı Okan Derici, gösterdiği performans ile A2 takımının yıldız oyuncularından biri oldu.

Teknik direktör Fatih Terim'in maçlarını özel olarak takip ettiği genç yıldız adayı ile ilgili, altyapı koordinatörü Müfit Erkasap da şu ana dek yaptığı açıklamalarında övgü dolu sözler sarfetti. Erkasap'ın teknik özelliklerini ön plana çıkardığı 19 yaşındaki futbolcu A2 takımının oynadığı son 2 karşılaşmada 3 gol atarak dikkatleri tekrar üzerine çekti.

Sezon içerisinde Ziraat Türkiye Kupası'nda Adana Demirspor ile oynanan karşılaşmada forma şansı bulan ve top tekniğiyle büyük beğeni toplayan Okan Derici'nin önümüzdeki sezon öncesinde düzenlenecek kampa katılmasına kesin gözüyle bakılıyor.

Fatih Terim, sezon öncesi hazırlık kampında denemeyi planladığı genç futbolcuyla ilgili oldukça olumlu bir izlenime sahip olduğu gözlenirken; tecrübeli teknik adamın önümüzdeki sezon Okan'ı A takım kadrosuna almayı planladığı öğrenildi.


Read more

Emel Müftüoğlu - Hovarda [1995]





Emel Müftüoğlu (1961 - .... ) 
1961 yılında İzmir’de doğan Emel Müftüoğlu, babasının asker olması nedeniyle ilk ve orta öğrenimini farklı şehirlerde tamamladı. İstanbul Devlet Konservatuarı Şan Bölümü’nü bitirdi. Profesyonel müzik hayatına 1985 yılında Güneş Gazetesinin açtığı müzik yarışmasında birincilik alarak başladı. Aynı yarışmada ikincilik alan Erdal Çelik’le bir ikili oluşturma kararı aldı. Emel- Erdal ikilisi, Atilla Özdemiroğlu’nun kurduğu ART’den “Sevmek Öyle Bir Şey” ve “Alaturka Benim Canım” isimli iki albüm çıkardı.

Emel’in Erdal ile müzikal ortaklığına son vererek solo kariyerine geçiş yapması 1989 yılında gerçekleşti. Şahin Özer Plak’la anlaştı ve 1990 yılında bu müzuk yapım firmasından yayınlanan “Karlar Düşer” isimli albümü ile iyi bir satış rakamını yakalaeı.

1992 yılında çıkan ikinci albümü “Faka Bastın”ı iki yıl sonra “Emel’ce” isimli çalışması izledi. Üçüncü albümü “Ruhun Duymaz”da Sezen Aksu’nun on şarkısı yer aldı. Daha sonra yaptığı “Bana Özel..” albümü 1998’de yayınlandı.

Emel Müftüoğlu’nun son albümü “Mucize” 2000 yılında Şahin Özer Palk’tan çıktı. “Mucize”nin farklı yanlarından biri, Türkiye’de internet erişimi yüklenerek promosyonu yapılan ilk CD olması. Ayrıca, 2000 yılında Emel, sadece yorumcu kimliği ile değil, Şahin Özer Plak’ın pop müzik sanatçılarının art direktörü olarak da çalışmalarına devam ediyor. 

Kaynak: http://www.msxlabs.org/forum/muzik-tr/14144-emel-muftuoglu-emel-muftuoglu-kimdir-emel-muftuoglu-hakkinda.html#ixzz1vnXj4bGz
Read more

Pastoral Şiir Nedir? Pastoral Şiir Örnekleri

Pastoral Şiir

Pastoral şiir doğa güzelliklerini anlatan şiirlerdir. Kır, çoban hayatını, çıplak tabiat güzelliklerini tanıtıp sevdirmek gayesini taşıyan edebî eserlerdir. Doğaya karşı bir sevgi, bir imrenme söz konusudur. Bu söz için Türk Dil Kurumu çobanlama karşılığı önermektedir.

Şiir, roman, hikâye, tiyatro, mektup, makale, seyahat; fıkra; hayrat; sohbet gibi edebî türlerin hepsi pastoral bir görüşle yazılabilir. Batıda, pastoral şiirlerden doğrudan doğruya tabiat manzaralarını canlandıran idil; karşılıklı konuşma tarzında yazılan pastoral manzumelere eglog denilir. Yunan edebiyatından Theokritos (M.Ö. III. yüzyıl), Lâtin edebiyatından Vergilius (M.Ö. 70 - 19) en büyük pastoral şiir örneklerini veren şairlerdir.




Pastoral Şiirler

Gümüş bir dumanla kapandı her yer
Yer ve gök bu akşam yayla dumanı
Sürüler , çeşmeler , sarı çiçekler
Beyaz kar, yeşil çam, yayla dumanı



Avludan geçtiğini gördü gelinin
Suya gidiyordu öğle güneşinde
Ardında bebesi yalınayak
Geride Karabaş
Tozlu yoldan
Söğütlerin oradaki çeşmeye
Yalağında bulutlar yıkanan çeşmeye


Ne hoştur kırlarda yazın uyumak!
Bulutlar ufukta beyaz bir yumak,
Ağaçlar bir derin hulyaya varmış,
Saçında yepyeni teller ağarmış.
Baş yorgun, yaslanır yeşil otlara,
Göz dalgın, uzanır ta bulutlara.
Öğleyin bu uyku bir aralıktır,
Saf hava bir kanat gibi ılıktır.
zaman gönülde ne varsa dinler,
Yüzlere tülümsü bir buğu iner.
Erirken sıcakta yaz kokuları,
Ne hoştur, ne hoştur kır uykuları!




Akşam sofrası yerde hazır,
Yorgunlara mindeherle hasır.
Ne güzel, ne bulunmaz
gündü, Güneş dağın ardına indi.
Çavdar somunu, bulgur ve bıçak,
Esmerleşen akşamla sıcak.
Duyulan tek kuş sesi şimdi.
Ovanın sessizliği belki.
Bölüştük ekmeği egemen babaca,
yanaşma ve çoban.
Doğa baştan başa dingindi…



Read more

James Joyce 'ın Nora Barnacle’a Mektupları


Sevgili aşkım, Dublin beni hasta, hasta, hasta ediyor. Burası tam bir başarısızlık, hınç ve mutsuzluk kenti. Dışında olacağım günleri iple çekiyorum.
.
Hep sen varsın düşüncelerimde. Geceleri yatağa girmek benim için bir tür işkence. Aklıma gelenleri yazamayacağım bu kağıda, arzumun çılgınlıklarını. Seni yüzlerce acayip, yüzkızartıcı, bakir, bitkin pozda görüyorum. Kendini bana ver sevgilim, tamamen, tamamen kavuştuğumuzda. Kutsal ve başkalarına mahrem olan her şeyi özgürce bana ver. Senin gövdenin ve ruhunun Tanrısı olmak istiyorum.
.
Hergün senin bana yazmanı dilediğim bir mektup var, sadece ve sadece benim gözlerim için. Bunu evveliyetle ben yazmak istemiyorum. Belki de onu bana yazar ve belki hasret acımı dindirirsin.
.
Artık ne girebilir ki aramıza. Çok çektik ve yorulduk. Tüm utanç perdelerini indirdik ve şişeyi taşa çaldık biz. Birbirimizin gözlerinde saatler saatler sürecek saadeti göremeyecek miyiz?
.
Tenini benim için donat sevgilim. Buluştuğumuzda güzel, mutlu, sevgili, alımlı, anılarla dolu ve özlemlere boğulmuş ol. Ölü’de senin teninden bahsederken kullandığım üç sıfatı anımsıyor musun: müzikal ve garip ve parfümlü.
.
Kıskançlık hala damarlarımda dolaşıyor. Tamamen unutabilmem için aşkın şiddetli ve keskin olmalı.
.
Nora, sana olan aşkımı yitirmeme izin verme. Eğer yaşantımızı bu şekilde sürdürebilirsek çok mutlu olabiliriz. Bırak beni seveyim Nora. Aşkımı öldürme.
.
Sana çamsakızı bir armağan gönderiyorum. Bu fikir tamamen bana ait ve istediğim gibi olması çok zor oldu. Fakat daima bu anı hatırlatacak.
.
Bana yaz sevgilim ve beni düşün.
Bizi bekleyen mutluluklar yanında bir hafta veya on gün nedir ki!..
.
James Joyce’un Nora Barnacle’a yazdığı mektuplardan….
.
.
Not; James Joyce’un Nora Barnacle’a yazdığı mektuplardan iki örnek Kaktüs Yayınları’ndan çıkan, Serkan Özburun’un hazırladığı Aşkoğrafya adlı kitabında yer alıyor
Read more

Haber Türk Mini Etek Sezonunu Selay Dilber İle Açtı

Haber Türk ekranlarında mini etek sezonu açıldı.. Açılışı yapan isim Selay Dilber oldu....


Habertürk TV Hava Durumu spikeri Selay Dilber iddialı mini eteğiyle dikkatleri üzerine çekti. 24 yaşındaki genç spiker saat başı ekranlarda boy gösterirken, kameramanın sürekli boy çekimi yapması dikkatlerden kaçmadı. Normalde hava durumu için ekrana getirilen harita ise sadece stüdyodaki dev ekranda gösterildi



Habertürk'ün yeni yüzlerinden olan Selay Dilber şirinliğiyle dikkat çekiyor..

Read more

Beşiktaş İle Anlaşmaya Varan Salih Uçan Kimdir?

Beşiktaş, önümüzdeki sezon için transfer çalışmalarına başladı. Siyah beyazlılar, Bucaspor'dan Salih Uçan ile anlaştı.
Lig TV'nin haberine göre; Bucaspor forması giyen 1994 doğumlu ortasaha oyuncusu Salih Uçan, Beşiktaş ile anlaşmaya vardı.

Bucasporlu futbolcu ligde son oynanan Kasımpaşa maçında 1 gol, 2 de asist yaptı.

Dünya devleri peşindeydi
Beşiktaştan ilk transfer 
Salih Uçan’ı kadrosuna katmak için dünya devleri yarışa girdi. Rubin Kazan’la pazarlık masasında olduğu öğrenilen Salih’e en ciddi teklif ise Rusya’dan geldiği belirtildi.

Rubin Kazan'ın genç oyuncu için 1 milyon 200 bin euroluk teklif yaptığı belirtiliyordu.

Marmaris Bld.’den 2008 yılında 30 bin liraya alınan 18 yaşındaki oyuncuyu, üç büyüklerin yanı sıra Premier Lig ve La Liga’dan da teklifler geldiği belirtiliyor.
Read more

Boğaziçi Üniversitesinde Axe Etkisi Reklamına Feminist Tepki

Boğaziçinde feministler axe standını indirdiler! 

spor haftası için boğaziçi güney kampüse stand açan axe kadınlara erkeklerin saçlarını yıkatacağı bir lavabo da kurdu. bedenlerini sömürdüğü kadınlardan oluşturduğu takıma erkeklerden oluşacak bir takıma karşı futbol maçı yaptıracaklardı. daha henüz 


Read more

Immanuel Kant’ın Sözleri




·Felsefe, insan için herzaman tamamlanmadan kalan bilgeliğe ulaşma çabasıdır.En yüce varlık: herşeyi bilen. Herşey için iyilik isteyen.
·Doğa insana zorbaca davranır. İnsanlar birbirlerini kurtlar gibi parçalarlar. Bitkiler ve hayvanlar birbirlerinin üstünde gelişip birbirlerini boğarlar. Doğa onların gereksediği bakıma ve özene aldırmaz. Savaşlar uzun sürmüş sanat eylemlerinin kurduklarını ve koruduklarını parçalar.
·Ben, insan olarak, kendim için uzamda ve zamanda bir duyu nesnesiyim; aynı zamanda da bir anlam nesnesi -bir kişiyim: dolayısıyla hak sahibi bir ahlak varlığıyım.
·Birşeyi yapmalıysam, yapabilecek durumdayım demektir; üzerime kaçınılmazsa düşen, kurma olanaklarımın da içinde olmalıdır.
·Doğa eder (agit). İnsan eyler (facit). Amacın bilinciyle etkinlikte bulunan akıl sahibi özne, işler (operatur). Duyuya gelmeyen zihinsel neden, kılar (dirigit).
·İçimde öyle bir varlık var ki, etkinliğin nedensel ilişkileri (nexus effectivus) içinde benden ayrı olarak benim üstümde durur (agit, facit, operatur), kendi kendine özgür olarak, yani, uzam ve zaman içindeki doğa yasasına bağımlı olmadan, beni içimden yargılar (haklandırır ya da lanetler) ve ben insan, kendim, bu varlığım; bu, öyle, benim dışımda bir töz değildir; ve asıl garip olan şu: nedensellik, gene de, eyleme özgürlük içinde belirlenmişliktir (doğa zorunluluğu olarak değil).
·Üstümde Tanrı, dışımda dünya, içimde insansal tin-
·Dünyayı bilmek isteyen, onu önce kurmak zorundadır, hem de kendi içinde.
·İnsanda etkin ama duyu-üstü bir ilke vrdır ki, doğadan ve dünyanın nedenselliğinden bağımsız olarak,berikinin görünüşlerini belirler; buna özgürlük denir.
·Olabilir ki görmeyi ve işitmeyi sürekli yeniden öğrenmem gerekir; ama gene de nesnenin tasarımının benim kendimce a priori yapılması gereklidir.
·Özne kendi kendisini nasıl a priori belirler. en yüce bilgelik
·Dünyanın içindeki insan, dünyanın bilgisiyle birlikte ona aittir; ama dünya içinde ödevinin bilincindeki insan, görünüş değil, kendinde varlıktır; şey değil, kişidir.
·Kişi, özgürlük ilkelerine göre kendi kendini belirleyen varlıktır. Özerklik. Özgürlük ise kendi başına varlığın özelliğidir.
·Ben, insan, kendim için bir dışsal duyu nesnesi; dünyanın bir parçasıyım.
·Tek bir dünya vardır: çünkü olanaklı deneyimin nesneleri olarak duyusal görünün biçimlerinin üzerinde kurulu olduğu uzamın ve zamanın mutlak birliği vardır.
·Ben, insan, bir dünya varlığıyım ve kendim de dünyaya aitim. Şeylerin tümü benim içimdedir, hem de dışımda (exstra; praeter değil).
·Tanrı kutsal olandır, ama kutsal bir varlık yapamaz.
·Özgürlük kavramı: kendi kendinin yaratıcısı olmak.
·Özne kendi dışında etkindir.
·Madde dünya uzamının heryerindedir. Cisimler ayrı ayrı dururlar.
·İnsan, bir dünya varlığıdır, ama, kendi kendisini (onun) bir üyesi olarak kuran (varlık).
·Nereden geliyor bana bu fikirler dizisi? Varlıkların bütünlüğü akla a priori verilmiş bir kavramdır; benim kendi bilincimden kaynaklanır. Düşünmemin nesnelerini elde edip onları kavrayabilmeliyim, yoksa kendimin bilincinde olamam (cogito, sum: burada ergo demeye gerek yok). Bu autonomia rationis purae’dır; çünkü bu olmasaydı, verilmiş bir görü konusunda bile, düşünceden yoksun kalırdım; varolduğumu bilmeden, bir hayvan gibi varolurdum.
·Akıl, kaçınılmazca, nesneler yaratır kendi kendisine. Bu yüzden her düşünenin bir tanrısı vardır.
·Yaşamın peşinden gelen cansızlık ölümdür.
·İnsanın yalnızca düşünmesi değil; kendi kendine, düşünüyorum, diyebilmesidir, onu bir kişi kılan.
·Felsefe, aklın kendisine verdiği, kendi kendini kuramsal ve kılgısal bakımdan nesne kılma görevidir.
·Felsefeyi felsefe yapma işi olarak değil, tamamlanmış bir bütün olarak ortaya koymak. Kimseye aşkın filozof denemez.
·Bütün bilginin en son amacı en yüce kılgısal akılda kendi kendini tanımaktır.
İmmanuel Kant / Fragmanlar / Türkçesi: Oruç Aruoba / Altıkırkbeş yay.
Read more

Soğuk Savaş Döneminde Bilim ve Sanatta Meydana Gelen Olaylar


UZAY YARIŞI
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında 1957'den 1975'e kadar süren, resmî olmayan rekabet. Uzaya uydu ve sonda yollayarak keşfetmek, insan göndermek, Ay'a insan indirmek gibi çabalar içerir. Uzay Yarışı, Soğuk Savaş'ın bir parçasıdır.
Yarışın başlangıcı, 2.Dünya Savaşı'ndan kalma roket teknolojisine, savaştan sonra ortaya çıkan uluslararası gerginliğe ve Sovyetlerin 4 Ekim 1957'de Sputnik 1 adlı ilk yapay uyduyu fırlatmasına dayanır. Uzay Yarışı, Soğuk Savaş döneminde SSCB ve ABD arasındaki kültürel ve teknolojik rekabetin önemli bir parçası haline geldi. İki ülkenin birbirini olası bir sıcak savaştan önce moral olarak çökertme çabalarında, uzay teknolojisi araç olarak kullanıldı.
Bu Resim Boyutlandırıldı, Buraya Tıklayarak Resmi Tam Görebilirsiniz... Resmin Orjinal Boyutu 814x305 ve büyüklüğü 6 KB...
YAPAY UYDULAR
SPUTNIK
4 Ekim 1957'de SSCB Sputnik 1'i başarıyla fırlatıp yörüngesine yerleştirdi ve böylece Uzay Savaşı başladı. Askerî ve ekonomik suçlamalar yüzünden Sputnik Amerika'da korkuya ve politik tartışmalara sebep oldu. Diğer yandan Sputnik'in fırlatılışı Sovyetler tarafından bilim ve mühendislik alanlarındaki gelişimin bir simgesi olarak görülmüştür.
Sovyetler Birliği'nde, Sputnik'in fırlatılışı ve sonrasındaki uzay programları halkın büyük ilgisini çekti. Ülkenin teknoloji alanında kazandığı bu başarılar, savaştan sonra yavaş yavaş yaralarını sarmakta olan halk için büyük cesaret kaynağıydı. Sputnik'in başarıyla yörüngeye oturmasını sağlayan R-7 roketini tasarlayan başmühendis Sergey Korolyov (veya Korolyev) çalışmalarını gizlilik içinde sürdürmüştür.
Sputnik'in başarısından önce ABD kendi teknolojisinin her alanda üstün olduğunu varsayıyordu. ABD, Sputnik'in başarısının ardından, teknoloji alanında kaybetmiş olduğu üstünlüğü tekrar kazanmak için büyük çaba sarfetmiş, yeni von Braun'lar ve Korolyov'lar yetiştirmek umuduyla okul müfredatını yenilemiştir. Bu tepki günümüzde Sputnik krizi olarak bilinir.
Başkan John F. Kennedy'nin yardımcısı Lyndon B. Johnson, ABD'nin çabalarını ve konuyu şöyle anlatmıştır: Dünyanın gözünde, uzayda birinci gelen birincidir, nokta. Uzayda ikinci olan her şeyde ikincidir.
Sputnik yüzünden korkan ve cesareti kırılan ABD halkı sonraki projelerden âdeta büyülendi. Okul çocukları bile fırlatılışları takip etmeye başladı, roketlerin maketlerini yapmak hobi oldu. Başkan Kennedy halkı motive etmek ve kuşkuya düşen halkın uzay programlarını desteklemesini sağlamak amacıyla konuşmalar yapmaya başladı.
Explorer 1'in modeli, NASA'nın basın toplantısında
Explorer 1'in modeli, NASA'nın basın toplantısında
Sputnik'in fırlatılışından yaklaşık 4 ay sonra, ABD ilk uydusu olan Explorer 1'i fırlattı. Bu arada Cape Canaveral'da fırlatılış sırasında birçok başarısızlık yaşandı.
Fırlatılan ilk uyduların çoğu bilimsel amaçlıydı. Sputnik ve Explorer 1, ülkelerinin Uluslararası Jeofizik Yılı'na (International Geophysical Year) katkı amacıyla fırlatılmıştı. Sputnik atmosferin üst tabakasının yoğunluğunun belirlenmesinde, Explorer 1 ise uçuş dataları sayesinde James Van Allen'in Van Allen Radyasyon Kemerinin keşfinde kullanıldılar.
İLETİŞİM UYDULARI


İlk iletişim uydusu olan Project SCORE, 18 Kasım 1958 tarihinde Başkan Eisenhower'ın yılbaşı mesajı olarak fırlatıldı. Uzay Yarışı sırasında, iletişim uydularıyla ilgili gerçekleştirilen diğer önemli projeler ise şöyleydi:
* 1962: Telstar: İlk "aktif" iletişim uydusu
* 1972: Anik 1 : İlk yerel iletişim uydusu (Kanada)
* 1974: WESTAR : ABD'nin ilk yerel iletişim uydusu
* 1976: MARISAT: İlk mobil iletişim uydusu
CANLILARLA UÇUŞLAR
Hayvanlı Uçuşlar
Birleşik Devletlerin ele geçirdiği Alman V-2 roketleriyle fırlatılan meyve sinekleri ile 1946'da uzaya hayvan gönderen ilk bilimsel çalışma yapıldı. 1957'de SSCB'nin Sputnik 2 uçuşu ile yörüngeye gönderilen ilk canlıysa Laika adındaki köpek oldu. O tarihte geri getirecek yeterli teknolojinin henüz bulunmaması nedeniyle, uzaya ulaştıktan bir süre sonra Laika aşırı sıcaklık ve stresten hayatını kaybetti. 1960'ta ise Belka ve Strelka başarıyla Dünya yörüngesine ulaşıp geri dönebildiler. Amerika Afrika'dan ithal ettiği şempanzelerle uzaya insan göndermeden önce çalışmalar yaptı. Yine Sovyetler 1968 yılında Zond 5'le uzaya kaplumbağalar göndermiş, ayın etrafını dolaşan ilk canlı uçuşu gerçekleştirmiştir.
İnsanlı Uçuşlar
Sovyetler Birliği, Vostok serisi uzayaraçları ile uzaya ilk insanı göndermeyi başardı. Yuri Gagarin 12 Nisan 1961'de Vostok 1 aracıyla yaptığı uçuşla Dünya yörüngesine başarıyla ulaşan ilk insan olmuştur. Bu olayın yıldönümü Rusya'da ve birçok ülkede hâlâ kutlanmaktadır.
Vostok serisi uzayaraçlarını, Sovyet uzay programının başındaki Sergey Korolyov ve ekibi tasarlamıştır. Vostok'lar önce sınama uçuşlarında uzaya gönderilen köpek ve mankenleri sağ salim dünyaya geri getirmeyi başardı. Beri yandan, ilk Sovyet uzayadamlarının eğitim programı sürdürülüyordu. Tüm hazırlıkların tamamlanması üzerine, 12 Nisan 1961'de içinde Yuri Gagarin'in bulunduğu Vostok 1 uzaya gönderildi. Vostok 1, dünya yörüngesinde 108 dakikada tam bir tur attıktan sonra Gagarin'i Sovyet topraklarına indirdi.
Şüphesiz ki insanlı Sovyet uzay programı insanlık tarihinin en önemli ve cesur girişimlerinden biriydi. Vostok projesi, uzay yarışında Sovyetler'in öncülüğünü perçinlemekle birlikte, ABD için tam bir sürpriz değildi. Yakın zamanda yayımlanan tarihî CIA raporları, ABD yönetiminin insanlı Sovyet projesinden uzun süredir haberdar olduğunu iddia etmektedir. [1]
ABD, Sovyetlerin bu atağı karşısında kendi projesini hızlandırdı ve 25 Nisan 1961'de ilk uzayadamını Mercury-Redstone 3 aracıyla uzaya gönderdi. Ancak Vostok 1'in aksine Mercury 3 aracı yörüngeye giremedi, atmosferin dışına çıktıktan hemen sonra geri döndü. Ayrıca Mercury 3, Sputnik 1'e göre daha dar ve küçük bir araçtı. ABD'nin yörüngeye girebilen ilk insanlı uçuşu, ancak bir yıl sonra, John Glenn yönetimindeki Mercury 4 aracı ile gerçekleşti (20 Şubat 1962).
Sovyetler, kazandıkları bu ivme ile uzay yarışında başka ilklere de imza attı. Valentina Tereşkova 16 Haziran 1963'te Vostok 6'yla uzaya gönderilen ilk kadın oldu. SSCB'nin Voskhod 2 programında Aleksei Leonov, 18 Mart 1965'te ilk uzay yürüyüşünü gerçekleştirdi. Ancak bu görev neredeyse bir felaketle sonuçlandı. Yetersiz retroroket ateşinden dolayı Leonov'un bulunduğu kapsül hedeften 1.600 km ötede yere inebildi.
Bu başlangıcın ardından gerek Sovyetler, gerekse ABD'liler uzaya insanlı uçuşlar yapmayı sürdürdüler. Uzay yarışının bu ilk döneminde Sovyetler üstünlüklerini sürdürdü. Bu dönemdeki bazı "ilk"ler şunlardır:
* Vostok 1 - 12 Nisan 1961. Uzayda ilk insan.
* Vostok 2 - 8 Ağustos 1961. Uzayda ilk tam gün.
* Vostok 3 - 11 Ağustos 1962 ve Vostok 4 - 12 Ağustos 1962. Uzayda ilk iki araçlı uçuş. İki uzay aracı arasında ilk telsizli iletişim.
* Vostok 5 - 14 Haziran 1963. 20. yy'ın en uzun tek kişilik uçuşu (5 gün).
* Vostok 6 - 16 Haziran 1963. Uzayda ilk kadın. (Valentina Tereşkova)
Vostok serisinin ardından, Sovyetler üç insanı aynı anda uzaya gönderebilen Voskhod programına başladı. Ancak Voskhod, üç kişi için genişletilmiş bir Vostok kapsülünden başka bir şey değildi ve ciddi bir teknolojik gelişme göstermiyordu. Ayrıca son derece sıkışık şekilde kabine yerleşen üç uzayadamının güvenlikte olmadığı anlaşıldığından, Voshkod programı iki uçuştan sonra iptal edildi.
Sovyetler bu başarıları gerçekleştirirken ABD de boş durmadı ve uzay teknolojisini geliştirdi. Ay'a insan gönderme projesine hazırlık olarak, uzayda yörünge değiştirerek manevra yapabilen Gemini serisi araçları hazırladı ve uzaya gönderdi. Gemini araçları, Sovyet araçlarına göre daha az "ilk" gerçekleştirmiş olmakla birlikte, daha üstün teknolojiye sahipti. Zira Vostok ve Voskhod araçları uzayda manevra yapma ve kenetlenme yeteneğine sahip değillerdi. Sovyet uzayadamları, otomatik işleyen kendi araçlarının yolcusu durumunda iken, ABD'li uzayadamları, araçlarını idare eden pilotlardı. Bu tecrübe ve teknoloji farkı, Ay'a iniş projesinde ABD'ye üstünlük sağlayacaktır.
Ay'a İniş


Uzay Yarışı'nın başlangıcında Sovyetlerin sağlamış olduğu açık üstünlüğe karşı, ABD bir karşılık verme arayışına girdi. 1961'de başkanlık koltuğuna oturan Kennedy, seçim kampanyası boyunca uzay çalışmalarına önem vereceğini açıkça belirtmişti. Seçimi kazandıktan kısa süre sonra Kongre'de yaptığı konuşmada Sovyetlere karşı seçtiği hedefi açıkladı:
Bence milletimiz, bu onyıl bitmeden Ay'a bir insan indirme ve onu sağ salim Dünya'ya geri getirme hedefine kendini adamalıdır.
Ay'a insan indirme ve geri getirme hedefine ulaşmak için başlatılan projeye Apollo adı verildi. Apollo Programı, Kennedy yönetiminin hem sol hem de sağ kanattaki politikacıların eleştirilerine karşı kendini savunmasına olanak sağlıyordu. Apollo'nun avantajları şunlardı:
* Seçimde, anahtar eyaletlere ekonomik yararları vardı.
* Kennedy tarafından 1960 seçimlerinde belirtilen "füze boşluğunu" kapatıyordu.
* Teknik ve bilimsel açılardan yararları vardı.
Nasa müdürü James E. Webb ile yapılan bir sohbette, Kennedy şöyle dedi:
Yaptığımız her şey Ay yolunda Rusları geçmek için.. Yoksa bu kadar parayı harcamamamız gerekir, çünkü ben uzayla ilgilenmiyorum. Bu bedeli karşılayacak tek şey Sovyetleri yenip, geride kaldığımız birkaç yılı sonlandırmak. Tanrı'nın da yardımıyla, onları geçtik...
Kennedy ve Johnson halkın görüşünü yönlendirerek Apollo programına 1963'te % 33 olan güveni 1965'te % 58'e çıkardılar. Johnson'ın 1963'te başkan olmasından sonra devam eden desteği, programın başarılı olmasını sağladı.
Kennedy, Sovyet ve ABD astronotlarının aya inişleri ve hava durumu analizi yapan uyduların geliştirilmesi konularındaki programları birleştirmek amacıyla Sovyetlere teklif götürdü. Ancak Kruşçev, o zaman için Amerika'ya göre üstün olan Rus uzay teknolojisinin çalınması konusunda gösterdiği hassasiyet sebebiyle bu teklifi geri çevirdi ve Sovyetler kendi insanlı Ay projelerini yürüttüler.
Bunun üzerine ABD, Ay'a iniş projelerini tek başına geliştirmeye başladı. Bunun için öncelikle uzayda manevra yapabilen araçların geliştirilmesi gerekiyordu. ABD, Gemini serisi araçları uzaya gönderdi ve bu araçların manevra ve kenetlenme konusunda başarı göstermesinin ardından, Apollo Projesi'ne başlandı.
Sovyetlerin insansız uzay roketlerinin Ay'a daha önce ulaşmış olmasına rağmen, 21 Temmuz 1969'da Ay'a adım atan ilk insan ABD'li Neil Armstrong oldu. Apollo 11 görevinin komutanı olan Armstrong bu tarihî anda yaklaşık 500 milyon kişi tarafından izlendi. 20. yüzyılın en önemli olaylarından biri kabul edilen insanoğlunun Ay'a ayak basışını Armstrong şu kelimlerle dile getirmiştir:
Bir insan için küçük, fakat insanlık için büyük bir adım.
Sovyetler, insanın Ay'a ayak basması hakkında çelişkili duygular yaşadılar. Sovyet Lideri Kruşçev ne başka bir güç tarafından saf dışı bırakılmak ne de böyle büyük maliyetli bir projeyi başlatmak istemişti. 1963 Ekim'inde Sovyetler, kozmonotlarının Ay'a uçuş hakkında herhangi bir hazırlık yapmadığını ancak yarıştan çekilmediğini belirtti. Sovyet yönetimi ancak 1964'te (ABD yönetiminden üç yıl sonra) Ay'a iniş konusunda kesin karar alabildi.
ABD'nin aksine, SSCB'de uzay çalışmalarını yöneten merkezî bir organizasyon yoktu. Sovyetler'de çeşitli tasarım büroları, çoğu kez birbiriyle rekabet içinde çalışıyordu. Sovyetlerin en büyük tasarım bürosu OKB-1'in baştasarımcısı olan Korolyov aya iniş görevlerinde kullanılmak üzere insan taşıyabilecek kapasite sağlamak için Soyuz uzayaracını ve onu Ay'a taşıyacak dev N1 roketlerini geliştirmeye başladı. Beri yandan, başka bir tasarım bürosu, Çelomey yönetimindeki OKB-52, yeni bir roket (Proton) ve uzay aracı (Zond) tasarlamaya başlamıştı.
Sovyetler'in en tecrübeli tasarımcısı Korolyov'un 1965'teki erken ölümü ve 1967'de Soyuz'un ilk fırlatılışında yaşanan başarısızlıkla Sovyetlerin Ay'a iniş programı çözülmeye başladı. Sonunda Ay'a iniş yapacak aracı tasarlayıp görev alacak uzayadamlarını seçtiler. Ancak N1 roketinin denemesinde art arda yaşanan başarısızlıklar, insanlı inişin önce ertelenmesine, sonra da iptaline sebep oldu.
Sovyetler, bu başarısızlıktan sonra Ay programlarının varlığını uzun süre inkâr ettiler. Hatta Ay'a insan indirmenin çok riskli ve pahalı olduğunu, uzayadamlarının hayatını böyle gereksiz bir macera için riske atamayacaklarını ve kaynaklarını halklarının refahı için harcamayı tercih ettiklerini açıklayarak bir karşı-propaganda yaptılar. Buna göre, Sovyetler, robotlar kullanarak Apollo Programı'nın sonuçlarına daha ucuza ve uzayadamlarını riske atmadan ulaşabileceklerdi. Bu iddialar doğrultusunda, Ay'a gerçekten robotlar göndererek toprak örnekleri almayı da başardılar. Luna 16 robotu 24 Eylül 1971'de Ay'dan aldığı örneklerle dünyaya döndü. SSCB'nin Ay'a insan indirmek konusunda ABD ile gerçek bir rekabete girdiği ancak 1990'lı yıllarda ortaya çıktı.
Ay'a iniş, uzay yarışının en çok rekabet yaşanan önemli kilometre taşıydı. Bu aşamada ABD, Kennedy'nin "1960'lı yıllar bitmeden Ay'a insan indirme" hedefini gerçekleştirerek Sovyetler'e karşı kesin bir zafer kazanmış oldu.
Sovyetler'in uzay yarışının bu en kritik safhasında kaybetmesinin başlıca nedenleri şunlardır:
* Sovyet yönetiminin maddi destek ve kararlılığının ABD'ye göre 3 yıl daha geç ortaya çıkması.
* ABD Ay projesinin merkezî bir örgütçe (NASA) yönetilmesi, buna karşılık Sovyetlerde böyle bir örgütün bulunmaması, kaynakların rakip tasarım bürolarına dağılması.
* Dâhi Sovyet tasarımcı Korolyov'un erken ölümü.
* ABD'nin projeye aktardığı kaynağın görece daha yüksek olması.
* Amerikan proje yönetiminin ve kalite kontrol sistemlerinin üstünlüğü.
Uzay İstasyonları
Ay yarışını kaybeden Sovyetler'in önünde uzay yarışını sürdürmek için başlıca iki seçenek bulunuyordu:
* Mars'a insan göndermek: Prestij açısından en uygun seçenek olmakla birlikte, 1970'lerin başlarında maddi ve teknolojik açıdan Ay'a insan göndermekten çok daha zor bir hedefti.
* İnsanlı uzay istasyonları: Maddi ve teknolojik açıdan büyük zorluk getirmese de, prestij açısından sonucu çok güçlü olmayacaktı.
Sovyetler daha ucuz ve mütevazı seçenek olan uzay istasyonlarını seçtiler. Bu konudaki çalışmalar 1960'ların ortasında başlamıştı. 19 Nisan 1971'de ilk insanlı uzay istasyonu olan Salyut 1'i uzaya gönderdiler. 6 Haziran 1971'de ilk mürettebat bir Soyuz kapsülü içinde istasyona ulaştı.
Sovyetler 1980'lere kadar 7 Salyut istasyonunu yörüngeye gönderiler. Bu istasyonlar görece basit, ucuz, ancak etkili ve güvenli uzay platformları olarak hizmet verdi. Salyut 7, 1991 yılına kadar yörüngede kalmayı başardı. Salyut'lara 30'dan fazla uzay uçuşu ile 70'ten fazla mürettebat gitti. Bu uçuşlarda uzayın insan organizmasına etkileri üzerine değerli bilgiler ve tecrübeler edinildi, uzayda kalma rekorları kırıldı. Bu bilgilerden daha sonraki MIR ve Uluslararası Uzay İstasyonu projelerinde yararlanıldı. Ayrıca, uzayda neredeyse sürekli olarak Sovyet vatandaşlarının bulunması da sağlanmış oldu.
Ay'a insanlı inişin ardından ABD de uzay istasyonu projesiyle ilgilenmeye başladı. Böylece Sovyetler'in uzay istasyonu projesine cevap verilmiş olacaktı. Ayrıca, son uçuşları iptal edilen Apollo Projesi'nden elde kalan Satürn roketlerinden yararlanmak, böylece maliyetleri düşürmek mümkün olacaktı.
ABD'nin ilk (ve halen tek) uzay istasyonu olan Skylab, 14 Mayıs 1973'te uzaya gönderildi. İstasyona ilki 25 Mayıs 1973'te olmak üzere üç seferde toplam dokuz uzayadamı gönderildi. Skylab, "uzay laboratuvarı" anlamına gelen bir İngilizce tamlamadır. Skylab'ın çalışmaları, ismine uygun olarak bilimsel konularda yoğunlaşmıştır. İstasyonda 2.000 saatten fazla bilimsel deney çalışması yapılmıştır.
UZAYDA İLKLER TABLOSU
Bu Resim Boyutlandırıldı, Buraya Tıklayarak Resmi Tam Görebilirsiniz... Resmin Orjinal Boyutu 754x551 ve büyüklüğü 98 KB...

Read more

Ev Boya Renkleri Nelerdir? Hangi Renge Boyamalı



EV BOYAMADA RENK SEÇİMİ
Renklerin özellikleri, renk kartelâsına göre size doğru renk seçimi yapmanızda yardımcı olacaktır.
RENK KOMBİNASYONU
Renklerin kombinasyonu için uyumlu renkleri seçmek sizin ruh halinizi ortaya koyar. Renk uyumunu oluşturan üç temel grup vardır. Bunlar:
Birinci renkler 
Birinci renkler kırmızı, mavi ve sarı, dekorasyonda renk düzenleri içinde, odanıza güçlü bir duygu aksiyonu katar.
İkinci Renkler
İkinci renkler, yeşil, turuncu ve mor renkler iki temel renklerin kombinasyonu yapılarak kombine edilir.
Üçüncü Renkler
Üçüncü renkler ana renk kombinasyonudur, dolap ve kapaklarda kullanılır. Bu renkler, Kırmızı ve Turuncudur.
Renk Modu
Renklerin kişiler üzerindeki etkileri renk seçimine bağlı olup, ruh halizi yansıtmaktadır. Buna göre renkler üç şekilde davranış sergiler. Bunlar :
Aktif renkler; kırmızı, turuncu ve sarı tonları sıcak renklerdir. Sıcak renkler kişilerin hakimiyet duygusunu arttırır.
Pasif renkler; soğuk renklerdir mavi, yeşil ve mor renklerdir. Soğuk renkler oda atmosferinde yatıştırmayı sağlar.
Nötr renkler; kahverengi, gri bej ve beyaz renklerdir. Nötr renkler; oda sakinliğini sağlar. Bu renkler aktif ve pasif renkler arasında bir kombinasyon olarak hareket ederler.
Ev Boyası Renk Özellikleri :
Renklerin genel ruh halleri gibi, kullanılan alan içerisinde de etkisi vardır. İnsanlar üzerindeki etkisini düşünerek renkleri doğru seçmelisiniz.
Kırmızı – Tutkulu, uyarıcı ve güç vericidir.
Turuncu – İştah uyarısı verir, konuşmanıza odaklar.
Sarı – Enerjinizi artırır, odanızı genişletir.
Yeşil – Cesaret, duygusal, büyümeyi dengeler ve yeniler.
Mavi – Huzurlu ruh halleri üretir ve rahatlatıcıdır.
Mor – Konfor, huzur.
Pembe – Yatıştırır, sevgi, teşvik ve nezaketi temsil eder.
Beyaz – Arındırır, enerji verir.
Siyah – Güçlendirir, bağımsızlığa teşvik eder.

Read more