10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Sorular ve Cevaplar, Etkinlikler ( 2013 )

0 Yorumlarınız


2.ÜNİTE:
1)DESTAN DÖNEMİ
HAZIRLIK
SAYFA 22
1. Olağanüstü ve sıra dışı kavramlar sizin için neyi ifade ediyor? Çevrenizde sıra dışı olay¬lara şahit oldunuz mu? Tartışınız. Sonuçları söyleyiniz.
Olağanüstü kelimesinin karşılığı alışılmıştan, benzerlerinden farklı olan, fevkalâde demektir. Çevremizde bazen sıra dışı olaylara şahit olabiliriz. Bu benzerlerinden farklı olarak bir deprem, sel felaketi gibi tabi afetler olacağı gibi bir insanın hiç ummadığı anda bir olayın başında geçmesi veya bu olaya şahit olması da bir olağanüstülük olabilir.


2. Tanık olduğunuz sıradan olayların abartılarak olağanüstü şekilde anlatıldığı oluyor mu? Sözlü olarak belirtiniz.
3. Farklı uygarlıklarda destan dönemi yaşanmış mıdır? Araştırınız. Bu destanlardan
birkaçını sınıfa getiriniz.
Evet yaşanmıştır. Milletlerin ilk edebî ürünleri destanlarıdır. Bu nedenle destan bir milletin ilk edebî ürünüdür, diyebiliriz. İranlıların, Yunanlıların, Çinlilerin destan dönemleri yaşanmıştır.
4. "Mit" kavramını araştırınız. Türk kültürüne ait mitleri aşağıya yazınız.
Mit; çok eski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların  inandıkları Tanrı’ların,  kahramanların, devlerin ve  perilerin hayatından bahseden hikâyelerdir. Her toplumun kendine özgü bir mit macerası vardır. Ve temsil ettiği topluluğun aynası gibidir. Mit toplumdan topluma farklılık gösterdiği gibi ortak yanlarda çok bulunmaktadır. Destanlarda bu mitolojik ögelere çok sık rastlanır.   Mitleri inceleyen bilim dalına ise mitoloji denir.
Türk destanlarında karşımıza çıkan başlıca mitler:
1-IŞIK: Bu motif destanların kuruluşunda kutsiyetten kaynaklanan hayat verici bir özelliğe sahiptir. Destanların büyük kahramanları; bu kahramanlara kadınlık ve mukaddes Türk çocuklarına annelik yapan kadınlar ilahî bir ışıktan doğarlar. Şamanist inanca göre yerden on yedi kat göğe doğru gittikçe aydınlanan bir nur âlemi vardır ki bunun on yedinci katında bütün göz kamaştırıcı ışığıyla Türk Tanrı’sı oturur. Yeryüzünde iyilik yapan ruhlar da bir kuş şeklinde bu nur âlemine uçarlar.
2-RÜYA: Destanın bütününü etkileyen ve destan kahramanlarının hareket alanını belirleyen bir motiftir. Bir mücadele üzerine kurulu destanlarda kazanılacak başarı veya yaşanacak bir felaket düş yoluyla önceden öğrenilir. Kadercilik anlayışı düş motifiyle destanlarda işlenir.
3-AĞAÇ: Destanlarda ağaç motifi üç yönüyle yer alır: Sığınak (Oba), Ana ya da Ata, varlığı, devleti temsil eden sembol. İnsanlığın yaratılışı hakkındaki Türk düşüncesine göre Tanrı, yeryüzündeki dokuz insan cinsini, bu insanlardan önce yarattığı dokuz dallı ağacın gölgesinde barındırmıştır.
4-KIRKLAR: Bu motif, kahramanlar etrafındaki gücü temsil eder. Kırk sayısı bazı eşya ve davranışları sınırlar. Oğuz Kağan'ın kırk günde yürümesi, konuşması gibi. Kırk sayısı görünmez âleminden gelen koruyucu, güç verici kutsiyete erişmiş şahısları da simgeler.
5-AT: At destanlarda önemli bir konuma sahiptir. Bunun temelinde göçebe kültürün yarattığı zorlayıcı koşullar vardır. Ata bir tür dinsel totem özelliği kazandıran Şamanist inançtır. At, kahramanın başarıya ulaşmasında en etkin güçtür. Sahibini korur, ona yol gösterir, tehlikelere karşı uyarır.
6-OK-YAY: Destanlarda maden isimlerinin sıkça geçmesi Türklerin savaşçı bir ulus oldukları kadar savaş aracı üretmede de usta olduklarını gösterir. Destanlardaki maden isimleri tamamıyla Türkçedir. Bu da Türklerin çok eskiden beri madencilikle uğraştıklarının delilidir. Ok- yay motifi destanlarda sadece savaş aracı olarak geçmemiş, Türk üstünlüğünü ifade etmiş, hukuki bir sembol haline gelmiştir.
7-MAĞARA: Bu motif destanlarda sığınak ve ana karnını temsil eder. Bazen de ilahî buyruğun tebliğ edildiği yer olarak karşımıza çıkar.
8-AKSAKALI İHTİYAR: Destanlarda hakanların akıl danışıp öğüt diledikleri güngörmüş yaşlılar vardır. Derin tecrübeli bu kimseler, genç hakanlara yol ve iz gösterirler. Bu, Türklerin âlimlere mukaddes insan gözüyle bakıp ilme değer verdiklerini gösterir.
9-YADA TAŞI: Bu taş destanlarda millî birlik ve bütünlüğü, halkın mutluluğunu ve devletin idealini temsil eder. Bu taş ülkeden çıkarıldığında birlik ve bütünlük bozulur ve kıtlık baş gösterir.
İNCELEME
Yakut Türkleri
İlk insan, nereden geldiğini düşünmüş ve bu konuda gün geçtikçe kafasını yormaya başlamış. Nasıl doğdum, nasıl dünyaya geldim diye, hep düşünür gezermiş. Artık bir gün kendi kendine şöyle söylen¬meye başlamış: "Eğer gökten düşseydim o zaman kar ve buzla örtülü ve buzdan bir adam olurdum. Güney, kuzey, doğu veya batı yönlerinden birinden gelseydim o zaman ben de ağaç ve çayırların izleri olur ve bunlar da rüzgârlarla uçuşurdu. Yok yerin en derinliklerinden gelseydim elbette ki o zaman çamur ve toz içinde kalırdım!" İlk insan işte böyle düşüne düşüne kalakalmış. En sonunda şu karara varmış. Demiş ki, beni doğursa doğursa yine Büyük Ana Kübey Hatun doğurmuş olmalıdır. Çünkü onun içinde bulunduğu ağacın göğsünden sütler akar. Bu sebeple ilk insan, hayat ağacının karşısına gitmiş ve şöyle demiş: "Beni doğuran ana sen olmalısın! Beni yaratıp meydana getiren ana sen olmalısın!" Ağaç ilk insana, ilk insan da ağaca bakmış ve sonunda adam, bu ağacın kendi annesi olduğunu anlamış ve şöyle demiş: " Ben yetim bir çocuk iken sen beni büyüttün! Ben küçük bir çocuk iken sen beni adam ettin!"
Ali ÖZTÜRK

MİTLERİN OLUŞUMU
Mitlerin geniş açıklayıcı özellikleri oluşumlarını belirli bir oranda muğlâklaştırmaktadır. Mitlerin kültürel ihtiyaçları karşılamak amacıyla oluştuğuna (veya oluşturulduğuna) dair bir kanı ortaya atılmıştır.
Mitler kabile, şehir veya millet gibi kültürel kurumları evrensel hakikatlere bağlayarak yetkilendirebilir (bunlara yetki verebilir).
Tüm kültürler kendi dinleri, kahramanları, tarihleri ve benzeri unsurlarına ilişkin anlatıları barındıran kendi mitlerini zamanla geliştirmişlerdir. Bu mitlerin barındırdıkları sembolik anlamların gücü uzun süreler boyunca canlı kalabilmelerinin (bazen binlerce yıl boyunca) ana sebeplerindendir.
Mitlerin bir toplamı, bütünü mitos olarak adlandırılır. Bunların (mitosların) bir toplamı, bütününe ise mitoi denir. Bunun önemli bir türü bir kültürün evrenin nasıl yaratıldığına ilişkin görüş ve inançlarını açıklayan ve tanımlayan yaratılış mitleridir.
ANLAMA VE YORUMLAMA
2. Etkinlik
a. Aşağıdaki destan dönemine ait temsilî resimleri inceleyiniz. Resimler hakkındaki düşüncelerinizi boş bırakılan yerlere yazılı olarak ifade ediniz.

"Destan dönemi ifadesiyle destanların ortaya çıktıkları zaman dilimi kastedilir." Okuduğu¬nuz destandan da faydalanarak destan dönemindeki zihniyet ve beğeninin özelliklerini sözlü ola¬rak ifade ediniz.
Destanlar; tarih, düşünce ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Tarihi aydınla¬tır, düşünce ve sanata kaynak oluştururlar. Bilimsel tarih araştırmaları yanında, ta¬rihi olaylar karşısında halkın duygu ve düşüncelerini yansıtırlar. Des¬tanlar halk gözüyle görülen, halk ruhuyla duyulan ve halk hayalinde masallaştırılan tarih¬lerdir. Destan kahramanlarının doğaüstü özellikler göstermesi, olayların olağanüstülük¬lerle anlatılması destanların gerçeklerden uzak olduğunu göstermez. Destanlar, anlatımlarındaki olağanüstü özellikler ayıklandığında ulusların tarihini aydınlatan en önemli kaynaklardır. Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatları¬nı; aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz.
3. ETKİNLİK
"Destan dönemi ve mit" sözcüklerini aşağıdaki açıklamalara uygun olarak kutucuklara yer¬leştiriniz
Yazılı edebiyat ürünlerinin olmadığı dönem. SÖZLÜ DÖNEM
Tarih öncesine dayanan efsane. MİT
Tarih öncesi çağlarda tanrı veya yüceltilmiş insanlar hakkın¬da zamanla inanış hâline gelen efsane. MİT
Milletlerin tarih öncesi maceralarının anlatıldığı devir. SÖZLÜ DÖNEM
4. Etkinlik
a. İki gruba ayrılınız.
b. Farklı kavim ve milletlerde destan döneminin yaşanıp yaşanmadığını belirtiniz ve bu konu-
da birer yazı hazırlayınız. Sonuçları sınıfta okuyunuz.
İRAN MİTOLOJİSİ
İran mitolojisi, İran platosu ve onun sınır bölgeleri ile Karadeniz'den Hoten'e kadar uzanan Orta Asya bölgelerinde yaşamış ve birbirleriyle kültürel ve dilsel olarak ilişkili olan eski halkların inanç ve ibadet uygulamalarının bütününe verilen isimdir. Yaklaşık bin yıl önce Firdevsi tarafından kaleme alınmış Şahname İran mitolojisinin derlemesi konumundadır.
İran mitolojisindeki karakterler güçlü bir biçimde ikiye ayrılmıştır: iyi olanlar ve kötü olanlar. Bu ikici iyi-kötü anlayışı İran mitolojisindeki hikâye, figür ve çeşitli motiflere de yansır.
İran mitoloji ve destanlarındaki en ünlü karakter Rüstem'dir. Bir başka ünlü figür de despotizmin sembolü olan Zahhak'tır. Zahhak sonunda Demirci Kaveh tarafından yenilgiye uğratılır. Zahhak ile ilgili ilginç ve bilgi verici bir nokta da Zahhak'ın omuzlarından çıkan ve onu koruyan iki engerek yılanıdır. Zira yılan çoğu Doğu mitolojisi gibi İran mitolojisinde de kötülüğün sembolüdür. İran mitolojisinde birçok farklı hayvan bulunur, bir kısmı iyiliği bir kısmı ise kötülüğü sembolize eder. İyiliği sembolize eden ve hiç kuşkusuz İran mitoloji ve destanlarında büyük önem atfedilen hayvan kuştur. Bu kuşların en ünlüleri, büyük, bilge ve güzel olan Simurg ve kraliyet kuşu olan Huma'dır.
ÇİN MİTOLOJİSi
Çin mitolojisine göre başlangıçta evren bir yumurtanın içindeydi. Evrende ilkin sonsuz ve sessiz bir hiçlik varmış. Her yer karanlıklar içindeyken ilk olarak Pengu (Pan Ku) oluştu. Pengu yumurtanın kabuğunu kırarak dünyayı on sekiz bin yılda düzene soktu. Yumurtanın üst kısmı yükselip gökyüzünü Yang'ı meydana getirdi. Alt kısmı ise çökerek yeri Yin'i oluşturdu. Yin dişi, Yang ise erkekti. Birbirlerini tamamladılar. Bu iki gücün birleşimi dev bir yaratıcılık etkisi doğurmuş ve sonuçta dünyanın ve varlıkların temelini oluşturmuştur. Bu ikiliğin her parçası birbirine geçmekte, birbirini koşullandırmakta, ayrı olamamakta, böylece karşıtlar arasındaki birlik ve savaş oluşmaktadır. Yin ve Yang enerjileri sürekli birlikte dans ederler. Ve böylece kozmik dengenin uyumunu yaratırlar. Yin, soğuk, karanlık ve atıldır. Yang, sıcak, aydınlık ve hayat doludur. Bu ikili sonradan Feng shui'yu, hayat enerjisinin akışını anlatan yaşama sanatını ortaya çıkarmıştır.
Çin geleneklerine ve inanışlarına göre yaşamın sürmesini sağlayan; "Yin - Yang" olarak adlandırılan iki evrensel güç ve bu iki gücün etkileşiminin dengede tutulabilmesi prensibidir. Evrendeki bu iki karşıt gücün varlığı, varoluşun ayrılmaz iki kutbudur ve bu iki kutup sayesinde "Denge" sağlanabilmektedir. İnsanların vücudunda da bulunan bu iki karşıt gücün dengesi bozulduğu zaman, hastalıklar oluşmaktadır. Çin simgeleri arasında başı çeken Yin -Yang'da ortada beyaz ve siyah daireler bulunur. İç içe olmaları bu ikiliğin doğada olduğuna işaret eder ki aynı zamanda eril olanın dişili, dişil olanın erili içinde barındırdığına da dikkatimizi çeker.
Pengu Yin ve Yangı oluşturduktan sonra ölür. Öldükten sonra sol gözünden güneş, sağ gözünden ay, kanından denizler, saçlarından ormanlar, gövdesinden yeryüzü, son soluğundan da rüzgârlar meydana gelmiş. Daha sonra çürüyen bedeninde kaynaşan böceklerden de insanlar oluşur.
Zamanla gökyüzünün bir bölümü denizlere düşerek insanlığı yok etti. Bunun üzerine Tanrıça Nü-kua, yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı.
Yapısal birlik, evrensel cevher Çi aracıyla gerçekleşmektedir. Çi, bir enerji, "yaşam enerjisi" olarak izah edilebilir. Ve Çi'yi tek bir tanımla anlatmak mümkün değildir. Çin Tıp anlayışına göre, tüm evrene yayılmış Çi adlı bir enerji denizinin içinde yaşıyoruz. Çi, tüm canlılığın ölçüsü. Bir insanın Çi enerjisi üç yoldan sağlanıyor; doğum sırasında, soluduğumuz hava ile, yediğimiz ve içtiğimiz besinlerle.
Çin mitolojisinde Ejderlere büyük önem ve yer verilmiştir. Mitolojiye göre Long adı verilen ejderlerin beş türü mevcuttu: Tanrı’ların evlerini koruyan kutsal ejderhalar; rüzgâr ve yağmuru yöneten, aynı zamanda su baskınlarına neden olan ejder ruhlar; denizlerin ve okyanusların derinliklerini temizleyen doğa ejderleri; defineleri koruyan ejderler; ve beş penceli imparator ejderhalar. Taoizmde ejderler yang ilkeleri taşırlar ve sık sık su yada bulutlarla çevrilmiş olarak resmedilirler. Çin mitolojisinde Long-wang'lar, yani Ejderha Krallar, Taoizmde mistik yaratıklar olarak yerlerini almışlar. Yuan-shi tian-zong tarafından yönetilirler ve yılda bir kere ona raporlarını sunarlar. Cenaze törenleri ve yağmurlar üzerinde yargılama yetkisine sahiptirler. Eğer soylarından gelenlerin cenaze törenlerinde talihsizliklerine neden olacak kadar hata yapılırsa, Ejder Krallar dua etmeye başlarlar. Aynı zamanda kuraklık ve kıtlık devrinde onlar yağmur yağdırırlar
YUNAN MİTOLOJİSİ
Yunan mitolojisi, Yunan Tanrı’ları, Tanrıçaları ve kahramanları hakkındaki hikâyelerden oluşan sözlü edebiyatla yaratılmış ve yaygınlaşmış bir mitolojidir. Günümüzde bu mitoloji hakkındaki bilgilerimizi bu sözlü edebiyatın yazılı hallerinden alıyoruz.
Genel olarak Yunan mitolojisi Yakın Doğu'daki diğer uygarlıkların mitolojilerinden fazlasıyla etkilenmiştir. Kendisi de daha sonraki Roma mitolojisini fazlasıyla etkilemiştir. Yunan mitolojisindeki efsanelerde çoğu eski Yunan Tanrı’ları insan şeklindedir. Sfenks gibi bazı istisnalar da zaten Yakın Doğu ya da Anadolu kaynaklı karakterlerdir. Yunan Tanrı’larının yaratılış hikâyeleri olabilir; ama onlar yaşlanmazlar. Tanrı’lar nerdeyse tüm hastalıklara dirençlidir. Ancak bir o kadar da narinlerdir. Bir savaşta bağırış çağırış savaşırlar, bir yara alınca hemen yardım ister, uçar, kaçarlar. Hekim Tanrı’nın yaralarına merhem sürmesiyle iyileşiverir, gene aslan gibi kükrerler. Ayrıca görünmez olabilir, uzak mesafeleri çok kısa zamanda seyahat edebilir, bir insan topluluğu içinde sadece birine görünüp konuşabilirler. Her Tanrı’nın ayrı bir görünüşü, kişiliği, ilgi ve uzmanlık alanı vardır. Bu özellikler yöresel olarak da değişmektedir.
Yunan Mitolojisi 12 Tanrı’yı esas almıştır. Özel seçilmiş 12 Tanrı’ (ki bu 12 Tanrı, 6 kadın ve 6 erkekten oluşur) Olimpos Dağı'nda otururlar, dünyayı ordan izleyip idare ederler. Bu 12 sayısı hiç bozulmaz, bir Tanrı eklenirse bir başkası bu listeden çıkar. Şimşeklerin efendisiZeus nice savaşlar vererek yönetimi babası Kronos ve onun yardakçıları titanların elinden almış, 3 erkek kardeşiyle dünyayı bölüşmüştür. Çekilen kuraya göre gökyüzü Zeus'a, denizlerPoseidon'a, yeraltı da Hades'e düşer. Herkes görev dağılımından sonra Olimpos'a çıkar ve dünyayı yönetmeye başlarlar.
c. Sınıfa getirdiğiniz farklı uygarlıklara ait destanlardan birkaçını okuyunuz. Bu destanlarla
inceleme metninde okuduğunuz destanı karşılaştırınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.
DEĞERLENDİRME
a. Aşağıdaki bilgilerin başına doğru ise "D", yanlış ise "Y" yazınız.
(D ) Farklı milletlerde ve kavimlerde destan dönemi yaşanmıştır.
(D ) Destanlar tarihin henüz yazıya geçiril¬mediği döneme aittir.
(D ) Destan dönemine ait bir edebî eseri anlamak için dönemin zihniyet özellik¬lerini bilmek gerekir.
2. Aşağıdaki cümlelerden hangisi mitlerin ortaya çıkışını tam olarak ifade eder?
A) Mitler yaşanmış olaylardan doğar.
B) İnsanlar hayal kurma eğilimindedir.
C) Tarihteki büyük kahramanlıklar mitlere kaynaklık eder.
D) Milletlerin başına gelen büyük felaketler mitleri ortaya çıkarmıştır.
E) İnsanoğlu nedenini bulamadığı, etkisinde kaldığı bazı olayları olağanüstü güçlere bağlama eğilimindendir.
b. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları ce¬vaplayınız.
1. Aşağıdaki cümlelerden hangisi destan döneminin özelliklerinden birideğildir?
A) Mitolojik ögeler bu dönemde ortaya çık¬mıştır.
B) Olağanüstü olaylar ve kişiler vardır.
C) Bütün destanlar ortaya çıktıkları dönem¬de kaleme alınmışlardır.
D) Destanlar ait oldukları milletlerin özellik¬lerini taşır.
E) Edebî bir tür olan destanın temeli bu dönemde atılmıştır.
c. Aşağıdaki boş bırakılan yeri uygun sözcükle doldurunuz.
Destan döneminde SIRADIŞILIĞA-OLAĞANÜSTÜLÜĞE-MİTOLOJİYE özgü özellikler hayata hâkimdir.


Türk edebiyatının devirlere ayrılmasındaki ölçütler
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
Sayfa 19-28 arası
1..Türkler tarihleri boyunca pek epey din ve inanış biçimini benimsemiştir.yalnız bu dinler içerisinde en epey Göktanrı ve İslamiyet yayılmıştır.1 toplumun sahip olduğu dini;sanatını,geleceğini,giyim kuşamını,ahlak yapısını,zevklerini,dilini ve ortak amaçlarını etkilemektedir.Bu nedenle din değiştirmek hayli zordur.8 yy. birlikte 12.yy arasında Türk toplumu tarihinin en köklü değişimini yaşamış,bu nedenle tarihçiler Türk tarihinin İslamiyet öncesi ve sonrası bi şekilde iki bölümde incelemişlerdir.

Türk-Arap mücadeleleri Abbasiler döneminde şiddetini kaybetti.Çin ve Abbasi orduları arasında 751 yılında Talas savaşı Karluk Türklerinin Müslümanların yanında mekan almasından dolayı Abbasilerin üstünlüğü birlikte sonuçlandı.Bu savaştan sonraları Türk-Arap ilişkileri müspet yönde gelişti.Bu hadise Orta Asyanın kaderini değiştirirken,Türklerin İslamiyeti kabul etmelerinde de etken oldu.Talas savaşında Çinlilere karşı Arapların yanında mekan alan Karluklar on.yydan itibaren kalabalık gruplar halinde İslamiyeti kabul ettiler.


Türkler tarihleri boyunca pek epey din ve inanış biçimini benimsemiştir.yalnız bu dinler içerisinde en epey Göktanrı ve İslamiyet yayılmıştır.1 toplumun sahip olduğu dini;sanatını,geleceğini,giyim kuşamını,ahlak yapısını,zevklerini,dilini ve ortak amaçlarını etkilemektedir.Bu nedenle din değiştirmek hayli zordur.8 yy. birlikte 12.yy arasında Türk toplumu tarihinin en köklü değişimini yaşamış,bu nedenle tarihçiler Türk tarihinin İslamiyet öncesi ve sonrası bi şekilde iki bölümde incelemişlerdir.

Türk-Arap mücadeleleri Abbasiler döneminde şiddetini kaybetti.Çin ve Abbasi orduları arasında 751 yılında Talas savaşı Karluk Türklerinin Müslümanların yanında mekan almasından dolayı Abbasilerin üstünlüğü birlikte sonuçlandı.Bu savaştan sonraları Türk-Arap ilişkileri müspet yönde gelişti.Bu hadise Orta Asyanın kaderini değiştirirken,Türklerin İslamiyeti kabul etmelerinde de etken oldu.Talas savaşında Çinlilere karşı Arapların yanında mekan alan Karluklar on.yydan itibaren kalabalık gruplar halinde İslamiyeti kabul ettiler.

TÜRKLERİN İSLAMİYETİ KABUL ETME NEDENLERİ
Türkler on.yy başlarından itibaren büyük kitleler halinde Müslüman olmaya başladılar.Bunda Türklerin İslam öncesi inanışları birlikte İslamiyet arasında büyük benzerliklerin bulunması etken olmuştur.
TÜRKLERİ İSLAMİYETE GİRMEYE TEŞVİK EDEN FAKTÖRLER
1-Türkler diğer dinlere karşı engin 1 hoşgörüye sahipti.İslamiyet de 1 hoşgörü diniydi.
2-Eski Türk dini birlikte İslamiyet arasındaki benzerlik:
a-Tek tanrı inancı b-Ahiret inancı c-Hac ve kurban ibadetlerine eşdeğer ibadetlerin varlığı

3-Sosyolojik etmenler,aile kavramına verilen ehemmiyet,namus,temizliğe verilen ehemmiyet İslamiyetteki cihat ve gaza anlayışı birlikte Türk-Cihan hakimiyeti düşüncesinin benzerlik göstermesi.
4-Ekonomik ve sebepler,eski Türk toplumunda sosyal sınıflar yoktu.İslam dininde de böyle 1 ayrımın yapılmaması,dolayısıyla bütün 2 düşüncede de halkın refah ve mutluluğunun gözetilmesi bulunur.
5-Siyasi ve askeri tercih;8yyda Türk-Çin rekabeti hızla sürek etmekte,üstelik egemenlik yavaş yavaş Çinlilerin Türklerin elindeki Maverünnehiri de alarak egemenliği ele geçirmek istiyordu.Güneyde Arap yarımadasında ortaya çıkan İslam dinide büyük 1 hızla yayılarak Çinlilerle rakip olabilecek konuma gelmiştir.751de Çinlilerle Araplar arasında meydana gelen Talas savaşında Türkler İslam ordusu yanında Çinlilere karşı savaşmış ve büyük 1 zafer elde edilmiştir.Bu olaydan sonraları Türklerle Araplar arasındaki yakınlaşma hızlanıştır.

TALAS SAVAŞININ ÖNEMİ VE SONUÇLARI

1-Türk-Arap ilişkileri gelişti.Türklerin İslamiyete girişinde dönüm noktası oldu.
2-Çinin Orta Asya üzerindeki emelleri sona erdi.hücum konumundan savunma konumuna geçtiler.
3-Orta Asyanın Çinlileşmesi beklenirken Müslümanlılaşmasına sebep oldu.
4-Yeni buluşlar ve teknik gelişmeler Çinlilerden Türklere,Türklerden Araplara mazi ve batıdaki gelişmelere zemin hazırlamıştır.
5-Doğu ticaret yollarının denetimi Müslümanlara geçti.
6-Karluklar 766da bağımsız devlet kurdular.

TÜRKLERİN İSLAMİYETE HİZMETLERİ

Türklerin İslamiyeti kabul etmeleri dünya tarihinin kritik olaylarından birisidir.Çünkü Türkler İslamiyetin korunup,geniş alanlara yayılmasında İslam kültür ve medeniyetinin gelişmesinde kritik rol üstlendiler.Türkler özellikle Abbasilerden itibaren halifelik orduları içinde mekan aldılar.Bizans sınıfındaki Antep,Urfa,Tarsus gibi şehirlere yerleştirilmeleri birlikte İslam devletini Bizans tehlikesine karşı korudular.Türklerin yerleştirildiği bu hudut şehirlerine avasım adı verilirdi.Türkler için Bağdat yakınlarında askeri 1 kent olan Samarra kenti kurulmuştur.Türkler vakit vakit Abbasilere karşı başkaldırı ederek yönetimde bulundukları topraklarda kendi devletlerini kurdular.(Tolunoğuları,İhşitler)Oğuzların İslamiyeti kabul etmelerinden sonraları Büyük selçuklu devleti kuruldu.Bu devletin kuvvetli 1 İslam devleti haline gelmesi birlikte Türkler İslam dünyasının politik liderliğini ele geçirdiler.Müslüman Türk hükümdarlar,Abbasi halifelerini korudular.Tuğrul bey,Abbasi halifesini Şii Büveyhoğulları baskısından kurtardı.Abbasi halifesi bu yardımlarından dolayı Tuğrul beye doğunun ve batının sultanı ünvanını verdi.Bu durum,Türklerin İslam Dünyasında ulaştığı gücü en güzel biçimde açıklamaktadır.

İLK TÜRK İSLAM DEVLETLERİ
1-TOLUNOĞULLARI(868-903)
2-İHŞİTLER(935-969)
3.GAZNELİLER(963-1187)

Türklerin islamiyeti kabulüyle birlikte sosyal ve siyasi yapıda köklü değişiklikler olmuştur. Bu değişiklikler kültürel yapıyı da etkilemiştir. Bu etkilenmeden edebiyat da nasibini almış, nazım biriminden, ölçü ve kafiyeden tut  eserlerde bahsedilen konuya kadar ciddi bir değişim yaşamıştır. Yunus Emre’nin şiiri de bunu yansıtmaktadır.
2.grup
Lâle Devri Hakkında Bilgi

Lâle Devri, Osmanlı Devleti'nde, 1718 yılında Avusturya ile imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayıp, 1730 yılındaki Patrona Halil İsyanı ile sona eren dönemdir Bu dönemin padişahı III Ahmet, sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'dır Zevk ve sefâ devri olarak bilinir Adını, o dönemde İstanbul'da yetiştirilen ve zamanla ünü dünyaya yayılan lale çiçeklerinden alır
Osmanlı Devleti ilk defa bu devirde batıdan bazı yenilikleri almaya başladı
Nedim, Lâle Devri'nin günlük hayatını ve İstanbul'un tasvirini aşağıdaki unutulmaz mısralarla yapmıştır:

Bu sehri İstanbul kî, bî misl ü behâdir;
Bir sengine yekpare Acem mülki fedadir
Bazari hüner madeni ilm ü ulemadir


İnce ve hassas bir ruha sahip olan Sultan III Ahmet, sadrazam Damat İbrahim Paşa ile uyum içerisinde çalışmış, bu sırada yaşanan Lâle Devri'nde sanata, edebiyata ve toplumsal hayata özgün bir anlayış getirilmişti Sultan III Ahmet, Topkapı Sarayı ile Yeni Câmii'de birer kütüphane, Ayasofya'da Bâb-ı Humâyun'un karşısında Türk sanat şaheserlerinden sayılan Sultan Üçüncü Ahmet Çeşmesi ve İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak amacıyla da Deryayi Sim adlı bir su bendi inşa ettirmiştir
Bunlardan başka Üsküdar Yeni Vâlide Câmii, Çorlulu Ali Paşa Medresesi, Damat İbrahim Paşa Camii ve Külliyesi, İstanbul'da Yeni Postane arkasında Daarül Hadis ve Sebil, Ortaköy Camii önündeki çeşme, Üsküdar Şemsi Paşa'da Hüsrev Ağa Camii önündeki çeşme ve Çubuklu Camii yanındaki Mesire Çeşmesi gibi eserler yine bu dönemde yapılmıştır
Dönemin belki de en gözde eseri olan Sâdâbâd, maalesef günümüze kadar gelememiş, bize yıkıntıdan fazla bir şey kalmamıştır
Halkın büyük bir kısmı zor durumdayken İstanbul'da bazı devlet büyüklerinin rahat bir yaşam sürdürmeleri, eğlenceye düşkünlükleri huzursuzluklara sebep oluyordu Patrona Halil isimli bir hamam tellakı bu durumdan memnun olmayan halkı da yanına katarak isyan çıkardı İsyan sonucu Nevşehirli Damat İbrahim Paşa idam edildi ve yakınları öldürüldü Padişah III Ahmet tahttan indirildi ve yerine I Mahmut getirildi
 Nedim’in  şiirinde de bu zevk ve eğlenceden bahsedilmektedir. Lale devri’nin zevk ve eğlenceye düşkünlüğü edebiyat alanında da kendini göstermiş, eserlerde bu konu sık sık işlenmiştir.
3. GÜN EKSİLMESİN PENCEREMDEN
 Ne doğan güne hükmüm geçer,
Ne halden anlayan bulunur;
Ah aklımdan ölümüm geçer;
Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.
Ve gönül Tanrısına der ki:
- Pervam yok verdiğin elemden;
Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden!
Cahit Sıtkı Tarancı - (1910-1956)
Diyarbakır'da doğdu. Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. Mülkiye Mektebi'nde okudu. Paris'e gitti. ikinci Dünya Savaşı çıkınca geri döndü. Çevirmenlik yaptı. Ağır bir hastalığa yakalandı. Viyana'ya götürüldü. Orada öldü. Ankara'ya getirilip toprağa verildi. Otuz Beş Yaş şiiriyle ün yaptı. Hayat, aşk ve ölüm, şiirlerinin başlıca temalarını oluşturmaktadır. Ömrümde Sükût, Otuz Beş Yaş, Düşten Güzel ve Sonrası adlı şiir kitapları bulunmaktadır
Cahit Sıtkı  Türk toplumunun büyük badireler atlattığı bir dönemde yaşamıştır. Bu da  o dönemin eserlerine yansımıştır. Cahit Sıtkı’nın şiirlerinde de bunun izleri görülmektedir.

Süleyman Çelebi (Hayatı – Biyografisi)
Meşhûr Türkçe “Mevlid” kasîdesinin yazarı. Bursa’da doğdu. Kaynaklarda Süleymân Çelebi’nin doğum târihine dâir bir kayda tesâdüf edilmedi. Ancak, Süleymân Çelebi’nin Mevlid’i 60 yaşında yazdığı ve eserin 1409 (H.812) senesinde bittiği, en eski olarak bilinen nüshasında mevcut bir beyte istinâd etmektedir.1422 (H.825) senesinde vefât ettiği bilindiğine göre, onun 1351 (H.752) senesinde doğduğu neticesi çıkmaktadır.
Şöhreti asırlar ve ül­keler dolduran Süleyman Çelebi'nin hayatı hakkındaki bilgiler, onun şöh­retine ve hizmetine yakışacak ölçüde değildir. Bursa'da doğduğu, iyi bir tahsil gördüğü, Mevlid'ine dayanıla­rak çıkarılan bilgilerdendir.
Orhan Gazi döneminde Bursa’da doğmuştur. Doğum tarihinin 1346, ölüm tarihinin ise 1422 olduğu sanılmaktadır.
Yıldırım Bayezid tarafından ilmi ve irfanı tak­dir edilen Süleyman Çelebi divan imamlığına tayin edilmiş ve uzun müddet bu görevde kalmıştır. Süleyman Çelebi bu sırada Bursa halkını irşad eden Buharalı Emir Sultan dergâ­hına gidip gelir. Emir Sultan'a intisab eder ve halifeleri arasında yer alır.
Hayatının son zamanlarında, Yıl­dırım Bayezid devrinde tamamlanan Ulu Cami imamlığı da yapan Çelebi, meşhur eseri Mevlid'i burada iken yazmaya başlar, bir süre sonra Edir­ne'ye gider, orada eski Cami imamlığında bulunur ve tekrar Bursa'ya döner. Bursa'da yetmiş iki yaşların­da vefat eden Süleyman Çelebi'nin mezarı, bugün eski Kaplıca yolu ke­narındaki Yoğurtlu Baba Zaviyesi önündeki sırtın üstündedir.
Anadolu ve Rumeli'deki Müslüman-Türk halkının beş asırdan beri elinden düşürmediği Mevlid'i ile haklı bir sevgi ve saygı kazanmış olan Süleyman Çelebi, bu ölümsüz eserini 1409'da Bursa'da yazmaya başlar, 1410'da tamamlar. Eserin yazılışı hakkında şöyle bir hadise nakledilir:
Bir gün İranlı vaiz Bursa'da Ulu Camii'de halka vaaz ederken Kuran'daki bir âyete istinaden:
"Ben Hz. Muhammed'i Hz. İsa'dan üstün tutmam!" der.
Bu sırada camide bulunan bir başkası da, "Hey nâdân ve cahil adam, sen tefsir ilmini bilir misin? Âyetlerin nasıh ve mesuhundan habe­rin var mı? Peygamberler arasında fark yoktur demekten maksat, peygamberlerin faziletlerinde değil, pey­gamberlik hususundadır; eğer o âye­tin mânâsı senin dediğin gibi olsaydı, yani umumilik ifade etseydi; "Pey­gamberlerin bazısı bazısından üstün kıldırılır!" mealindeki âyete hiç tesa­düf edilir miydi?"

sözleriyle, kürsü­deki hocayı susturur. O gün, hadise­nin geçtiği sırada camide bulunan ve bundan son derece müteessir olan Sü­leyman Çelebi, o anda Hz. Muhammed'i yücelten bir eser yazmaya ka­rar verir ve Türk Edebiyatı'nın şahe­serlerinden biri olan Mevlid bu şekil­de doğmuş olur.
Mevlid'in asıl adı Vesilet'ün Necat (Kurtuluş Vesilesi) tır. Mevlid (Vesiletün Necat), Muhammed’in doğumunu ve hayatını konu edinen ve çeşitli törenlerde okunan besteli dini eserdir. Kelime anlamı, "doğum zamanı"dır. Ahmet Ateş, Vesiletün Necat'ı 1954'te yayımlamıştır (TDK Yayınları).
Şair Ziya Paşa, Harabet Önsözü'nde bu eseri,
Bilmem ne sühendir ol sühenler
Aşüfte olur hep işidenler
Dört yüz seneden beri efazıl
Bir söz demedi ona mümasil
gibi mısralarla övmüştür.
Kaynak : İslam Ansiklopedisi ve  Vikipedi

Süleyman Çelebi’nin yaşadığı döneme İslami zihniyet hakimdir. Mevlid adlı eseri bunu yansıtır. Dini duygu ve düşünce bu dönemde en çok işlenen konular arasındadır.

5.grup
Hayatı
Kendisi Fatih Sultan Mehmet'in öğretmenidir. Ahmet Paşa, Sultan II. Murat saltanat dönemi kazaskerlerinden Veliyüddin bin İlyas Efendi’nin oğludur.

Ahmet Paşa’nın nerede ve ne zaman doğduğu bilinmemekte ve değişik yerler ve tarihler ileri sürülmektedir. Latifi'nin Tezkere'sinde ve Gelibolulu Ali'nin Kühnü'l-ahbar adlı eserinde Bursa'da doğdugu yazılıdır. Sehî Tezkeresi ve Güldeste yazarı Beliğ ise onun Edirne'de doğduğunu söylerler. Aşikpaşa Tezkeresi yazarı ise, Ahmed Paşa'nın varisi olan amca oğlu Edirneli Nâzır Çelebi'den alınan bilgilere göre, Edirneli olduğunu bildirir. Fuad Köprülü'ye göre , "Edirne’de yaptırılan cami ve imaret vakfiyesinin Veliyüddin tarafından tanzim edildiği ve şairimizin memuriyet hayatı hakkındaki kayıtlar düşünülürse, bu tarihten (830/1426) biraz evvel ya da biraz sonra doğmuştur" (İslâm Ansiklopedisi Ahmet Paşa maddesi). Son zamanlara kadar Edirne’de 'Veliyüddin oğlu' ismini taşıyan bir mahallenin ve mescidin bulunması, Ahmed Paşa'nın Edirne'de doğduğuna dair bir sağlam bir ipucu sayılabilir.

Ahmet Paşa eğitimini II. Murat döneminde Edirne’de yapmış ve o dönemde geçerli bilgiler yanında Arapça ve Farsça da öğrenmiştir. Eğitimini bitirdikten sonra, önce Bursa’da Muradiye Medresesi’ne müderris olarak tayin edilmiş ve sonra 1451 (hicri 855)de Edirne Kadısı görevine atanmıştır. Fatih Sultan II. Mehmed'in tahta geçmesinden sonra kazasker olmuş ve onun muhasipliği ve öğretmenliği görevlerinde bulunmuştur. Sonra vezirlik rütbesine yükselmiştir. Sehî, Latîfî, Şakâik, Hasan Çelebi, Beyânî Tezkirelerine göre Fatih’in hizmetkârlarından birine laf attığı için; diğer kaynaklara göre padişahin bir gözdesine göz koyduğu için ve Âşık Çelebi'ye gore ise birkaç fesatçının iftirasına uğradığı için gazaba gelen padişah tarafından vezaretten azledilmiş ve hapse atılmıştır ve hatta öldürülmesi çok olasılık kazanmıştır. Bu olayın ortaya çıkması büyük bir ihtimalle bir saray entrikası, rekabeti, iftirası ve tevzirati sonucudur. Yine söylentiye göre Ahmed Paşa "Kerem" redifli 35 beyitten oluşan ünlü kasidesini padişaha sunmuş ve bu nedenle affedilmiştir. Fakat edebiyat tarihçisi Ali Nihad Tarlan "Kerem" redifli kasidenin yazılışının başka bir nedeni olduğunu ve anlatılan olayın olasılığı gayet az, bir güzel hikâye olmaktan ileri gitmediğini belirtmektedir.

Ahmet Paşa, daha sonra otuz akçe yevmiyeli olarak ile Bursa’ya tayin edilip orada Orhaniye, Muradiye ve Emir Sultan medrese vakıflarının mütevelliliği ile görevlendirilmiştir. Sonra sırasıyla Sultanönü (Eskişehir), Tire ve Ankara'da sancak beyliği görevine atanmıştır. Fatih’in 1481’de ölümünden sonra II. Bayezid’in zamanında tekrar eski itibarını kazanıp Bursa’ya sancak beyi olarak tayin olunmuştur. O görevde iken 1496 (hicri 602) yılında Bursa'da ölmüş ve Muradiye Camii yanında kendi yaptırdığı medrese yanında gömülmüş ve sonradan bir türbe inşa edilmiştir.

Ahmed Paşa'nin zeki, zarif,nuktedan ve hazırcevap bir kişiliği olduğu belirtilmiştir. Ahmed Paşa yasadığı zamanlarda devrinin en büyük şairi olarak kabul edilmiş ve saygı görmüştür.

 Edebî Kişiliği
Ahmed Paşa hem gazel hem de kaside türlerinde başarılı eserler yaratmış; şarkı ve murabbada da olgun örnekler vermiştir[kaynak belirtilmeli]. Dizeleri divan şiirinin söz ve anlam özellikleriyle örülüdür[kaynak belirtilmeli]. İşlediği konular genellikle din dışı olup beşeri aşk konusundaki şiirler de Divan'inda önemli yer tutmaktadır. Dinî ve tasavvufî konulara rağbet göstermemiştir. Şiirleri gayet ahenklidir ve aruz veznini çok ustaca kullandığı görülür. Kendi çağında "şairlerin sultanı" diye anıldığı bilinmektedir.Yazmış olduğu Kerem kasidesiyle ölümden kurtulmuştur. Bütün tezkereciler Ahmed Paşa'nin şiirlerinden takdirle bahsederler. Sonra gelen nesil şairlerden Ahi, Lamii, Necati, Zati ve Baki ona nazireler yazmışlardır. XIX. yüzyılda Ziya Paşa, üç şairi, Ahmed Paşa, Necati ve Zati'yi, "Türki suhana temel komuşlar" olarak tarif etmiş ve Ahmet Paşa'nın "Şeyhi ile Necati arasında yetişen şairlerden en büyüğü" olduğunu ifade etmiştir. Şairin ünü Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını aşmıştır.

Ancak bazı edebiyat kritikleri Ahmed Paşa'yI orijinallikten uzak görerek İran şairlerinden çevirmiş olduğu beyitleri kendine mal etmekle suçlamışlardır.

Ahmed Paşa'nın sanatının ve eserlerinin uygun bir şekilde değerlendirilmesi için aşırı övgü veya aşırı yerginin gerekmeyeceği şüphesizdir. Onun Türkçe divan şiirini yeni bir merhaleye ulaştırdığı ve onun için bir büyük şair sayılması gereği inkar edilemez
6.grup
Tanzimat Devri Türk Edebiyatı
Tanzimat Fermanı ile beraber edebiyatta da batıya yönelme başlar. Tanzimat dönemi edebiyatının kesin olmamakla birlikte başlangıç tarihi olarak 1860 gösterilebilir. Bu tarih, Tercüman-ı Ahval’in yayımlanmaya başlayış tarihidir.
Bu dönemde batı edebiyatlarından birçok yeni tür ve şekiller alınmış; önceleri çevirme, sonraları taklit ve telif etmek suretinde bu türlerde eserler verilmiştir.
Tanzimat Edebiyatının temsilcilerinin amacı batı örneğine göre bir edebiyat yaratmak ve batı hayatını tanıtmak olduğu için, sanatçıların hepsi edebiyat türlerinin romandan şiire kadar en az bir kaçı ile örnekler yazmışlardır. Bu dönemde telif eserler yanında çok sayıda tercüme ve adapte eser de Türk Edebiyatına dahil edilmiştir.

Bu dönemde yapılan yenilikler ve alınan türler şunlardır.
 Gazete
Bir yayın organı olarak 1831’de çıkmaya başlayan Takvim-i Vakayi, resmî bir gazete idi. Daha sonra yarı resmî olarak 1840’ta İngiliz Churchill tarafından Ceride-i Havadis çıkarıldı.
İlk edebî ve özel gazete ise 1860 yılında Şinasî ve Âgâh Efendiler tarafından çıkarılan Tercüman-ı Ahvaldir.
Daha sonra Şinasî, 1862’de Tasvir-i Efkâr’ı çıkarmaya başlar. Bunların dışında Muhbir (1866), Hürriyet (1867), Basiret (1869), İbret (1871), Devir (1872), Bedir (1872) gazeteleri çıkar.
Hikâye ve Roman
Türk edebiyatı romanla ilk defa 1859’da karşilaşir. Yusuf Kâmil Paşa Fenolen’in Telemak (Telemaque) adlı romanını tercüme eder. İlk yerli roman Şemsettin Sami’nin Taşşuk-i Talât ve Fitnat (1872)’ıdır. İlk hikâye Ahmet Mithat Efendi’nin Letaif-i Rivayet’idir.
Tiyatro
İlk tiyatro Şinasi’nin Şair Evlenmesi adli, iki perdelik, komedi türündeki eseridir. Eserde görücü usulü ile yapilan evliliklere gönderme yapılır.
Şiir
Tanzimat döneminde en önemli yenilik şiirde görülür. Şekil olarak divan şiirine bagli kalinmiş, fakat konu bakimindan hem eski terk edilmiş hem de oldukça yeni ve çeşitli konular işlenmiştir. Aruz ölçüsünün yaninda az da olsa hece kullanılmıştır.
Gazel, kaside, terkib-i bent gibi şekiller kullanilarak hak. Adaler, kanun, medeniyet, eşitlik hürriyet kavramlari işlenmiştir.
Tanzimat yazar ve şairleri hem yaşadıkları dönem hem de -daha önemlisi- edebiyata bakış açıları ve işledikleri konular bakımından iki gruba ayrılır:

a. Birinci Dönem (1860-1876 arası)
1860-1876 yillari arasinda Tanzimat edebiyatinin birinci dönem temsilcileri Şinasi, Ziya Paşa, Namik Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami ve Ahmet Vefik Paşa’dir.
Bu dönemde sanat toplum içindir görüşü benimsenmiştir. Bu sebeple şiirde söyleyişe değil fikire önem verilmiştir.
Dilde sadeleşme fikri savunulmuş ama uygulanamamiştir. Hece vezni ve halk edebiyati da savunulmuş ama sözde kalmiştir. Divan edebiyatina tümden karşi çikilmiş ve agir bir dille eleştirilmiştir. Fransiz edebiyati örnek alinarak romantizmden etkilenilmiştir.
Roman, tiyatro, makale gibi batidan alinan türler ilk defa bu dönemde kullanilmiştir.
Noktalama işaretleri de ilk defa bu dönemde kullanilmiştir. Kölelik ve cariyelik, romanlarda sikça işlenmiştir. Romanlar teknik bakimdan oldukça zayiftir. Yer yer olaylarin akişi kesilerek okuyucuya bilgiler verilmiştir, uzun uzun tasvirler yapilmiş, tesadüflere sikça yer verilmiştir.
Edebiyatçilar edebiyatin yaninda devlet işleriyle, siyasetle de bilfiil ilgilenmişlerdir.
b. İkinci Dönem (1876-1896 arası)
1876-1896 yılları arasında ikinci dönemin tanınmış temsilcileri Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan, Sami Paşazade Sezai ve Nabizade Nazım’dır. İkinci dönem edebiyatçıların sanat anlayışları birincilerden farklıdır. İkinci dönemde sanat sanat içindir anlayışıyla eserler verilmiştir. Bunun sebebi bu devirde idarenin daha baskıcı davranmasıdır.

Bu dönemde batı edebiyatı örnekleri daha başarılı bir şekilde ortaya konmuştur. Dönemin sanatçıları devlet işleriyle, siyasetle, toplum meseleleriyle değil sadece sanatla ilgilenmişlerdir. Birinci dönem sanatçılarının toplumsal sorunlarla ilgilenmelerine karşın bu dönem sanatçıları kişisel konu ve temaları işlemişlerdir. Bu yüzden dilleri daha ağırdır. Dönemin romanlarında realizmin, şiirinde ise romantizmin etkisi vardır.

7.grup
Türk şairlerine sembolizmi ve parnasizmi öğreten Cenap Şahabettin "sanat sanat içindir" anlayışını benimsemiştir. Aruz ölçüsüyle yazdığı eserlerinde ahenge ve müzikaliteye önem vermiştir.
b. Elhan-ı Şita

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
(Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,)
Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar
(Eşini kaybeden bir kuş gibi kar)
Gibi kar
(Gibi kar)
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar...
(Geçen ilkbahar günlerini arar)
Ey kulûbün sürûd-i şeydâsu,
(Ey kalplerin divane şarkısı)
Ey kebûterlerin neşideleri,
(Ey güvercinlerin şiirleri)
O baharın bu işte ferdâsı
(O baharın bu işte yarını)
Kapladı bir derin sükûta yeri
(Kapladı bir derin sessizliğe yeri)
Karlar
(Karlar)
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.
(Ki sessizce arasıra ağlar)
Ey uçarken düşüp ölen kelebek
(Ey uçarken düşüp ölen kelebek)
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
(Bir melek kanadının beyaz püskülü)
Gibi kar
(Gibi kar)
Seni solgun hadîkalarda arar.
(Seni solgun bahçelerde arar.)
Sen açarken çiçekler üstünde
(Sen açarken çiçekler üstünde)
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
(Ufacık bir çiçekli yelpâze,)
Nâ'şun üstünde şimdi ey mürde
(Cansız bedenin üstünde şimdi ey ölü)
Başladı parça parça pervâze
(Başladı parça parça altın kırıntıları)
Karlar
(Karlar)
Ki semâdan düşer düşer ağlar!
(Ki gökyüzünden düşer düşer ağlar!)
Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
(Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar ;)
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
(Küçücük, beyaz başlı baykuşlar)
Gibi kar
(Gibi kar)
Sizi dallarda, lânelerde arar.
(Sizi dallarda, yuvalarda arar.)
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,
(Gittiniz, gittiniz siz ey kuşlar,)
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar;
(Şimdi boş kaldı baştan başa yuvalar ;)
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân! -
(Yuvalarda -feryat etmeyen yetîm-)
Son kalan mâi tüyleri kovalar
(Son kalan mavi tüyleri kovalar)
Karlar
(Karlar)
Ki havada uçar uçar ağlar.
(Ki havada uçar uçar ağlar.)
Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
(Ey kış göğü, elinde yığın yığındır)
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter...
(Yasemin yaprağı, güvercin kanadı, ıslak bulut...)
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir-
(Dök ey gökyüzü -doğanın canlılığı uykudadır-)
Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!
(Siyah toprağın üstüne katışıksız çiçekler!)
Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -
(Her ağaçlık yer şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -)
Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid...
(Bir gölge yığını ve siyah renkli ve ümitsiz)
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
(Ey kış göğünün eli, durma, durma, çek.)
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!
(Her ağaçlığın üstüne bir beyaz örtü!)
Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
(Göklerden emeller gibi dökülüyor kar)
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar
(Her mutlu hayalim gibi koşarak düşüyor kar)
Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
(Sessiz bir rüzgar tüylü bir kanatta uyuklar)
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,
(Yolunda durur bir aralık sonra uçarlar,)

Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
(Soldan sağa, sağdan sola titreyerek ve kaçışarak)
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân
(Bazen uçmada tüyler gibi, bazen dökülmede)
Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
(Karlar, sessizliğin dualarının bütün nağmeleri)
Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun.
(Karlar, ruhların bahçelerinin çiçekleri)
Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök.
(Dök siyah toprak üstüne, ey göğün eli dök.)
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:
(Ey göğün eli, izzetin eli, kışın eli, dök :)
Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
(Bahar çiçekleri yerine beyaz kar)
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi.
(Kuşların nağmeleri yerine ümidin suskunluğunu.)

8.grup
Bir yazıda kullanmak üzere ajandama bir not almışım: “Yazar önce odasından çıkar, sonra evinden, sonra şehrinden, sonra ülkesinden; yazarken olgunlaşır, yoğunlaşır, esrir, yetkinleşir. Önce ülkesine döner, sonra şehrine sonra evine, sonra odasına.” Bu söylem sanki Behçet Necatigil’in sanata bakışını anlatıyor. Evine, odasına dünyayı, evreni sığdıran bir şairdir o. Öğrencilik ve öğretmenlik yılları yani yaşamı eviyle okul arasında geçti. Çok sınırlı sayıda dostu olan Behçet Necatigil’in odası Hilmi Yavuz’un deyişiyle dünyadan büyüktür. Yalın ve dingin bir yaşamın içinde düşünsel ve dilsel fırtınalar vardır.
Necatigil kalabalıklara karışmayan özgün yaşamıyla varoluş felsefesinin biricik yaratıcı insan tanımlamasına çok uygun bir yaşam sürdü. Şiire felsefeyi yedirdi ve felsefeyi şiirle aşabildi. Oryantalizmin tuzaklarına kapılmadan Doğu ve Batı kültürünü ustalıkla harmanladı.
“Biz de gittik, önemli mi? Bizim de şiirlerimiz – Çevrildi. Batı dillerine. Bir batılı geçtiğim çizgilerden – Geçmedikçe – Ne kadar anlar beni – Sirklerde zebra. Eğlencelik arar gibi – Okuyacaksa beni – Kalsın istemem ondan gelecek – Hayır. Ben kendi yurttaşlarıma - Anlatamıyorsam derdimi – Kalsın - Kalsın daha iyi!"
Şair bir sözcüğe, bir söyleme, bir dizeye birden fazla anlam yükleyerek ilk bakışta basit gibi duran şiirlerin sihirbazıdır. O basit gibi duran şiirleri okumak çok keyif verir, derinine inmek için okuyucudan çaba ister şiir;neredeyse bir Behçet Necatigil mihmandarına gereksinimi vardır okuyucunun. Onun şiirinde anlam tek değildir.
Soru 2. Kitaplığımızdaki kitapları daha kolay bulmak, aradığımıza daha çabuk ulaşmak için gruplara ayırırız.
Soru 3.
Evet, ayrılabilir. Edebiyatımız çeşitli ölçütlere göre üç ana döneme ayrılmıştır: İslamiyet öncesi, İslami devir, batı tesirinde gelişen Türk edebiyatı.
Soru4.
 Oğuz Kaan Destanı’nda  Türklerin savaşçı bir millet olduğunu, avcılıkla uğraştıklarını, demiri işlediklerini, savaş aracı olarak, ok, kargı, kalkan, yay, at gibi unsurları kullandıklarını anlıyoruz.

Sayfa 20
Soru 1.  Saka Türklerinin savaşçı bir millet olduğunu İskender ile savaş yaptıkalrını, Başlarındaki kişiye hakan dendiğini,  yerleşik şehir hayatı yaşadıklarını, şehirler kurduklarını, savunma amacıyla kalelere yerleştiklerini öğreniyoruz.
2. Her sanat eseri yaşadığı dönemden izler. Taşır. Dolayısıyla Şu destanında da saka Türklerinin yaşam tarzların ait bilgiler öğreniyoruz.
Sayfa 20. 1. Soru.a. bu soru yukarıda cevaplandı.
b.Şiirin teması: Peygamber sevgisi. İslam medeniyetinin ürünüdür. Toplumun Müslüman olduğunu hayatlarını İslami kaide ve kurallara göre düzenlediklerini İslam inancını bir yaşam tarzı olarak hayatlarına uyguladıklarını  öğreniyoruz.
2.  her ikisinde de olay, zaman , mekan ve şahıs kadrosu vardır. Her iki metin de olaya dayalı bir metindir.
Aralarındaki fark biri manzum biri mensur yani düz yazı ile yazılmıştır. Mesnevi aruz ölçüsü ile yazılır.
3. metin
1. İslami kültürün etkisiyle kullanılmıştır. Her dönemin kültürel yapısı aynı zamanda sanat eserlerinde kendini gösterir.
2.a.Hazırlık sorularında  cevaplandı.
  b. aydın tabakaya hitap etmektedir. Lale devrinin sanat anlayışını bu eserde de görüyoruz.
4.metin.
1. soru Dadaloğlu’dan alınan şiir sade bir dille yazılmıştır. Halk edebiyatının dil özelliklerini yansıtmaktadır.Halk yaşamını yansıtıyor.
2.soru.

Nazım Birimi
Uyak Düzeni
Tema
Dil
Hitap Ettiği Zümre
Gazel
beyit
aa,ba,ca..
aşk
Süslü, sanatlı
Yüksek zümreye, aydın kesime
Koşma
dörtlük
abab, cccb..
aşk
Sade, açık , anlaşılır
Halk kesinie
Farklı Yönleri







Sayfa.23.
1.soru. Avrupai bir yaşam özentisi içinde, kendini yetersiz görüyor, bu yüzden dikkat çekmek için  Fransızlar gibi davranmaya çalışıyor, onlar gibi giyinip onlar gibi konuşuyor. Aşağılık kompleksi var.
2.a. Tanzimat döneminde Batı kültürü toplumumuzu aşırı derecede etkilemiş Avrupai
Yaşam tarzı İstanbul’da kendini göstermeye başlamıştır.  Batı tarzı yaşam anlayışı edebiyatımızı da etkilemiş şair ve yazarlarımız batı edebiyatından edebiyatımıza bir çok yenilik getirmişlerdir. Roman, hikaye, gazete, makale, deneme, tiyatro gibi bir çok edebi tür bu dönemde edebiyatıma kazandırılmıştır.
b. Yukarıda değinildiği gibi batı tarzı yaşam anlayışı edebi eserler vasıtasıyla topluma yansıtılmıştır.
3. Araba sevdasında yanlış batılılaşma teması işlenmektedir. Her edebi eser yazıldığı dönemin sosyal ve kültürel yaşamından etkilenir.
YORUMLAAM GÜNCELLEME
1.a.Minyatür  Osmanlı döneminin sanat anlayışını yansıtır. Çünkü İslam inancına göre resim yapmak günah kabul edildiği için resim yerine minyatür saantı gelişmiştir.
Rönesans dönemi batı kültürünün sanat anlayışını ve Hıristiyan kültürünü yansıtıyor. Hz. Meryem Hıristiyan kültüründe önemli bir unsurdur.
Üçüncü resi modern sanat anlayışını yansıtıyor. Bu dönemde din olgusu eserlerde uzaklaştırılmış bunun yerini  bireyin dünyaya bakışı almıştır.
b. Evet söylenebilir.
2. Mevlid-------------dini dönem-----------din etrafında oluşan medeniyet
 Gizli Sevda----------modern dönem------aklın ve bireyin dünya ile ilişkisi
Şu Destanı----------destan dönemi------kavmi özellikler
3. İslamiyet öncesi Türk Edebiyatı     …………İslami devir Türk edebiyatı……….batı tesirinde gelişen Türk Edebiyatı
b. Dini, kültürel, coğrafi , ve dilde meydan gelen değişimler bu ayrımı ortay çıkarmıştır.
SAYFA 26-27
……..aydın……...Halk edebiyatı
……kavmi………..din……akıl……..bireyin
2. D,D,D,Y
3.E
4.A
5.Vatan Mersiyesi-----------Tanzimat Dönemi
Araba Sevdası-----------------Tanzimat Dönemi
Şu Destanı--------------------İslamiyet Öncesi destan dönemi
Gazel---------------------------Divan edebiyatı
İlahi------------------------------İslami Dönem Türk edebiyatı
Elhan-ı Şita----------------------Servetifinun Edebiyatı
ÜNİTE ÖLÇME DEĞERLENDİRME
1.A ,  2. , D  3. D , 
4. coğrafi cevre, sosyal hayat, siyasi hayat,dini hayat edebiyat tarihi ile ilgilidir.
5.D,D,Y
6…….Namık Kemal…,     Şair Evlenmesi
7.  …..islami devir, divan edebiyatı
    …..İslamiyet öncesi sözlü edebiyat
   ……Halk edebiyatı
……..Batı tesirinde gelişen Türk edebiyatı
8. D
9.  D,Y,Y,D
10.  C

Destan Dönemi 

1. “Mit ve mitoloji” sözcüklerinin anlamlarını öğreniniz.

1. Mit: Geleneksel olarak yayılan veya toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren alegorik bir anlatımı olan halk hikâyesidir.

Mitoloji: Mitleri, doğuşlarını, anlamlarını yorumlayan, inceleyen bilim dalıdır.
2. “Göktürkler” hakkında bilgi edininiz.

2. Göktürk Devleti, tarihte ilk defa Türk adını taşıyan devlettir. Göktürkler, Türklerin atlı uygarlık ya da bozkır uygarlığından yerleşik uygarlığa geçiş döneminde, Türk boylarının başına geçerek hüküm süren bir hakan sülâlesidir Kurdukları devlete de Göktürk Devleti denir. Türk adı ilk kez Göktürkler dönemine ait Orhun Yazıtları’nda geçmektedir. Göktürkler, saltanatı Avarların elinden alarak devletlerini kurmuşlardı.. Türk egemenliğinin batıda yayılmasında ve Batı Türkistan Türkmenleşmesinde önemli rol oynadılar. VII. yüzyılın ilk çeyreğinde bir durgunluk geçiren Göktürkler, Kutluğ İlteriş Kağan zamanında yeniden canlılık gösterdiler. Ama bu sırada doğudaki Çin tehlikesine, batıdan gelen ve Sasani egemenliğine son veren bir de Arap tehlikesi eklendi. VIII. yüzyılın başlarında, 706’da Kapağan Kağan komuta ettiği Türk ordusu Çinlileri yenerek Türk devletinin durumunu düzeltirken, batıda Kültigin Kağan ordusuyla Buhara yakınlarına kadar ilerledi . Böylece Türkler batıda Araplarla karşı karşıya” geldiler. Kapağan Kağan 716’da ölünce oğullarıyla yeğenleri Bilge ve Kültigin arasında iktidar mücadelesi başladı. Arap baskısına doğuda Moğol baskısı eklenince iç ayrılıkların da etkisiyle Göktürk Devleti son buldu (745).

3. Göktürklere ait “Bozkurt Destanı” ve diğer Türk destanlarında “bozkurt” motifinin neyi temsil ettiğini araştırınız.

3. Kurt, güç ve kuvvet sahibi bir hayvandır. Türkler kendi hakanlarını kurda benzeterek onların güç ve kuvvet sahibi olduğunu düşünmüşlerdir. Kurt aynı zamanda Kök Tanrı’nın habercisi olarak görülür ve o görüldüğü zaman insanlara bolluk ve bereket getirir. Yeni yurtların kapısını açar.

4. Sınıfta üç gruba ayrılınız. Grup sözcünüzü belirleyiniz. “Kalevala, Şehname, Odisseia (Odesya)” adlı eserlerin konuları ve ait oldukları milletler hakkında bir araştırma yapınız.

4.Kalevala: Finlandiyalıların destanıdır. Kalevala, beş halk kahramanının serüvenlerini anlatır: Halk ozanı Vsinsmöinen, demirci İlmarinen, maceraperest Lemminksinen, avcı ve serf Kullervo. Bu kahramanların serüvenleri, tarihî olarak Fin-Lapon savaşları döneminde geçmektedir.

Şehname: İranlıların destanıdır.İranlıların Müslüman olmadan önceki 500 yıllık tarihi hakkında bilgi verir.

Odessia: Yunanlıların destanıdır. Odysseia, Başkahramanı Odysseus’un başından geçenleri, serüvenlerini anlatmaktadır.

5. Aşağıdaki resimleri inceleyiniz. Resimlerde gördükleriniz, masallarda anlatılan olağanüstülüklerle ilgili neler düşündürüyor? Açıklayınız.

5. Resimlerde anlatılanlar Türklerin ağaç ve ışık gibi kavramlara inandıklarını gösterir. Bu iki kavramda Türkler çevrelerindeki olay ve olgulara değişik anlamlar yüklemişlerdir.

6. Masallarda lambadan çıkan “devler”in veya “periler”in olağanüstü güçlere sahip olmaları hangi nedenlere bağlanabilir? Tartışınız. Sonucu kısaca belirtiniz.

6. İnsanlar kendilerinin dışında başka kavram ve kişilerin olduğunu düşünürler. Bunları anlamak için uğraşsalar da çok yeterli olamazlar. Bundan sonra yapacak tek iş kalır o da çevresinde kendinden daha üstün özelliklere varlıkların olduğunu düşünürler ve öyle inanırlar.

7. Sınıfta dört grup oluşturunuz. Grup sözcülerinizi seçtikten sonra aşağıda belirtilen konulardan biri hakkında araştırma yapınız.

I. grup : Mitolojinin ve mitolojik öğelerin ortaya çıkma nedenleri nelerdir? 

I. grup: Mitoloji, toplumu derinden etkileyen olayların halk arasında anlatılmasıyla ortaya çıkmaktadır. İnsanlar çözemedikleri, anlayamadıkları ya da bilmedikleri özelliklere olağanüstü bir özellik katma eğilimi içindedir. Bu durum toplumların yaşamlarında bir alışkanlık haline gelmiştir. Mitoloji oluştuğu dönemlerde de insanlar çevreyi anlayacak bilgi birikimine sahip değildir. Burada da düş ve hayaller devreye girer.



II. grup : Türklerdeki mitolojik öğeler ve bunların özellikleri nelerdir?

II.grup: Türklerin mitolojik öğeleri kurt, ay, yıldız, su, ışık, ateş ,ağaç vb.

III. grup : Başka milletlere ait mitolojik unsurlar ve bunların özellikleri nelerdir?

III. grup: Çinliler ejderhaya, İran mitolojisinde Simurg, Hüma ve Dahhak ismi verilen kuşlar bulunmaktadır.


IV. grup : Mitolojik dönemdeki yaşam tarzı nasıldır?

IV. grup: Mitolojik devirler milletler çocukluk dönemleri gibidir. Dış dünyayı çok iyi kavrayamazlar, yaşamları deneme yanılma yaparak doğru bulma şeklindedir. Olağanüstü özelliklere inanırlar.

8. Yıldırım düşmesini veya korktuğunuz bir hayvanı hayal dünyanızda nasıl canlandırdığınızı açıklayınız.

8. …İnsanlar en çok bilmedikleri şeylerden korkarlar. bu yüzden yıldırım düşmesi her zaman şahit olduğumuz bir olay değil. yıldırım düşen bir insanı daha çok kömür gibi yanmış bir insan cesedi şeklinde tahayyül ederiz.

9. Masallar, halk hikâyeleri, atasözleri ve mânilerin günümüze kadar nasıl aktarıldığını tartışınız. Sonuçları sıralayınız.

9. Masallar, halk hikâyeleri, atasözleri ve mâniler eski insanlar tarafından yazının olmadığı dönemlerden itibaren kullanılagelmişti. Bunların günümüze gelmesinde en büyük etken sözlü kültürün babadan oğula, kuşaktan kuşağa , kulaktan kulağa aktarılması etken olmuştur. kısacası bu ürünler günüm,ze kadar sözlü gelenek vasıtasıyla ulaşmışlardır.


İNCELEME

1. metin

ERGENEKON DESTANI

1. Her kavimde yaşanan “Destan Dönemi” ifadesiyle destanların ortaya çıktığı zaman dilimi kastedilmektedir. Bu zaman diliminde kavme ait özelliklerin o dönem hayatına da hâkim olduğu görülür.

a. Göktürkler hakkında edindiğiniz bilgileri sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

a. 2. Göktürk Devleti, tarihte ilk defa Türk adını taşıyan devlettir. Göktürkler, Türklerin atlı uygarlık ya da bozkır uygarlığından yerleşik uygarlığa geçiş döneminde, Türk boylarının başına geçerek hüküm süren bir hakan sülâlesidir Kurdukları devlete de Göktürk Devleti denir. Türk adı ilk kez Göktürkler dönemine ait Orhun Yazıtları’nda geçmektedir. Göktürkler, saltanatı Avarların elinden alarak devletlerini kurmuşlardı.. Türk egemenliğinin batıda yayılmasında ve Batı Türkistan Türkmenleşmesinde önemli rol oynadılar. VII. yüzyılın ilk çeyreğinde bir durgunluk geçiren Göktürkler, Kutluğ İlteriş Kağan zamanında yeniden canlılık gösterdiler. Ama bu sırada doğudaki Çin tehlikesine, batıdan gelen ve Sasani egemenliğine son veren bir de Arap tehlikesi eklendi. VIII. yüzyılın başlarında, 706’da Kapağan Kağan komuta ettiği Türk ordusu Çinlileri yenerek Türk devletinin durumunu düzeltirken, batıda Kültigin Kağan ordusuyla Buhara yakınlarına kadar ilerledi . Böylece Türkler batıda Araplarla karşı karşıya” geldiler. Kapağan Kağan 716’da ölünce oğullarıyla yeğenleri Bilge ve Kültigin arasında iktidar mücadelesi başladı. Arap baskısına doğuda Moğol baskısı eklenince iç ayrılıkların da etkisiyle Göktürk Devleti son buldu (745).

b. Okuduğunuz destanda Göktürklerin yaşayışı ve beğenisini yansıtan unsurları belirtiniz. Bu unsurların Göktürkler hakkında edindiğiniz bilgilerle uyuşup uyuşmadığını söyleyiniz.

b. 
•Türklerin savaşçı millet oldukları,
•Cihangirlik duygusuna sahip oldukları,
•Çadırlarda yaşadıklarına göre göçebe millet oldukları,
•Sürüleri olduğuna göre hayvancılıkla geçindikleri,
•Hanlık ve kağanlar tarafından yönetildikleri,
•Kök Tanrı inancında olmaları,
•Demir erittikleri ve demircileri olduğunu göre madencilik üzerine bilgilerini olmaları,
•Vergi aldıklarına göre bir devlet sistemine sahip olmaları,
Yukarıdaki verilen özellikler Göktürklerin yaşantısına uymaktadır.

c. “Mit ve mitoloji” kavramlarının anlamını arkadaşlarınıza aktarınız.

c. Mit kutsal bir öyküyü anlatır; en eski zamanda, “başlangıçtaki” masallara özgü zamanda olup bitmiş bir olayı anlatır. Başlangıç; evrenin ve alemin yaratılışıdır.

Mitin sınırları: Olay, mekan ve zamandır.

Mekan, kozmik alem; zaman ise kozmik zamandır. Kozmik ise; İslâm’a göre ruhların yaratıldığı andır.

· Tanrılar ve yarı tanrılar mitin ana kahramanlarıdır.

· Mit, doğaüstü varlıkların eylemlerinin öyküsünü oluşturur.

· Bu öykü kesinlikle gerçek ve kutsal olarak kabul edilir.

· Mit her zaman için yaratılışla ilgilidir.

1. Mit, kutsal bir anlatıdır.

2. Simgesel ve kutsal bir ağırlığı vardır.

3. İlk insanın dünyayı yaratanlara kendisini anlamlandırmak için sorduğu neden ve nasıllara, o dönemin şartları içerisinde cevap vermişlerdir.

4. Mitlerin kahramanları ilahlar, ilaheler ve yarı-tanrılardır.

5. Mitlerde zaman ve mekan kozmiktir. Haritada ve bildiğimiz bir zaman diliminde açıklanamaz, gösterilemez.

6. Mit, her zaman bir yaratılışla ilgilidir. Bir şeyin hayata nasıl geçtiğini ya da bir davranışın, bir kurumun, bir çalışma biçiminin nasıl yaratıldığını, oluştuğunu anlatır.

7. İnsanlar miti bilmekle, onu çözmekle nesnelerin kökenini de bilir. Burada dıştan soyut bir bilgi söz konusu değil, yaşanılan bir bilgi söz konusudur.

8. Mitler, gerçek anlamlarını ancak içinden çıktıkları topluluk içinde bulurlar. İçerdikleri sembollerin ancak yaşadıkları toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik yapısında birebir karşılıkları vardır. Sadece o toplum içinde anlaşılırlar. Diğer toplumlarda sembollerin dili çözülemediğinden dolayı mitin anlamı verdiği mesaj anlaşılamaz ve mit gerçekdışı bir görünüm verir. Kısacası mit, doğduğu toplumda yaşar ve mesajları algılanır.

9. Mitin ihtiyar toplumlarda vazgeçilemez bir yeri vardır; inanışları dile getirir. Ahlak ilkelerini savunur, onları kabul ettirir. Demek ki mit, yaşadığı toplumda sürekli olarak başvurulacak olan, yaşanılan bir gerçektir. Soyut bir kuram ve imgeler göstergesi değil, ilkel bir dinin ve pratik bilginin gerçek anlamda düzenlenmesidir.

10.20. asır tarihçileri ve dilbilimcileri mitolojiler ve dinler arasında güçlü benzerliklerin var olduğuna dikkat çekmektedir.

Mitler üç gruba ayrılır:

1. Tabiat olaylarını, hayvanların kökenini, töreleri, örf ve adetleri anlatan mitler.

2. Tarihi olayları açıklayıcı nitelikte olan mitler.

3. Sadece maceraları anlatan, eğlendirici nitelikte olan mitler.

Mitlerin kategorileri

Eskatoloji: İnsanın ve dünyanın geleceğini konu edinen mitlerdir. Örneğin: Tufan, kıyamet mitleri.

Kozmogoni: Evrenin nasıl oluştuğunu anlatan mitlerdir.

Teogoni: Tanrıların nereden geldiklerini anlatan mitlerdir.

Antropogomi: İnsanların nereden geldiklerini ya da nasıl oluştuklarını anlatan mitlerdir.


NOT: Millet bilinci olan birçok ulusta mit kavramı vardır ve en eski devrilerde orta çıkmıştır.


ç. Göktürklerin “Bozkurt Destanı’nı arkadaşlarınıza özetleyiniz. Daha sonra Türk destanlarında “bozkurt” motifinin neyi temsil ettiğini açıklayınız.

ç. Türkler, Lin adlı bir ülkenin ordularınca yenilgiye uğratıldılar. Düşman çerileri bütün Türkleri erkek-kadın, küçük-büyük demeden öldürdüler. Bu büyük ve acımasız kıyımdan yalnızca 10 yaşlarında bulunan bir oğlan sağ kaldı geriye. Düşman askerleri bu çocuğu da buldular ama onu öldürmediler; bu yaşayan son Türk’ü acılar içinde can versin diye, kollarını ve bacaklarını keserek bir bataklığa attılar. Düşman hükümdarı, çeri (asker)lerinin son bir Türk’ü sağ olarak bıraktığını öğrendi; hemen buyruk verdi ki bu son Türk de öldürüle ve Türkler ‘in kökü tümüyle kazına.

Düşman çerileri çocuğu bulmak için yola koyuldular. Fakat dişi bir Bozkurt çıktı ve çocuğu dişleriyle ensesinden kavrayarak kaçırdı; Altay dağlarında izi bulunmaz, ıssız ve her tarafı yüksek dağlarla çevrili bir mağaraya götürdü. Mağaranın içinde büyük bir ova vardı. Ova, baştan ayağa ot ve çayırlarla kaplıydı; dörtbir yanı sarp dağlarla çevrili idi. Bozkurt burada çocuğun yaralarını yalayıp tımar etti, iyileştirdi; onu sütüyle, avladığı hayvanların etiyle besledi, büyüttü. Sonunda çocuk büyüdü, ergenlik çağına girdi ve Bozkurt ile yaşayan son Türk eri evlendiler. Bu evlilikten 10 çocuk doğdu. Çocuklar büyüdüler; dışarıdan kızlarla evlenerek ürediler. Türkler çoğaldılar ve çevreye yayıldılar. Ordular kurup Lin ülkesine saldırdılar ve atalarının öcünü aldılar. Yeni bir devlet kurdular, dört bir yana yeniden egemen oldular. Ve Türk kağanları atalarının anısına hürmeten, otağlarının önünde hep kurt başlı bir sancak dalgalandırdılar…

Bozkurt yine burada güç ,kuvvet,türeyiş, iyilik ve kurtuluşun sembolü olarak kullanılmıştır.



d. Okuduğunuz “Ergenekon Destanı’nda bu motifin nasıl kullanıldığını (yer aldığını) belirtiniz.

d. Güç ve kuvvetin semboılüdür. burada Türklere Yol göstermiştir.


2. metin

GÖÇ DESTANI

1. a. Grup sözcüleriniz aracılığıyla mitoloji ve mitolojik dönemdeki yaşam; Türklere ve diğer milletlere ait destanlardaki mitolojik öğeler hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

1. a. Türklerin mitolojik öğeleri kurt, ay, yıldız, su, ışık, ateş ,ağaç vb. dir. Mitolojik devirlerde Türkler kendilerini koruyacak, savunacak kendilerinin dışında bir olağanüstü varlığa ihtiyaç duymuşlardır. Bunların zaman zaman onlara yardım ettiğine inanırlar. Tıpkı şimdi Hızır Aleyhisselam’da olduğu gibi.
Türeyiş destanında kurt, Oğuz Kağan destanından kurt, ışık, ağaç gibi mitolojik unsurları kullanmışlardır.


b. Okuduğunuz destanda Uygur halkının atlar kişnerken, develer böğürürken, vahşi hayvanlar ve köpekler ulurken, sığırlar bağırırken, koyun ve kuzular melerken, çocuklar ağlarken “Göç! Göç!” diye bir söz duymalarının nedeni ne olabilir? Acaba Uygurlar bu sesleri, korktukları bir olayın ardından mı duymuş olabilirler? Onların duydukları bu garip sesi bir emir gibi düşünmelerini, gittikleri yerde “Beş Balıg” şehrini kurup yerleşmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Açıklayınız.

b. Olağanüstü varlıkların olduklarına inandıkları için kendilerini onların koruyacağına ve iyilik getireceklerine inandıkları içindir.



c. Mitolojinin ve mitolojik öğelerin ortaya çıkma nedenleriyle ilgili edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.

c. Mitoloji, toplumu derinden etkileyen olayların halk arasında anlatılmasıyla ortaya çıkmaktadır. İnsanlar çözemedikleri, anlayamadıkları ya da bilmedikleri özelliklere olağanüstü bir özellik katma eğilimi içindedir. Bu durum toplumların yaşamlarında bir alışkanlık haline gelmiştir. Mitoloji oluştuğu dönemlerde de insanlar çevreyi anlayacak bilgi birikimine sahip değildir. Burada da düş ve hayaller devreye girer.
ç. Hayvanların çıkardığı sesler ve beş çocuğun ağlamasıyla duyulan “Göç! Göç!” sesi yaşanabilir bir durum mudur? Mitlerle ilgili bilgi birikiminizden ve “Göç Destanı’nda anlatılanlardan yararlanarak mitolojik öğelerin oluşumunu açıklayınız.

ç. Yaşanılabilir bir durum değildir. Bir önceki soruda mitolojik oluşum nedenleri anlatıldı.


2. Şimdiye kadar okuduğunuz destanlarda geçen mitolojik öğeleri sıralayınız. Bunların nesilden nesile nasıl aktarılmış olduğunu açıklayınız.

2. Kurt, yıldız, su, ışık, ateş ,ağaç gibi mitolojik unsurlar kullanılmış ve bunlar sözlü olarak nesilden nesile, kulaktan kulağa belli bir gelenek için aktarılmıştır. 
3. Okuduğunuz destandaki “mum (ışık) ve iki ağaç” motiflerinin, eski Türklerin Gök Tanrı inancıyla ilgisini belirtiniz. Bu motiflerin, eski Türklerin yaşayışı ve zihniyetiyle ilişkisini açıklayınız.

4. İnsanlığın ilk dönemlerinde tabiatla, üstün güçlerle ve düşmanla mücadelelerde gerçek olmayan, düş yoluyla ortaya konan öğeler, sizce mitolojik dönemin sanatını ve dilini nasıl etkilemiştir? Tartışarak sonuçları sıralayınız.

4. Düş yoluyla ortaya konan öğeler Türk toplumunun sanatını da daha çok düşsel öğelerin ağırlıkta olduğunu yapıya büründürmüştür. Hemen hemen her eserde insanların olağanüstü kavram ve olguları kullanmışlar ve bunları eserlerine aktarmışlardır.


YORUMLAMA – GÜNCELLEME

1. Okuduğunuz destandan hareketle demircilik geleneğinin Göktürklerin yaşamında nasıl etkili olduğunu belirtiniz. Günümüzde bu geleneğin nasıl sürdürüldüğünü söyleyiniz.

1. Demircilik özellikler savaşçı olan Türklerin yaşamını kolaylaştırmıştır. Ok, kalkan, mızrak yapımında kullanmışlardır. Günümüzde bu gelenek devam etmemektedir. 

2. Türklerin Ergenekon’dan çıkışını temsil eden özel günün adını ve o gün halk arasında hangi etkinliklerin yapıldığını boş bırakılan yere yazınız.

2. Baharın Gelişi olarak halkın arasında kutlanmaktadır. O gün insanlar çeşitli eğlenceler yapar ve o günün anısına temsili olarak demir döverler.

3. a. Grup sözcüleriniz aracılığıyla “Kalevala”, “Şehname” ve “Odysseia” adlı eserlerin konularını ve hangi milletlere ait olduğunu bir sunumla arkadaşlarınıza aktarınız.

3a.Kalevala: Finlandiyalıların destanıdır. Kalevala, beş halk kahramanının serüvenlerini anlatır: Halk ozanı Vsinsmöinen, demirci İlmarinen, maceraperest Lemminksinen, avcı ve serf Kullervo. Bu kahramanların serüvenleri, tarihî olarak Fin-Lapon savaşları döneminde geçmektedir.

Şehname: İranlıların destanıdır.İranlıların Müslüman olmadan önceki 500 yıllık tarihi hakkında bilgi verir.

Odessia: Yunanlıların destanıdır. Odysseia, Başkahramanı Odysseus’un başından geçenleri, serüvenlerini anlatmaktadır.

b. Farklı uygarlık ve kavimlere ait destanlar ile okuduğunuz Türk destanlarının benzerlik ve farklılıklarını tablodaki boş bırakılan yere yazınız.

Farklı Uygarlık ve Kavimlerin Destanları ile Türk Destanları 

Benzerlikler Farklılıklar 
Olağanüstülükler hakimdir. Üslupları farklıdır. 
Mitolojik kavramlar göze çarpar. İçerik olarak bizimkiler daha çok savaşlardan ve kahramanlıklardan bahseder. 
Nesilden nesile aktarılırlar. Dilleri farklıdır. 
Bir milletin ortak duyguların ortaya çıkar. Yapı itibariyle farklılılar vardır. 



4. a. Uygur Türklerine ait aşağıda verilen metni ve hayat ağacının temsilî resmini inceleyiniz. İnce­lediğiniz efsane ve resimden hareketle mitolojik öğelerin Destan Döneminin sanatını ve dilini nasıl etkilediğini açıklayınız.

4. a. Ağaç ve at gibi mitolojik unsurlar Destan döneminde en çok kullanılan kavram olup bunlar o dönemki insanların sanatını ve dilini etkilemiştir.

b. Hayat Ağacı’nın bu efsanedeki işleviyle Göç Destanı’nda çadırın iki ağaç ortasına kurulma­sı ve bu çadırdaki çocuklara tapılması arasında nasıl bir bağlantı olduğunu belirtiniz.

b. Yine Türklerin kendilerinin dışındaki kozmik dünyanın nasıl var olduğu anlamaya çalışmalarından kaynaklanır. Belli bir zaman sonra düşünceleri olağanüstülüklere kaymıştır. Temel evrenin nasıl var olduğunu anlamaya çalışmalarıdır.
c. Okuduğunuz ve incelediğiniz destanlardan hareketle her kavmin Destan dönemi yaşayıp yaşamadığını tartışınız. Ulaştığınız sonucu belirtiniz.

c. Yaşanmıştır. Destan dönemi milletlerin ilk oluşum dönemleri, onların çocukluk evreleri gibidir. Bu oluşum süresinde mutlaka bu evreleri geçmesi lazımdır.



5. Ailenizin, aile soy ağacında nerede yer aldığını belirtiniz. Bu soy ağacının Türk destan ve efsanesindeki ağaç motifiyle ilişkisini açıklayınız.

5. Ağacın kökleri soyu dalları ise bu soydan gelen aileleri temsil eder.  Türeyiş Destanın da Türklerin hakanlarının soyunun ağaçtan türediği işlenir. benim ailem soy ağacında üçüncü kuşağı temsil ediyor. herkes kendinden önce kaç kuşak varsa (baba-dede) hesap edebilir.

6. Bir milletin devlet olma ve yurt edinme aşamalarını mitolojik öğelerle süsleyerek anlatmasının nedeni ne olabilir? Düşüncelerinizi açıklayınız.

6. Elde ettiği yurt ve devleti sadece kendi maddi kazanımlarıyla değil aynı olağanüstülükler elde ettiğini belirtmek için mitolojik öğelerle süsler. Bu da bir sonraki kuşağa yurt ve devletin nasıl kazandıklarını ve ona sahip çıkmaları gerektiğini ortaya koymalarına vesile olur.



7. a. Sözlü edebiyat dönemine ait okuduğunuz edebî ürünler ve edindiğiniz bilgilerden yararlana­rak bu dönemdeki eserlerin toplumun ortak değerleriyle nasıl bir bağlantısı olduğunu açıklayınız.
a. Bu dönemde oluşturulan eserlerin yazarları yoktur. Anonimdir. Bu da bu dönemdeki eserlerin halkın ortak duygu, düşünüş ya da davranışlarının bir yansıması olduğunun göstergesidir.

b. Toplumun ortak değerlerinin bir insan topluluğunda bulunan bireyleri birbirine bağlamadaki işlevini belirtiniz.

b. Bir insan toplumdaki ortak değerlere inanıyorsa ve ona sahip çıkarsa bu onu diğer bireylere sahip çıkma, onları koruma ve kollama ihtiyacının ortaya çıkmasına vesile olur. Bu da bir milletin ortaya çıkışı gösterir.



DEĞERLENDİRME

1. Aşağıda verilen bilgilerden hangisi mitlerle ilgili değildir?

A. Mitler, alegorik anlatımın kullanıldığı halk hikâyeleridir.

B. Mitler, tanrı ve tanrıçalarla ilgili değildir.

C. Mitler, Destan Döneminde ortaya çıkmıştır.

D. Mitlerde halkın hayal gücü ortaya çıkar.

E. Mitler; evrenin oluşumu, türeyiş vb. konularla ilgilidir.

CEVAP:B



2. Aşağıdaki cümlelerin başına yargı doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
( D ) Destan Dönemi, destanların ortaya çıktığı zaman dilimidir.

( Y ) Farklı uygarlıklarda ve kavimlerde Destan Dönemi yaşanmamıştır.

( D ) Ergenekon Destanı, Göktürklerin yaşamına ait özellikleri yansıtmaktadır.

3. Aşağıdaki destanları uygun seçeneklerle eşleştiriniz.
Odisseia Yunan 
Şehname İran 
Kalevala Fin 
Göç Destanı Göktürkler 



4. Aşağıda verilen bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.
XXX Destanların temelinde milletlerin başından geçen büyük olaylar esastır. 
XXX İnsanların tabiatla, üstün güçlerle mücadelesi ve hayal yoluyla ortaya koyduğu eserler, mitolojik öğelerin oluşumunda etkilidir. 
XXX Destanlar, ağızdan ağza aktarılarak yayılmıştır. 



5. Destanlardaki mitolojik kavramlar, bir milletin hangi yönünü temsil etmektedir? Düşünceleri­nizi açıklayınız.

5. 
6. Geleneksel olarak yayılan ve toplumun hayal gücü etkisiyle biçim değiştiren, tanrı, tanrıça, evrenin doğusuyla ilgili hayalî, alegorik bir anlatımı olan halk hikâyesi.
Yukarıda tanımı yapılan kavram hangisidir?
A. Mit B. Efsane C. Kültür D. Gelenek E. Mitoloji

CEVAP:E


7. Aşağıdakilerden hangisi sözlü edebiyat ürünü değildir?
A. Masal B. Destan C. Koşma D. Ninni E. Atasözü

CEVAP:C


8. Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükleri yazarak cümleleri tamamlayınız.
•Sözlü edebiyat ürünleri DESTAN dönemde oluşmaya başlamıştır.•Mitolojik öğeler, dönemin yaşama biçimiyle DOĞRUDAN ilişkilidir.•SÖZLÜ DÖNEM ürünleri, mitolojik öğelerin nesilden nesile aktarımında önemli bir role sahiptir. 

9. Aşağıdaki cümlelerin başına yargı doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız. 

( D ) “Göç Destanı”, Uygurlara ait bir destandır.
( D ) “Ağaç, ışık, kurt, kutlu dağ” Türk destanlarındaki mitolojik öğelerdir.
( D ) Bir toplumun sözlü edebiyat ürünlerindeki ortak değerler, bireyleri birbirine bağlar.


10.Sınıf Türk Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Fırat Yayıncılık 2.Ünite:Şiir Sağu-Koşuk (Sayfa:37-43 arası)

a. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler / Şiir (Sagu, Koşuk)
HAZIRLIK
1.  “Sagu ve koşuk” sözcüklerinin anlamlarını öğreniniz.
1. İslamiyet Öncesi Türklerde ölen kişilerin arkasından yakılan ağıtlara sağu denir. Yine aynı dönemde tabiatın güzelliklerini, aşkı ve sevgiyi işleyen şiirlere de koşuk adı verilir.

 2.  Edebiyatla ya da tarihle ilgili eserlerden eski Türklerin yaşayışı ve şiir söyledikleri törenler hakkında bilgi edininiz. Edindiğiniz bilgileri bir sunumla arkadaşlarınıza aktarmak üzere hazırlayınız.
2. Türkler İslamiyet’ten önce göçebe olarak yaşarlar, avcılık yaparak geçimlerini sağlarlar, savaşçı bir millet olup özellikle savaşlardan elde ettikleri ganimetlerle de geçimini temin ederler. Kışları ovalara yazları yaylalara giderler. Yaz aylarında avlanırlar ve uzun sürek avlarında zaman zaman sığır şölenleri yaparlar. İşte bu şölen ozan denilen kişiler halka şiirler okurlar ki bunlar koşuk ya da sağulardır. Savaşçı bir millet oldukları için de zaman zaman savaşlarda kahramanlarını kaybederler ki işte bu dönemde  yuğ denilen tören yapılır ve bu törende sağular okunur.

 3.  Eski Türklerde “kam, ozan, baksı, şaman” adlarının kimlere verildiğini ve bunların görevlerini öğreniniz.
3.            Kam : Büyü yapar.
Baskı : Ağır hastaları tedavi eden bir hekimdir.
Ozan : Sadece insanları eğitmez aynı zamanda eğlendirir.
Şaman : Alt ve üst dünyada yardım eder.
Daha sonraki dönemlerde yerini aşık almıştır.
4. Günümüzde söylenen ağıt türündeki bir türkünün sözlerini yazınız.
5. Türlük çeçek yarıldı,                                                 Erdi aşın taturgan 
Barçın yadım kerildi.                                                  Yavlak yagıg kaçurgan
Uçmak yeri körüldi,                                                    Ograksüsin kaytargan
Tumlug yana kelgüsüz                                                Bastı ölüm ahtaru

Günümüz Türkçesiyle                                                  Günümüz Türkçesiyle

Türlü çiçekler açıldı,                                                   (O, konuklarına) yemeğini tattıran,
Çimene ipek yaygılar yayıldı,                                     Kötü düşmanı kaçırtan
Cennet yeri görüldü,                                                   (ve) Oğrak ordusunu geri püskürten (bir yiğit) idi.
Artık kış gelmeyecek.                                                  Ölüm (onu yere) yıkarak bastırdı.

a. İslamiyet öncesi döneme ait iki ayrı şiirden alınan yukarıdaki dörtlükleri okuyunuz. Bu dörtlüklerde ahengin (ses tekrarı, ritim, ses benzerlikleri vb.) hangi öğelerle sağlandığını belirtiniz.
a.            Nazım birimi: Dörtlük
                Ölçüsü. Hece ölçüsü
                Uyak düzen: aaab
                Ses ahenki ya da kafiye: Birinci dörtlükte (İ)l-di şeklinde olan ekler redif –r ler ise yarım kafiyedir. İkinci  dörtlükte –urgan/argan şeklindeki ekler redif  olarak kullanılmıştır.

Tatlı tatlı konuşurduk, gülerdik
Gönül bahçesinden güller dererdik
Baş başa verir de gönül eğlerdik
Şimdi başkalandı devran, ağlarım.
Sümmânî
b. Halk edebiyatı şairlerinden Sümmânî’nin koşmasını yukarıdaki dörtlüklerin ahenk ögeleriyle karşılaştırınız. Benzer ve farklı yönleri sıralayınız.
b.
Benzerlikler       Farklılıklar
Nazım birimi dörtlük      Dil olarak farklılık vardır.   Sümmani’nin söyleyişi bize daha yakındır.
Uyak düzeni aaab          
Ölçüsü hece ölçüsü       
Halk söyleyişine sahip  

6. Çevrenizde, sevdiğini kaybeden insanların duygularını nasıl dile getirdiklerini belirtiniz.
6. Üzüntü ve kederleri ister istemez diline yansımaktadır, kaybettiği insanın güzel özelliklerini dile getirme ihtiyacı duyarak anılarla kalan yaşamı tazeleme ihtiyacı duyarlar. Yeteneği olanlar ölen kişi üzerine şiirler, ağıtlar yakarlar.
7.  Bahar mevsiminin size hissettirdiği duyguları açıklayınız.
7.

İNCELEME
1. metin
ALP ER TONGA SAGUSU
1. Okuduğunuz şiiri, yapı bakımından (birim, birim sayısı, uyak düzeni vb.) inceleyiniz.
1.          
Nazım Birimi: Dörtlük
Birim Sayısı: 8 Birim
Uyak Düzeni: Düz uyak   (aaab,cccb,dddb…)
Kafiye:  1.Dörtlükte “l”ler   yarım kafiye, 2. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye,
3. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye,
4. Dörtlükte  “r”ler yarım   kafiye,
5. Dörtlükte “v”ler yarım kafiye,
6. Dörtlükte  “n”ler yarım kafiyedir.
7. Dörtlükte kafiye yok
8 . Dörtlükte “r”ler yarım   kafiye,
Redif 1.Dörtlükte “di mü”ler redif, 2. Dörtlükte “gurup”lar redif,
3. Dörtlükte “leyü”ler redif,
4. Dörtlükte  “tedi”ler   redif,
5. Dörtlükte “redi”ler redif,  
6. Dörtlükte  “çıdı”lar redif.
7. Dörtlükte ”ok”lar redif
8. Dörtlükte “tadı”lar redfi

2. Okuduğunuz şiir, efsanevi Türk hakanı Alp Er Tonga (Tunga)’nın ölümü üzerine duyulan üzüntüyü dile getirmektedir. Alp Er Tonga’nın ölümünü kabullenemeyen halk, ilk dörtlükte dünyayı kötü olarak nitelerken sonunda feleğin de ondan öcünü aldığını soru cümleleriyle vurguluyor. Şair kendi acısını, yüreğinin parça parça olduğunu dile getiren birinci dörtlüğün son dizesindeki “Emdi yürek yırtılur” söz kalıbıyla dile getiriyor. Şairin duygularını dile getirmek için kullandığı diğer ifade ve söz kalıplarını da siz bulunuz.
2.            Benizleri sararmış
                Yüzleri safran gibi kesilmiş
Erdem eti çürüdü
Dağlar başı aşınır
Geçmiş günleri arar
Yerlere atıp sürtülür gibi sözcüklerdir
3. Şiirin birinci dörtlüğünde “felek” öcünü alan birine benzetilmiştir. Bu sanatın adını söyleyiniz. Şiirdeki diğer söz sanatlarını da bularak bunların şiire katkısını açıklayınız.
3. Kişileştirme  yapılmıştır. Diğer söz sanatları ise
“Alp Er Tunga Öldi mü” istifham
 “emdi yürek yırtılır”       mübalağa
“kürküm angar türtülür”              teşbih
“sırkıp  üni yurlayu”        teşbih
“ulşıp eren börleyü”      teşbih
“könglüm için örtedi”    mübalağa
“tün kün keçip irtelür”  tezat
“ödlek  kamug köfredi”                teşhis
“ajun anı yançıdı”            istiare

4.  Okuduğunuz şiirin temasını ve bu temayla ilgili düşüncelerinizi birkaç cümleyle aşağıya yazınız.
4. Teması ölümdür. Ölüm ile ilgili düşüncelerinizi izah etmek size kalmış…
5.  “Alp Er Tonga Sagusu’nu söyleyenlerin, neler hissetmiş olabileceğini ve bunları şiire nasıl yansıttıklarını açıklayınız. Sizin bu şiiri okurken hissettiklerinizle şiiri söyleyen ozanın duygularını karşılaştırarak şiiri yorumlayınız.
5. Cevabı size kalmış..
6. Okuduğunuz şiirin ilk dörtlüğü 2+2+3 duraklı 7′li hece ölçüsüyle söylenmiştir. Dörtlüğün ilk üç dizesi, I sesinin tekrarı (öl-/kal-/al-) nedeniyle yarım uyaklıdır. Uyaklara redifler (-di-mü/-dı mu/-dı mu) eklenerek bu uyum desteklenmiştir. Son dize ise diğer dörtlüklerin son dizeleriyle uyaklıdır. Ayrıca üçüncü dizede ö ve I seslerinin tekrarıyla (ödlek öçin aldı mu) bir ahenk sağlanmıştır. Şiirin diğer dörtlüklerindeki ahenk öğelerini de siz bulunuz.
6.
Kafiye:  1.Dörtlükte “l”ler   yarım kafiye, 2. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye,
3. Dörtlükte “r”ler yarım kafiye,
4. Dörtlükte  “r”ler yarım   kafiye,
5. Dörtlükte “v”ler yarım kafiye,
6. Dörtlükte  “n”ler yarım kafiyedir.
7. Dörtlükte kafiye yok
8 . Dörtlükte “r”ler yarım   kafiye,
Redif 1.Dörtlükte “di mü”ler redif, 2. Dörtlükte “gurup”lar redif,
3. Dörtlükte “leyü”ler redif,
4. Dörtlükte  “tedi”ler   redif,
5. Dörtlükte “redi”ler redif,  
6. Dörtlükte  “çıdı”lar redif.
7. Dörtlükte ”ok”lar redif
8. Dörtlükte “tadı”lar redif

7. a. Eski Türklerin yaşayışı ve şiir okudukları törenler hakkında edindiğiniz bilgileri sunumla arkadaşlarınıza aktarınız.
a. Konunun  başındaki hazırlık  2.soruda cevabı verilmiştir.
b. “Alp Er Tonga Sagusu”nun ikinci ve üçüncü dörtlüklerinde nasıl bir görüntünün tasvir edildiğini açıklayınız. Üçüncü dörtlükte, niçin erlerin kurtlar gibi uluduğu söylenmiş olabilir? Eski Türklerin yaşayışı, inanışı, gelenek ve görenekleriyle ilgili edindiğiniz bilgiler ve Türk destanlarından da yararlanarak o dönemde sürdürülen yaşamla şiir arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
b. Güçlü ve adalet Alp Er Tunga’nın ölümü üzerine onu seven beyler  geleceklerine dair bir kaygı içerisine girer ve bundan sonraki yaşamları hakkında tereddütleri vardır. Onun ölümü üzerine benizleri sararır, kurtlar gibi ağlaşırlar ve yakalarını yırtarak feryat figan etmeye başlarlar.

2. metin
KOŞUK
1. Okuduğunuz şiiri yapı yönünden inceleyiniz.
1.            Nazım birimi: Dörtlük
Birim sayısı: 12 (Bir tanesi iki defa yazılmış dörtlüklerin)
Ölçü. Hece ölçüsü
Uyak Düzeni : Düz uyak
Kafiye Çeşidi: 1,2,3 . dörtlüklerde olduğu gibi genellikle yarım uyak kullanılmıştır.
2. Okuduğunuz şiirde tasvir edilen manzarayı anlatınız. Şair, bu tasviri yaparken nasıl bir duygu içerisinde olabilir? Bu duygularını şiire hangi ifade kalıplarını kullanarak yansıtmıştır? Açıklayınız.
2. Baharın gelişiyle birlikte dağlardaki karların erimesi neticesinde seller oluşmaya başlaması, bahar serinliğinin gelmesi, bahar yağmurlarının gelmesi, baharın gelişiyle birlikte çiçeklerin rengarenk olması, tabiatın tekrardan gülmesi anlatılmıştır. Göçebe olarak yaşayan Türkler elbette ki baharın gelince bir sevinç içerisindedir ki bu sevinç koşuğun şairine de yansımıştır.
İfade kalıplar: Türlü türlü çiçekler açıldı, inci mahfazası açıldı, Her taraf misk kokmaya başladı, yerin altında yatmaktan sıkılmış çiçekler açmaya başladı gibi ifade kalıpları kullanılmıştır.
3. Şiirdeki söz sanatlarını bulunuz. Bunların şiire katkısını açıklayınız.
3.
Kadka tükel osnayu        Benzetme
Kerip tutar ak torın         Benzetme
Kayguk bolup öğrüşür   Benzetme
Yinçü kapı açıldı                Benzetme
Üküş yatıp özeldiYirde kopa adrışur        Hüsnü Talil
Bokuklanıp büküldü       Kinaye
Yipgin yaşın yüzgeşipBir bir-gerü yüzgeşüp         Kişileştirme
Sığır buka möngreşür    Kişileştirme
Söz sanatlarının şiire  estetik bir zevk katar, anlatılmak istenilen duygu ve düşünceleri olduğu anlatmak diğer metinlerin işi olabilir ama sanatsal metinlerdeki söz sanatları ve mecazları anlatılmak istenileni daha etkili  ve çarpıcı kılmak için yapılır. Koşukta anlatılanları temel anlamlı cümlelerle anlatsak hava durumundan farkı kalmazdı.
4. Şiirin temasını ve bu temayla ilgili düşüncelerinizi söyleyiniz.
4. Tema: Baharın Gelişi
5.  Destan Dönemine ait bahar tasviri yapılan bu şiirde şairin yansıttığı duygular sizi nasıl etkiledi? Baharın gelişiyle hissettikleriniz şairin duygularıyla benzerlik gösteriyor mu? Buna göre şiiri yorumlayınız.
5. Cevabı size kalmış..
 6.  “Bozkır Türk ekonomisinin esasını, yüksek ovalar ve yaylalar olan bozkır coğrafyasının iklim şartları icabı, çobanlık ve hayvan besleyiciliği teşkil ediyordu. Yetiştirilen hayvanların başında -yukarıdan beri Türk sosyal ve kültürel hayatında büyük ehemmiyetini belirttiğimiz- at, daha sonra da koyun geliyordu.
Bozkırlı Türklerin başlıca gıda maddesi et idi. En çok at ve koyun eti yenirdi.”
Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU
Yukarıda okuduğunuz paragraftan hareketle eski Türklerin sürdürdüğü bozkır hayatıyla koşukta tasvir edilenler arasındaki ilişkiyi tartışınız. Ulaştığınız sonucu aşağıdaki boş bırakılan yere yazınız.
6. Yukarıdaki paragrafa göre Türklerin geçim ve beslenme kaynağı at ve koyun eti olduğu belirtilmiştir. Bu durum bu hayvanın beslenmesi ve bakımı için en elverişli zaman bahar ve yaz aylarıdır. Koşuklarda bu duygu ve düşünceleri ifade eden sevinçler göze çarpmaktadır.
7. Okuduğunuz şiirin ahenk öğelerini (ses akışı, ritim, söyleyiş, uyak vb.) bulunuz.
7.            Nazım birimi: Dörtlük
Birim sayısı: 12 (Bir tanesi iki defa yazılmış dörtlüklerin)
Ölçü. Hece ölçüsü
Uyak Düzeni : Düz uyak
Kafiye Çeşidi: 1,2,3 . dörtlüklerde olduğu gibi genellikle yarım uyak kullanılmıştır.
              
8.  Kitabınızdaki “Alp Er Tonga Sagu”su ve “Koşuk”tan hareketle Destan Dönemi şiirinin oluşmasını sağlayan zihniyetin özelliklerini belirtiniz.
8. Her edebi eser içinde bulunduğu toplumunu zihniyeti yansıtır ve bu iki eserde Türklerin o dönemdeki zihniyetinden izler taşır. Alp Er Tonga Sagusu’nda savaşçı olan bir  milletin kahramanının arkasında ağıt yakması ve önemli olan ahlak ve erdem  kavramlarının işlenmesi o dönemin zihniyetidir.
Koşuk’ta ise göçebe   ve çadırda yaşayan bir milletin kış ayında çektiği sıkıntıları baharın gelmesiyle birlikte nasıl sevince bıraktığı göstermektedir. Türkler Nevruz’da Baharın gelişini şölenler yaparak kutlarlarmış ki bu da eserlerin yansımıştır.

YORUMLAMA – GÜNCELLEME
1. a. Günümüzde söylenen ağıt türündeki bir türkünün sözlerini arkadaşlarınıza okuyunuz.
a.
b. Uygurlara ait aşağıdaki ağıtı okuyunuz. Sözlerini dinlediğiniz ağıt ile Uygurlara ait şiiri farklı yüzyıllarda söylenmiş olsalar da duyguların dile getirilmesi yönüyle karşılaştırınız. Benzer yön­lerini yazınız.
Günümüz Türkçesiyle
Aklar bulıt örlep kükirep                                              Ak bulutlar yükselip gürleyerek,
Alkuka mu kar yagurur                                                 Her tarafa kar mı yağdırır;
Ak bir saçlıg karı anam                                                  Ak saçlı o ihtiyar anam
Açıyu mu yaşların akıdur                                             Acılar içinde mi gözyaşlarını akıtır.

Karalar bulıt örlep kükrep                                           Kara bulutlar yükselip gürleyerek
Kar mu yağmur ol yoğurur                                          Kar mı yağmur mu yağdırıyor?
Karı yağlığ ol (bir) anam                                               (Yoksa) o ihtiyar, yaşlı anam
Kayguda mu yaş akıtır                                                  Kederden mi gözyaşı döküyor?

b. Her iki dönemdeki metinlerin temaları aynı fakat söyleyiş özelikleri de aynı olduğu göze çarpmaktadır. Özellikle yapılan benzetmeler birbirine çok benzemektedir. Toplumların tarihleri ve yurtları farklı, zamanları farklı olsa da toplumlar aynı duygu karşısında aynı sözleri ve benzetmeleri kullanabilmekteler.

2.  Eski Türklerde ölen bir kişinin ardından yapılan matem törenlerinin izleri, günümüzde de görülüyor mu? Açıklayınız.
2. Eski dönemde olduğu gibi belli bir düzen içinde yapılmasa da ölen kişilerin yakınları çeşitli ağıtlar yakarak çeşitli ritüeller ortaya bazı özelliklerini devam ettirmektedirler. Ama aynı şekilde kesinlikle devam etmiyor.

3.          
I. Bahar gelir, bulanırsın, coşarsın,                                              II. Etil   suvı akaturur
Dalga   vurur, kenarlara taşarsın.                                                Kaya tübi kakaturur
Dünya kurulalı böyle   yaşarsın,                                                     Balık telim baka turur
Tükenmez ömrün var   bol, Kızılırmak.                                        Kölüng takı küşerür
                      Âşık Veysel
                Günümüz   Türkçesiyle
İtil suyu akadurur
Kaya dibi kakadurur
Balık cümle bakadurur
Taşar durgun göller bile

Yukarıda okuduğunuz ilk dörtlük, saz şairlerimizden Âşık Veysel’in “Kızılırmak” adlı şiirin­den alınmıştır. İkinci dörtlük ise Destan Döneminde söylenmiş İtil Irmağı’nı tasvir eden bir şiirden alınmıştır. Belli bir doğa parçasını anlatan bu iki şiiri, şekil ve ahenk unsurları yönünden karşılaştı­rarak sonuçları boş bırakılan yerlere yazınız.
I. Şiir   (Kızılırmak)            Şekil Unsurları
Nazım Birimi: Dörtlük Ölçüsü: Hece ölçüsü
Uyak Düzeni: Düz uyak
Kafiye: “-ş” yarım kafiye
Redif: “-arsın” redif
Söz sanatları vardır. Halk söyleyişi hakimdir
II. Şiir         Şekil Unsurları
Nazım Birimi: Dörtlük Ölçüsü: Hece ölçüsü
Uyak Düzeni: Düz uyak
Kafiye: “-k” yarım kafiye
Redif: “-aturur” redif
Ahenk Unsurları              Söz sanatları vardır. Halk söyleyişi hakimdir        
4.  Eski Türklerde ozanların, dinî ve din dışı törenlerde müzik ve dans eşliğinde şiirler söylemeleriyle günümüz saz şairlerinin şiirlerini saz eşliğinde söylemeleri arasındaki ilişkiyi tartışınız. Sonucu kısaca belirtiniz.
4. Eski Türklerdeki  ozanlar dini ve din dışı törenlerde şiirler söylerlerken İslamiyet etkisiyle bu kişiler bazı özelliklerini bırakıp “Ozan, aşık ” adı altında sadece belirli meclis ve ortamlar şiirler söyleyip saz çalan kişiler konumuna gelmişleridir. Eski Türklerde bu kişilerin din adamı özelliği varken İslamiyet’ten sonra yerini sadece sanatı icra eden özelliğe bırakmıştır.
Aslında bu ikisi birbirinin devamı niteliğindedir.

5. a. Eski Türklerde “kam, ozan, baksı, şaman” adlarının kimlere verildiğini ve bunların görevlerini arkadaşlarınıza aktardıktan sonra aşağıdaki şemayı doldurunuz.
a.
kam,      Din adamlığı yapar, doktorluk   yapar, büyücülük yapar, insanları eğlendirir.
ozan,  insanları eğlendirir
baksı,    insanları eğlendirir
şaman, din adamlığı yapar, doktorluk   yapar, büyücülük yapar, insanları eğlendirir.

b. Sizce, günümüz saz şairleri, eski Türklerdeki saz şairleriyle karşılaştırıldığında hangi görevi yerine getiriyorlar? Belirtiniz.
b. Günümüzde saz şairleri sadece doğaçlama şiir söyleyip saz çalabiliyorlar. Atışarak geleneği devam ettiriyorlar ama doktorluk, büyücülük ve din adamlığı yapamıyorlar.
 6. Konya’da “Âşıklar Bayramı” adıyla her yıl yapılan kutlamaların kültürümüzün korunması açısından önemi nedir? Düşüncelerinizi aşağıya yazınız.
6. Bu gelenek modern hayatla birlikte yok olmaya başlamışsa bazı yöreler yapılan çalışmalar halen aşıklık kavramının devamını sağlaması açısından önemlidir. Eskiden saz şairleri sadece bu işle meşgul olurken günümüzde bu saz şairlerinin başka işlerle meşgul olmakla birlikte boş zamanlarında aşıklık yapmaktadır ki bu da üzücü bir durumdur.

DEĞERLENDİRME
1. Aşağıdaki yargılardan hangisi İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı nazmının özelliklerinden değil­dir?
A. Nazım birimi olarak dörtlük kullanılmıştır.
B. Şiir dizeleri birbirleriyle uyaklı düzenlemiştir.
C. Şiirler genellikle “din” ile iç içedir.
D. Konular, yaşanılan hayattan bire bir alınmıştır.
E. “Sagu’lar “sığır” törenlerinden önce söylenirdi.
CEVAP: C

2.  Destan Döneminde dörtlüklerle söylenen, aşk ve doğa güzelliklerini işleyen şiirlere…………. denir.
Yukarıdaki cümlede boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A. Koçaklama
B. Koşuk
C. Koşma
D. Sagu
E. Tardiye
CEVAP: B

3. Aşağıdaki cümlelerin başına yargı doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
( D  )   Destan Dönemi şiirlerinde (sagu, koşuk) ahenk; ses akışı, söyleyiş, ritim ve her türlü ses benzerliğiyle (uyak, redif) sağlanmıştır.
(  D )   Destan Dönemi şiirlerde söz sanatlarından yararlanılmıştır.
( D )   Destan Döneminde sürdürülen hayat (yaşayış, inanış, gelenek ve görenekler vb.) söz­lü edebiyat ürünlerinden olan şiirlere de yansımıştır.
( D  )   Sagular, lirik şiir örneğidir.

4. Aşağıdaki kelimelerden birbiriyle ilgili olanları eşleştiriniz.


Kam                      Dans
Koşuk                   Doğa güzelliklerini tasvir eden şiir
Ağıt                       Sagu



1. XI – XII. Yüzyıllarda İslamiyet ve Türk Kültürü
HAZIRLIK
 1.Türk kültürü ve medeniyeti konusunda yazılmış eserlerden “İslam uygarlığının, İslamiyet sonrası Türk kültürüne etkileri” hakkında bilgi edininiz.

1.Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra sosyal, siyasi, edebi… olarak her alanda İslam uygarlığının etkisi görülmeye başlandı. Eskiden cihangir duygusu ile Alp tipi varken yerini Alperen tipine bırakmıştır. Amaç bu sefer bütün dünyayı ele geçirip yönetmek değil, bütün dünyaya İslam’ı anlatmak ve yaşatmak olmuştur. Yerleşik hayata geçmeler daha hızlı oldu.  En fazla etki de edebiyat alanında oldu. Artık edebiyatımızda İslami literatür girmeye başladı. Allah, peygamber, namaz, oruç gibi kelimeler şiirde kullanılmaya başladı. Yaşamlarında değişiklik çok olmuştur, alfabeleri değişmiş, edebiyatlarında Arap ve Farsça kelimeler ortaya çıkmış, kullanılan manzumlar değişmiştir.

 2.  Üç gruba ayrılınız. Grup sözcülerinizi belirleyiniz. Grup olarak İslamiyet’in kabulüyle birlikte Türklerin sosyal, siyasi ve kültürel hayatındaki değişimlerden biri hakkında bilgi edininiz.
2. Türkler İslâmiyet’i kılıç zoruyla değil, kendi rızalarıyla kabul etmişlerdir. Şüphesiz bu dini seçmelerinin en önemli sebebi, eski Türk inancı ve anlayışı ile İslâmiyet arasında birçok benzerlik bulunmasıdır:
 a-Eski Türk dini, Gök-Tanrı inancı adıyla bilinmektedir. Bu inanışa göre Türkler, İslâmiyet’teki gibi tek bir Allah’a inanıyor ve O’na Tanrı (Tengri) diyorlardı. İslâmiyet’te Esmâ-i hüsnâ denilen Allah’ın sıfatlarından bazıları, eski Türk inancında da mevcuttu.

 b-Ahiret ve ruhun ölmezliği, her iki inançta da mevcuttu. Türkler cennet için uçmağ (uçmak), cehennem için tamu sözünü kullanmaktaydı.
 c-İslâmiyet’te olduğu gibi Gök Tanrı inanışında da Tanrıya kurban sunuluyordu.
 d-İslâmiyet’teki gaza ve cihât ile Türklerin dünya üzerinde töreyi hâkim kılmak için yaptıkları savaşlar benzer mahiyettedir. İslâm anlayışına göre savaş sonunda elde edilen ganimet helâldir. Türklerde ise aynı şekilde yağma geleneği vardır.
 e-İslâmiyet’in telkin ettiği ahlakî kurallar, Türk anlayışına da uygun düşmektedir.
 Türkler tarih boyunca çeşitli dinlere girmişlerdi. Ancak bu dinler halk arasında değil daha çok idareci kesimde kabul görmüştü. Buna rağmen İslâmiyet dışındaki dinlere girenler Türklüklerini koruyamamışlardır. İslâm dini, millî yapıya uygun olduğu içindir ki Türkler kitleler hâlinde bu dini kabul etmişler ve Türklüklerini korumuşlardır.

3. “Atebetü’l Hakayık” ve yazarı hakkında bilgi edininiz.
3. ATABET’ÜL HAKAYIK
12.yyde ‘’Edip Ahmet Yükneki’’ tarafından kaleme alınmıştır.
Eser Sipehsalar Mehmet Bey adlı birine sunulmuştur.
Atabet’ül Hakayık ‘’hakikatler eşeği’’ anlamına gelir.
Aruz vezniyle mesnevi tarzında yazılmıştır.
Didaktik bir eserdir.
Cömertlik, doğruluk, ilim gibi konular işlenmiştir.
Eserde 46 beyit ve 101 dörtlükten meydana gelmiştir.
Dörtlükler manilerdeki gibi aaxa şeklinde kafiyelenmiştir.
Eserin dili biraz ağıdır.Arapça ve Farsça kelimelere rastlanır.
Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.

4. Arapça ve Farsçanın ünlü ve ünsüzler açısından Türkçeden farklı yönlerini öğreniniz.
4. Arapça ünlüler açısından benzese de ünsüzler açısında Farsçada aynı zamanda p,ç,j gibi ünsüzler bulunmaktadır. Ama Arapçadaki uzun ünlüler Farsçada da bulunmaktadır.

 5.  Başka birinin hoşunuza giden bir yönünü örnek aldığınız oldu mu? Nedenleriyle açıklayınız.
5. Cevabı size kalmış..
6.  Uygarlıklar arası etkileşimin toplum hayatında ne tür değişimlere yol açacağı konusunda düşüncelerinizi açıklayınız.
6. Uygarlıkların birbiriyle etkileşim içinde olması kaçınılmazdır ve buna kimse de karşı gelemez ama toplumlar birbirlerinin etnik, dini, kültürel yapısını değiştirecek, asimile edecek kadar etkileşime girme toplumların zaman içerisinde yok olmasına kadar gidebilmektedir. Özellikler birçok toplumuna tarih sahnesinde yok oluşunun başlangıcı kendi dillerini unutmaları ya da kullanmamalarıyla başlamaktadır. Dilini unutan toplum her şeyinin unutur.

İNCELEME
1. metin
Andın song oğuz kağan
Ogullanga yurtın eliştürüp birdi. / Takı tedi kim:
Ay oğullar, köp men aşdum,
Uruşgular köp men kördüm
Çıda bile ok köp atdum,
Aygır birle köp yürüdüm;
Düşmanlarnı ıglagurdum, dostlarumnı men
Kültürdüm, kök tengrige men ötedim;
Senlerge bire men yurdum, tep tedi.

Günümüz Türkçesiyle
Sonra Oğuz Kağan oğullarına yurdunu üleştirip verdi ve:
“Ey oğullarım, ben çok aştım; çok vuruşmalar gördüm; çok kargı ve çok ok attım; atla çok yürüdüm; düşmanları ağlattım; dostlarımı güldürdüm. Ben Gök Tanrı’ya (borcumu) ödedim. Şimdi yurdumu size veriyorum.” dedi.

2. metin
Günümüz Türkçesiyle
Kün tengri yarukın teg köküzlügüm bilgem                         Gün Tanrı ışığı gibi göğüslüm bilgem,
Kün tengri yarukın teg köküzlügüm bilgem                         Gün Tanrı ışığı gibi göğüslüm bilgem;
Körtle tözün tengrim külügüm küzünçüm                           Güzel (ve) asil Tanrım, ünlüm, koruyanım!
Körtle tözün tengrim burkanım bulunçsuzum                   Güzel (ve) asil Tanrım, Buda’m, bulunmazım!
Aprın Çor Tigin

3. metin
ATEBETÜ’L HAKAYIK
Günümüz Türkçesiyle
Bismillahirrahmanirrahim                                          Bismillahirrahmanirrahim
Tanrı’nın Medhi Hakkında                                           Tanrı’nın Medhi Hakkında
İlahi öküş hamd ayur men sanga                             Tanrım, (daima) sana çok hamdederim.

Sening rahmetingdin umar men onga                   (Daima) senin rahmetinden hayır umarım.
Senâmu ayugay seza bu tilim                                    Dilim senayı, (sana) layık bir şekilde, söyleyebilir mi?

Unarça ayayın yarı bir manga                                    Olanca kudretimle söyleyeyim; bana yardım et.
Peygamberin Medhi Hakkında                                 Peygamberin Medhi Hakkında

Eşit emdi kaç söz habib fazlındın                              Şimdi Peygamberin fazlından birkaç söz dinle;
Ukuş huş yititip sözümni anga                                  Akıl ve dikkatini bileyip sözümü anlamaya çalış.

Ol ol halk talusı kişi kutlugı                                          O yaradılanların (en) seçkini ve insanların (en) kutlusudur;
Törütmişte yok bil anga tuş tenge                           Bil ki yaradılanlar arasında onun eşi ve dengi yoktur.

Resuller örüng yüz bu olyüzke köz                          Resuller beyaz bir yüzdür; o ise bu yüzün gözüdür;
Ya olar kızıl eng bu engke menge                            Yahut onlar al yanaktır; o ise bu yanağın benidir.
Edip Ahmet Yüknekî

1. Okuduğunuz birinci metinden hareketle Türklerin günlük yaşayışı, devlet yönetimi, dinî inancı hakkında bilgi veriniz.
1. Kağanlıkla yönetiliyor. Topraklar kağanın çocukları arasında paylaştırılıyor. Savaşçı bir millet oldukları ve ok ile  kargı kullanıyorlar. Göktanrı inancına sahipler.

2.  İkinci metinde eski Türklerin hangi inancının izleri olduğunu açıklayınız.
2. Uygur Türklerine ait bir metin olup Budizm etkisin görülmektedir.

3. a. “Atebetü’l Hakayık” ve yazarı hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. ATABET’ÜL HAKAYIK
12.yyde ‘’Edip Ahmet Yükneki’’ tarafından kaleme alınmıştır.
Eser Sipehsalar Mehmet Bey adlı birine sunulmuştur.
Atabet’ül Hakayık ‘’hakikatler eşeği’’ anlamına gelir.
Aruz vezniyle mesnevi tarzında yazılmıştır.
Didaktik bir eserdir.
Cömertlik, doğruluk, ilim gibi konular işlenmiştir.
Eserde 46 beyit ve 101 dörtlükten meydana gelmiştir.
Dörtlükler manilerdeki gibi aaxa şeklinde kafiyelenmiştir.
Eserin dili biraz ağırdır. Arapça ve Farsça kelimelere rastlanır.
Hakaniye lehçesiyle yazılmıştır.

 b. XII. yüzyıla ait “Atebetü’l Hakayık”tan alınan bölümden hareketle yazarın İslam inancını esere nasıl yansıttığını açıklayınız.
b. Öncelikle esere “Bismillahirrahmanirrahim” diyerek başlaması İslam inancının etkisidir. Eserde Allah’tan, onun rahmetinden bahseder ona hamd etmesi yine İslam inancının etkisidir. Mehdi, peygamber, resul gibi kelimelerle bu düşünce daha da pekiştirilmiştir.

4. Aprın Çor Tigin ve Edip Ahmet’e ait nazım parçalarını birim ve ölçü olarak karşılaştırınız. Hangi kültürlere ait olduklarını açıklayınız.
4. Aprın Çor Tigin yazdığı metinde nazım birimi dörtlük olup hece ölçüsü kullanılmıştır. Budizmin etkisi vardır.
Edip Ahmet’e ait eserde ise nazım birimi beyit olup aruzla yazılmış ve İslam uygarlığının etkisi vardır.

5. a. Arapça ve Farsçanın ünlü ve ünsüz yönünden Türkçeden farklılıklarını belirtiniz.
a. 4. Arapça ünlüler açısından benzese de ünsüzler açısında Farsçada aynı zamanda p,ç,j gibi ünsüzler bulunmaktadır. Ama Arapçadaki uzun ünlüler Farsçada da bulunmaktadır.

 b. “Atebetü’l Hakayık”tan alınan beyitlerde “tilim -» dilim, köz -» göz” kelimelerindeki ses değişimleri ve “sena, resul” kelimelerindeki uzun ünlülerden hareketle dildeki değişimin nedenlerini açıklayınız.
b. “tilim -» dilim, köz -» göz” sözcüklerindeki değişim sadece harf değişimidir bu bir milletin kendi içerisinde diğer toplumlardan etkilenmesi söz konusu olmasa bile buna rastlamak mümkündür ama sena ve resul kavramlarının dile girmesi İslam inancının etkisiyle olur. Sena kelimesindeki a sesinin uzun a (â) şeklinde olması gerekmektedir. Oysa ki Türkçede uzun a (â) yoktur. Bu durum başka dilin etkisiyle olur.

c. Bu uzun ünlülerin aruz ölçüsüyle ilgisini açıklayınız.
c. Hece ölçüsü hecelerin sayı değeriyle ilgili iken aruz ölçüsünde önemli açık ve kapalı hecelerle uzun ünlülerin bulunması ile ilgilidir. Aruz ölçüsünde önemli olan ses değerlerinin aynı ritim içerisinde başlayıp bitmesidir. Rahat kullanılabilmesi için bol miktarda uzun ünlüye  ihtiyacı olan bu ölçü, aslında Türkçe’nin kelime yapısına uygun değildir. Bu yüzden Aruzu ilk defa kullanan Karahanlılar Türkçe’nin kelimelerini bozarak kısa heceleri uzun okuma yoluna gitmişlerdir. Zamanla bu da yeterli olmamış; şairler, Arapça ve Farsça kelimeleri sık sık kullanmaya başlamışlardır.

YORUMLAMA – GÜNCELLEME
 1. a. Türk kültürü ve medeniyeti konusunda yazılmış eserlerden “İslam uygarlığının, İslamiyet sonrası Türk kültürüne etkileri” hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.
a. Türkler İslamiyet’i kabul ettikten sonra sosyal, siyasi, edebi… olarak her alanda İslam uygarlığının etkisi görülmeye başlandı. Eskiden cihangir duygusu ile Alp tipi varken yerini Alperen tipine bırakmıştır. Amaç bu sefer bütün dünyayı ele geçirip yönetmek değil, bütün dünyaya İslam’ı anlatmak ve yaşatmak olmuştur. Yerleşik hayata geçmeler daha hızlı oldu.  En fazla etki de edebiyat alanında oldu. Artık edebiyatımızda İslami literatür girmeye başladı. Allah, peygamber, namaz, oruç gibi kelimeler şiirde kullanılmaya başladı. Yaşamlarında değişiklik çok olmuştur, alfabeleri değişmiş, edebiyatlarında Arap ve Farsça kelimeler ortaya çıkmış, kullanılan manzumlar değişmiştir.

b. İslamiyet’in kabulüyle birlikte Türklerin sosyal, siyasi ve kültürel hayatındaki değişimlerden biri hakkında edindiğiniz bilgileri grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız.
b. Türkler İslâmiyet’i kılıç zoruyla değil, kendi rızalarıyla kabul etmişlerdir. Şüphesiz bu dini seçmelerinin en önemli sebebi, eski Türk inancı ve anlayışı ile İslâmiyet arasında birçok benzerlik bulunmasıdır:
 a-Eski Türk dini, Gök-Tanrı inancı adıyla bilinmektedir. Bu inanışa göre Türkler, İslâmiyet’teki gibi tek bir Allah’a inanıyor ve O’na Tanrı (Tengri) diyorlardı. İslâmiyet’te Esmâ-i hüsnâ denilen Allah’ın sıfatlarından bazıları, eski Türk inancında da mevcuttu.
 b-Ahiret ve ruhun ölmezliği, her iki inançta da mevcuttu. Türkler cennet için uçmağ (uçmak), cehennem için tamu sözünü kullanmaktaydı.
 c-İslâmiyet’te olduğu gibi Gök Tanrı inanışında da Tanrıya kurban sunuluyordu.
 d-İslâmiyet’teki gaza ve cihât ile Türklerin dünya üzerinde töreyi hâkim kılmak için yaptıkları savaşlar benzer mahiyettedir. İslâm anlayışına göre savaş sonunda elde edilen ganimet helâldir. Türklerde ise aynı şekilde yağma geleneği vardır.
 e-İslâmiyet’in telkin ettiği ahlakî kurallar, Türk anlayışına da uygun düşmektedir.
 Türkler tarih boyunca çeşitli dinlere girmişlerdi. Ancak bu dinler halk arasında değil daha çok idareci kesimde kabul görmüştü. Buna rağmen İslâmiyet dışındaki dinlere girenler Türklüklerini koruyamamışlardır. İslâm dini, millî yapıya uygun olduğu içindir ki Türkler kitleler hâlinde bu dini kabul etmişler ve Türklüklerini korumuşlardır.

c. İslamiyet’in kabulünün ardından Türklerin sosyal, siyasi ve kültürel hayatındaki değişimle ilgili verilen kelimelerin karşılıklarını örnekteki gibi tabloya yazınız.

İslamiyet Öncesi (Destan Dönemi)          İslamiyet Sonrası
Gök Tanrı            Allah İnancı (İslam)
Kağan   Hakan
Alp         Alp Eren
dörtlük beyit
Işık motifi            mehdi

Tablodaki değişikliklere başka neleri ekleyebileceğinizi belirtiniz.
2. Kültürel etkileşim, günümüzde kendini nasıl göstermektedir? Örnekler vererek açıklayınız.
2. Günümüzde kültürel etkileşim Batılılaşma olarak devam etmektedir. Artık doğu kültürü örnek alınmaktan ziyada Batı yaşam tarzı benimsenmiştir. Bu da kültürel değişimi hızlandırmıştır.
 3. Kültürel etkileşimin olumlu ve olumsuz yönlerini anlatan bir paragraflık yazı hazırlayınız. Yazınızı arkadaşlarınıza okuyunuz.
3.
DEĞERLENDİRME
1. Aşağıdaki noktalı yerlere uygun sözcükleri yazarak cümleleri tamamlayınız.
Eski Türkler, İslamiyet’in kabulüyle yeni bir KÜLTÜRÜN etkisi altına girmiştir.
Türklerin Gök Tanrı inancından sonra İslamiyet’i kabulü kolay olmuştur. Çünkü her ikisinde de tek TEK TANRI İNANCI VARDIR.

2. Aşağıdaki cümlelerin başına yargı doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
(  D )   Türkler, İslamiyet’in kabulüyle göçebe, bozkır hayatından yerleşik hayata geçmiştir.
(  Y )   İslamiyet’le birlikte Türk dili, Arap ve Fars dillerinden etkilenmemeye gayret göstermiştir.
(  Y )   İslami dönemde, Türklere özgü nazım birimi olan beyit, dörtlük olarak değişmiştir.
(  Y )   Eski Türklerin alfabesinde uzun ünlüler de vardı.
3.            I. Köktürkler
II. Uygurlar
III. Osmanlılar
IV. Karahanlılar
V. Selçuklular
İlkTürk-İslam devleti yukarıdakilerden hangisidir?
A. I                           B. II                         C. III                        D. IV                        E. V
CEVAP:D

4. Aşağıdaki kavramlardan hangileri birbiriyle ilgilidir?
I. İslamiyet
II. Hakan
III. Işık motifi
IV.Arap alfabesi
V.Budizm

A. I, III ve V                
B. III, IV ve V         
C. I, II ve IV           
D. IV, II ve I            
E. I, III ve IV
CEVAP: C

5. Aşağıdaki eserlerden hangisi İslamiyet’in etkisiyle yazılmıştır?
A. Alp Er Tunga Sagusu                                B. Atebetü’l Hakayık
C.Oğuz Kağan Destanı                                                  D.Şu Destanı
E. Ergenekon Destanı
CEVAP: B

6. Aşağıdaki kelimelerden birbiriyle ilgili olanları eşleştiriniz.
Köktürkler                         Köktürk alfabesi
Uygur Türkleri                  Budizm, Manihaizm
İslamiyet                            Karahanlı Devleti
7. Sizce, başka uygarlıkların bir milletin hayatına yansıması nasıl olmalıdır?

Bir millet diğer milletleri olduğu gibi taklit etmemeli, başka mülletlerden bir şey alırken onu kendi kültürüne uydurmalıdır. bu kurala dikkat etmeyen milletler bir süre sonra başkalaşır ve kendi değerlerinden uzaklaşırlar.

2. İslami Dönemde İlk Dil ve Edebiyat Ürünleri (XI – XII. Yüzyıl)
HAZIRLIK
1. Tarih kitaplarından, XI – XII. yüzyıllarda Türklerin tarihî, siyasi ve sosyal yapısı hakkında yazılmış yazılar bulunuz. Bu metinleri özetleyiniz.

1. 8. yy.’dan itibaren Müslüman olmaya başlayan Türkler’in yaşadığı Maveraünnehr, Horasan, Kaşgar yöresi 4 yüzyıl süren bir dönem içerisinde Müslüman olmuştur. Müslüman olan Türklerin ibadet için Kuran okumaları gerekiyordu. Böylece Türkler, Müslüman diğer milletler gibi Arap yazısını kullanmaya başladılar. Müslüman olan Türklerin yavaş yavaş İslam kültürüne girmesinde Araplardan çok İranlıların etkisi olmuştur. Başka bir değişle İslam kültürü, dünya görüşü ve bunların ürünü olan ortak İslam edebiyatının iç ve dış yapısını oluşturan ögeler İranlıların aracılığıyla Türk edebiyatına girmiştir. Bu tarihlerde özellikle dinin etkisiyle sosyal ve kültürel hayat şekillenmiştir.


 2.  “Mesnevi” nazım şeklinin bölümlerini ve Türk-İslam medeniyetinin ünlü mesnevilerini araştırınız. Bir tanesinin konusunu öğreniniz.
2. Mesnevi Dibace(önsöz), Tevhîd, Münâcât, Na’t, Mi’râciye,Methiye, Sebeb-i te’lîf, Ağaz-ı Dastan (Asıl olayın anlatıldığı bölüm) hitame gibi bölümlerden oluşur.
Türk –İslam medeniyetindeki mesneviler:
Yusuf Has Hacip                              Kutadgu Bilig
Şeyyâd Hamza                                 Yusuf u Züleyhâ
Yunus Emre                                       Risâletü’n Nushiyye
Âşık Paşa                                           Garîbnâme
Ahmed-i Dâ’i                                     Çengnâme
 Süleyman Çelebi                             Mevlid
Şeyhî                                                    Husrev ü Şîrîn’i ve Harnâme’si

Bunlardan Süleyman Çelebi Mevlid’inde Peygamberimizin doğumundan ölümüne kadar geçen sürede peygamberimizin başından geçen olayları ve mucizeleri anlatır.

3.  Üç gruba ayrılınız. Grup olarak aşağıdaki konulardan birini seçerek araştırınız.
•   “Kutadgu Bilig”in konusu ve eserin edebiyat ve kültür tarihimizdeki yeri
Türk – İslam kültürüne ait yazılmış olan ilk eserimizdir. Eser mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır ve ilk siyasetname örneğidir. Eserde,  dünya ve ahirette mutlu olmanın yolları; devlet,  kişi ve toplum ilişkileri ile erdemli olmanın şartları anlatılır.Alegorik (sembolik) bir anlatım vardır. Eser dört kişinin konuşturulması şeklinde yazılmıştır.
Küntoğdı             → Hükümdar:  kanun ve adaleti;
Aytoldı                 → Vezir: saadeti (mutluluğu);
Ögdilmiş              → Vezirin oğlu: akıl ve ilmi;
Odgurmuş          → Dindar: Akıbet(son)’i temsil eder.

•   “Divan-ı Hikmet” adlı eserin edebiyat ve kültür tarihimizdeki değeri
Eserin geçiş döneminde yazılması dili açısından önemlidir. İlk İslami eserlerden olması da kültürel açıdan önemlidir. Bu eserde Hoca Ahmet Yesevi İslami değerleri ifade etmiştir. İslam ahlakından bahsetmiştir. Nazım birimi dörtlük olarak yazmış ve nazım şekli de hikmettir.

•   “Divanü Lügati’t-Türk” adlı eserinin edebiyat ve kültür tarihimizdeki yeri
Edindiğiniz bilgileri bir sunum aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarmak üzere hazırlık yapınız.
Bu eserde geçiş döneminin önemli eserlerindendir. Elimizdeki sözü kültür ürünleri bu eser sayesinde günümüze kadar gelmiştir. Eser sözlü kültüre ait olan destan, koşuk,sağu ve savları bulundurmaktadır. Aynı zamanda eser Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmış önemli bir eserdir. Edebiyatımızdaki ilk sözlüktür.

4.  “Tasavvuf felsefesi” ve “fenafillah” hakkında bilgi edininiz.
4. Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötülüklerden temizlemek demektir. İnsanın kalbini, Allahü teâlânın muhabbetine bağlamak, Resûlullah’ın söz, hareket ve ahlâkına uymak, yolundan gitmektir. Kalb ile yapılması ve sakınılması gerekli şeyleri ve kalbin, ruhun, kötülüklerden temizlenmesi yollarını öğreten ilme, tasavvuf ilmi denir. Îmânın yerleşmesini, fıkıh ilmi ile bildirilen ibâdetlerin severek, kolaylıkla yapılmasını ve Allahü teâlânın sevgisine kavuşmayı sağlar. Tasavvuf ilmine, Ahlâk ilmi de denir. Âlimler tasavvufu çeşitli şekillerde ta’rîf etmişlerdir.
Fenafillah: Tasavvuftaki son aşama, Allah’ta yok olma

5. Türk Dil Kurumunun ne zaman kurulduğunu araştırınız.
5. Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932′de Atatürk’ün talimatıyla kurulmuştur.

6. Atatürk’ün, Türk diliyle ilgili sözlerinden örnekler bulunuz.
6. Türk milletinin dili Türkçe’dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır. (1929)
Zengin sözlüğümüzün toplandığı gün, milli varlığımız en kuvvetli bir dal kazanacaktır. Bizim milliyetçiliğimizin esası dil birliğinin korunmasıyla mümkün olacaktır. (1938)
 Türk dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği sayısız felaketler içinde ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının, kısaca bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin, kalbidir, zihnidir. (1929)
 Güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim ahenkli, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. (1928)

7.  “Hakaniye lehçesi”nin özellikleri hakkında bilgi edininiz.
7. Türk lehçelerinden biri, Orta Asya Türk yazı dilinin başlangıcı. Orta Asya Türk yazı dili, Karahanlı (ya da Hakaniye) Türkçesi, Harizm-Altınordu Türkçesi ve Çağatayca olmak üzere üç döneme ayrılır.  İlk İslâmî edebiyat dili olan Karahanlı 11.-12. yüzyıllar arasında Kaşgar ile Doğu ve Batı Türkistan’dan gelişmiştir. Karahanlı Türkçesi aynı zamanda Karahanlı Devleti’nin resmî dili olmuştur. Doğu Türkistan ile Maveraünnehir arasındaki bölgede kurulan Karahanlı Devleti’nin içinde çeşitli Türk boyları bulunmaktaydı.  Ancak Karahanlı Devleti’ni oluşturan asıl boylar Karluklar ile Uygurlardı. Karahanlı devleti 10. yüzyılda İslâm dinini benimsedi ve çevredeki İslâm devletleriyle yakın ilişkiler kurdu. Bu ilişkiler zamanla çeşitli toplum kurumlarında, bu arada özellikle dil üzerinde birtakım etkiler yaptı.
Karahanlı Türkçesinde Arapça ve Farsça kimi dil ögeleri (sözcükler, ekler vb.) yerleşmeye ve halk dili dışında bir zümre dili oluşmaya başladı. Orta Asya’da İslâm dil ve kültürünün Abbasîler dönemindeki (9.-10. yüzyıl) akınlarla yayılması sonucu, çeşitli kültür merkezlerinde yankılar uyandırdı.
Karahanlı Türkçesinin özelliklerini gösteren yapıtlar arasında Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lugat-it-Türk”ü (Türk Lehçeleri Sözlüğü), Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig”i (Saadetli Olma Bilgisi), Edip Ahmet’in “Atabet-ül Hakayık”ı (Hakikatlerin Eşiği) ve “Ashab-ül-Kehf” (Yedi Uyurlar) özellikle anılabilir. Karahanlılar dönemi kültür ve sanat yaşamında İslâm gelenek ve göreneklerinin büyük etkisi görülür.
Zaten bu dönem, Türk dünyasında İslâm kültür ve uygarlığına geçişi simgelemektedir. Bu etkiler dilde de kendini göstermektedir. Adı geçen yapıtlarda görülen “aceb, adavet, âdet, beyt, cahil, ceza, dost, dünya, ecel, edeb, emir, fazilet, gazab, hayır, kerem, resul, tekebbür, zikir” gibi Arapça ve Farsça sözcükler bunun en güzel kanıtıdır.

8. TRT’den temin edebileceğiniz “Asya’nın Kandilleri” adlı belgeselden Yusuf Has Hâcib ve Hoca Ahmet Yesevi’yi anlatan bölümleri izleyiniz.
8.
9.  Bir millet için dil birliğinin önemini tartışınız. Sonuçları sıralayınız.
9. Dil birliği bir milletin olmazsa olmazlarındandır. Aynı dili konuşmayan insanlar aynı düşünce sistemine sahip değildirler. Çünkü insan önce düşünür, sonra konuşur ve yapar. Dil bu sistem içerisinde önemli yere sahiptir. Bir dil birliği kurmayan insanları ortak duygu ve düşünce sisteminde toplamak mümkün değildir. Yapay bir millet olurlar ve belli zaman sonra dağılıp giderler. “Dilde birlik, işte birlik, fikirde birlik”

10. Birden fazla konuda bilgi sahibi olmanın insana neler kazandıracağını açıklayınız. (Bu bölümdeki metinleri incelerken 9. sınıf Türk edebiyatı dersinde öğrendiğiniz metin inceleme yöntemi hakkında edindiğiniz bilgilerden yararlanınız.)
10. Daha geniş bakmayı ve değerlendirmeyi sağlar. Çok yönlü düşünce sistemine sahip demektir.

İNCELEME
1. metin
KUTADGU BİLİG

1. a. Okuduğunuz metnin olay örgüsünü ve eserde anlatılanları dikkate alarak aşağıdaki şemayı inceleyiniz.
1. Hükümdar Kün-Toğdı, Ay-Toldı’ya adalet vasfını söyler. (XVII)
2. Hükümdarın Ay-Toldı’ya suali
3. Ay-Toldı’nın hükümdara cevabı
4. Hükümdarın Ay-Toldı’ya suali
 5. Ay-Toldı’nın hükümdara cevabı
6. Hükümdar Kün-Toğdı, Ay-Toldı’ya adalet vasfının nasıl olduğunu söyler.
7. Ay-Toldı’nın hükümdara suali
8. Hükümdarın Ay-Toldı’ya  cevabı
9. Ay-Toldı’nın hükümdara suali
10. Hükümdarın Ay Toldı’ya cevabı
11. Ay-Toldı’ nın hükümda­ra suali
12. Hüküm­darın Ay-Toldı’ya cevabı
13. Ay-Toldı’ nın hükümda­ra suali
14. Hükümdarın Ay-Toldı’ya cevabı

b. Şemadaki numaralı kutucuklarda adı geçen kişilerin metindeki işlevini ve belirtilen bölüm­lerde neleri anlattıklarını birer cümleyle aşağıya yazınız.
1. (Hükümdar) Hükümdar, canı sıkıldı bir zamanda Ay-Toldı’yı huzuruna çağırır. Elinde bir bıçak, solunda acı ot ve sağında şeker bulunur.
2. (Hükümdar) Benim karşımda neden sessiz duruyorsun diye Ay-Toldı’ya sorar.
3.( Ay-Toldı) Ben sende değişik bir hal gördüm, ondan çekinirim. Çünkü bilgililer der ki: Alim insan sinirlendiği zaman onun yanında durma.
4.( Hükümdar) Hükümdar Ay-Toldı’ya neden hayret ettiğini sorar.
5.( Ay-Toldı) Ay-Toldı  Hükümdar’a: ”Elinde bıçak, solundaki acı ot ve sağındaki şekeri  görünce bunların ne anlama geldiğini merak ettim, ondan bir şey söyleyemedim.”
6.( Hükümdar) Hükümdar, Ay-Toldı’ya oturduğu tahtın doğruluğun sembolü olduğunu, elinde bıçağın işi uzatmadan bitirmek için kullandığı, şekere gelince adalet isteyenlerin işlerinin hallettiğini belirtir. Bunun neticesinde Hükümdar kendisinin adalet olduğunu vurgular.
7.( Ay-Toldı) Hükümdar’a senin gücünü bilirim ve sana nasıl hizmet edebilirim, der.
8.( Hükümdar) Ay-Toldı’ya hoşlanmadığım şeylerden uzak dur, özellikle yalan söylemekten ve zulüm etmekten uzak dur,  der.
9.( Ay-Toldı) Ay-Toldı, Hükümdar’a iyiliğin nasıl bir şey olduğunu sorar.
10. (Hükümdar) Hükümdar:” Ay-Toldı’ya iyilik faydalı olmak ve onun kimsenin başına kakmamaktır.  “ der.
11. (Ay-Toldı) Ay-Toldı, Hükümdar doğruluğu anlatmasını  ne doğruluğun ne olduğunu sorar.
12. (Hükümdar) Hükümdar:”Doğruluk, insanın düşündüğü ile yaptıklarının bir olmasıdır. İçi dışı bir olmaktır”der.

c. Aşağıda belirtilen kavramları (düşünceleri), okuduğunuz metinde kimlerin temsil ettiğini (alegori) yazınız.
Adalet -»Hükümdar    Saadet -»Ay-Toldı

Yusuf Has Hâcib’in, niçin böyle bir anlatımı seçmiş olabileceğini belirtiniz.
Yusuf Has Hacib, alegorik anlatımla daha etkileyici olabileceğini düşünmüştür. Semboller insanlarda daha etkili olur. Hem bu şekilde de sanatsal metin ortaya koymuştur.

ç. İncelemenizden yararlanarak Yusuf Has Hâcib’in eserinde kişiler, mekân ve bazı düşünceleri nasıl kümelendirdiğini açıklayınız.
ç. Yusuf Has Hâcib, kişileri kendi mekanlarına ve düşüncelerine uygun olarak vermiştir. Örneğin
Küntoğdı             → Hükümdar:  kanun ve adaleti;
Aytoldı                 → Vezir: saadeti (mutluluğu);
Ögdilmiş              → Vezirin oğlu: akıl ve ilmi;
Odgurmuş          → Dindar: Akıbet(son)’i temsil eder.
Burada hükümdardan zevk ya da eğlence kavramı vurgulamak çok doğru olmaz. Çünkü hükümdar tebaası arasında adaleti sağlamakla yükümlüdür.

 2. a. “Kutadgu Bilig”den alınan “Tanrı Azze ve Celle’nin Medhini Söyler” bölümünü tekrar okuyunuz. Bu bölümde, kültürel farklılaşmayı sezdiren kelimeleri belirleyiniz. Belirlediğiniz kelimelerden yararlanarak kültürel farklılaşmayı sağlayan değerlerin neler olduğunu açıklayınız.
a. Bu bölümde Tanrı, Rab, kadir, hamd gibi bazı kavramları kullanırlar. Bu kavramlar daha önceki yıllara Türk kültüründe olmayan kavramlardı. Bu kelimelerin edebiyatımıza ve kültürümüze girmesindeki en büyük olay İslamiyet’in Türkler tarafından kabulüdür.

 b. Mesnevi nazım şekli hakkındaki bilgilerinizi hatırlayınız. Mesnevi nazım şeklinin bölümlerini ve Türk-İslam medeniyetinin ünlü mesnevilerinin adlarını sıralayınız. Bunlardan birinin konusunu özetleyiniz.
b. Mesnevi Divan edebiyatı içinde uzun hikayelerin anlatılması için kullanılan bir türdür.
Mesnevi:
Hikâye ve romanlarda anlatılan olayların Divan edebiyatında şiir şeklinde anlatıldığı türdür. Hikâyeler,  destanlar,  dini öyküler bu türle anlatılır.
Her beyit kendi içinde kafiyelidir:  aa  bb  cc  dd  …
Aruzun kısa kalıplarıyla yazılır.
Beyit birimi kullanılır. Beyit sayısı sınırsızdır.
Türk edebiyatının ilk örneği Yusuf Has Hacib’in yazdığı “Kutadgu Bilig”dir.
Beş mesnevinin oluşturduğu birliğin bütününe “Hamse”  denir
Mesnevi Dibace(önsöz), Tevhîd, Münâcât, Na’t, Mi’râciye,Methiye, Sebeb-i te’lîf, Ağaz-ı Dastan (Asıl olayın anlatıldığı bölüm) hitame gibi bölümlerden oluşur.
Türk –İslam medeniyetindeki mesneviler:
Yusuf Has Hacip                              Kutadgu Bilig
Şeyyâd Hamza                                  Yusuf u Züleyhâ
Yunus Emre                                       Risâletü’n Nushiyye
Âşık Paşa                                           Garîbnâme
Ahmed-i Dâ’i                                     Çengnâme
 Süleyman Çelebi                             Mevlid
Şeyhî                                                    Husrev ü Şîrîn’i ve Harnâme’si

Bunlardan Süleyman Çelebi Mevlid’inde Peygamberimizin doğumundan ölümüne kadar geçen sürede peygamberimizin başından geçen olayları ve mucizeleri anlatır.

c. Özetini anlattığınız mesneviyi, “Kutadgu Bilig”in okuduğunuz bölümleriyle karşılaştırınız. “Kutadgu Bilig”in hangi kültürün ve geleneğin ürünü olduğunu söyleyiniz.
c. Mesnevinin bölümleri değişmez ve her yazar tarafından bu bölümler yazılır. Bu da yine İslam kültür ve geleneğinin etkisiyle olmuştur.

ç. Yukarıdaki incelemenizden hareketle aşağıdaki yargılardan doğru olanları işaretleyiniz.
                İslam uygarlığı çevresinde bazı   efsane ve önemli olaylar, mısraları kendi aralarında uyaklı manzum metinlerle   anlatılır.                                                                                  
XXX        Kendi arasında uyaklı iki dizeli   nazım şekline “mesnevi” denir.                    

Günümüz Türkçesiyle
3. a. Kişi togdı, öldü, sözi kaldı kör!                       (Kişi doğdu, öldü, sözü kaldı, bak!
Özi kardı yalnuk, atı kaldı, kör!                                Özi gitti insanın, adı kaldı, bak!)

Bu dizeler size hangi atasözümüzü hatırlatıyor? “Kutadgu Bilig”den okuduğunuz bölümlerde benzer örnekler varsa belirtiniz.
Bu dize bize “At ölür , meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.” Sözünü hatırlatıyor.  İçi dışı bir olmak, İyilik insanın başına kakılmaz,  iyi adın dünyaya yayılsın gibi sözler vardır.

b. Eserin dilinin anlaşılır olup olmadığını belirtiniz.
b. Eserin bu şekliyle anlaşılabilir.

c. Yusuf Has Hâcib’in bu eseri lirik bir eser midir? Okuduğunuz bölümlere göre eserin dil, söyleyiş ve kültür özelliklerini aşağıya sıralayınız.
c. Eser didaktik bir eserdir. Kültür özelliği olarak Türk- İslam kültürünün izlerini taşır. Dil  bakımında anlaşılır bir dil kullanmıştır çünkü daha edebiyatımızda Arapça- Farsça kelimeler çokça girmemiştir.  Söyleyiş bakımında ise alegorik bir anlatım tercih edilmiştir.

4. a. Hakaniye lehçesinin özellikleri hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız. 
a. Türk lehçelerinden biri, Orta Asya Türk yazı dilinin başlangıcı. Orta Asya Türk yazı dili, Karahanlı (ya da Hakaniye) Türkçesi, Harizm-Altınordu Türkçesi ve Çağatayca olmak üzere üç döneme ayrılır.  İlk İslâmî edebiyat dili olan Karahanlı 11.-12. yüzyıllar arasında Kaşgar ile Doğu ve Batı Türkistan’dan gelişmiştir. Karahanlı Türkçesi aynı zamanda Karahanlı Devleti’nin resmî dili olmuştur. Doğu Türkistan ile Maveraünnehir arasındaki bölgede kurulan Karahanlı Devleti’nin içinde çeşitli Türk boyları bulunmaktaydı.  Ancak Karahanlı Devleti’ni oluşturan asıl boylar Karluklar ile Uygurlardı. Karahanlı devleti 10. yüzyılda İslâm dinini benimsedi ve çevredeki İslâm devletleriyle yakın ilişkiler kurdu. Bu ilişkiler zamanla çeşitli toplum kurumlarında, bu arada özellikle dil üzerinde birtakım etkiler yaptı.
Karahanlı Türkçesinde Arapça ve Farsça kimi dil ögeleri (sözcükler, ekler vb.) yerleşmeye ve halk dili dışında bir zümre dili oluşmaya başladı. Orta Asya’da İslâm dil ve kültürünün Abbasîler dönemindeki (9.-10. yüzyıl) akınlarla yayılması sonucu, çeşitli kültür merkezlerinde yankılar uyandırdı.
Karahanlı Türkçesinin özelliklerini gösteren yapıtlar arasında Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lugat-it-Türk”ü (Türk Lehçeleri Sözlüğü), Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig”i (Saadetli Olma Bilgisi), Edip Ahmet’in “Atabet-ül Hakayık”ı (Hakikatlerin Eşiği) ve “Ashab-ül-Kehf” (Yedi Uyurlar) özellikle anılabilir. Karahanlılar dönemi kültür ve sanat yaşamında İslâm gelenek ve göreneklerinin büyük etkisi görülür.
Zaten bu dönem, Türk dünyasında İslâm kültür ve uygarlığına geçişi simgelemektedir. Bu etkiler dilde de kendini göstermektedir. Adı geçen yapıtlarda görülen “aceb, adavet, âdet, beyt, cahil, ceza, dost, dünya, ecel, edeb, emir, fazilet, gazab, hayır, kerem, resul, tekebbür, zikir” gibi Arapça ve Farsça sözcükler bunun en güzel kanıtıdır.

b. Hakaniye lehçesinin özelliklerini yansıtan koyu yazılmış kelimelerdeki ses değişimlerini belirtiniz.
Mini emgetür til idi ök telim
Başım kesmesüni keseyin tilim
Bilig kimde bolsa bedüklük akur
Bayat atı birle sözüg başladım
Törütgen igidgen keçürgen idim

b.
til > dil
bolsa> olsa
atı birle > adıyla
Törütgen> üretgen
Ses değişimleri olmuştur.

Yukarıdaki incelemenizin sonuçlarına göre aşağıdaki cümlede bulunan boş bırakılan yere uygun kelimeleri yazınız.
•  Kutadgu Bilig, KARAHANLI TÜRKÇESİ İLE yazılmıştır.

5. a. Yusuf Has Hâcib; “Kutadgu Bilig”in konusu, eserin edebiyat ve kültür tarihimizdeki yeri hakkında hazırladığınız sunumunuzu grup sözcünüz aracılığıyla arkadaşlarınıza aktarınız.
a. Türk – İslam kültürüne ait yazılmış olan ilk eserimizdir. Eser mesnevi nazım şekliyle yazılmıştır ve ilk siyasetname örneğidir. Eserde,  dünya ve ahirette mutlu olmanın yolları; devlet,  kişi ve toplum ilişkileri ile erdemli olmanın şartları anlatılır.Alegorik (sembolik) bir anlatım vardır. Eser dört kişinin konuşturulması şeklinde yazılmıştır.
Küntoğdı             → Hükümdar:  kanun ve adaleti;
Aytoldı                 → Vezir: saadeti (mutluluğu);
Ögdilmiş              → Vezirin oğlu: akıl ve ilmi;


Odgurmuş          → Dindar: Akıbet(son)’i temsil eder.

b. Kutadgu Bilig “saadet veren bilgi” anlamındadır. Kitabınızda okuduğunuz bölümlerden hareketle Yusuf Has Hâcib’in eserde hangi konulardan bahsettiğini söyleyiniz. Buna göre “Kutadgu Bilig”in yazılış amacını aşağıya yazınız.
b. Yazılış amacı insanlara faydalı olmak, onları bilgilendirmektir. Eserde adalet, doğruluk, iyilik , mutluluk kavramları üzerine durmuştur.

6.  “Kutadgu Bilig’le ilgili edindiğiniz bilgilerden yararlanarak aşağıdaki tabloyu doldurunuz.
Kutadgu Bilig
 (XI. yüzyıl)
Özellikleri
1. İslami Türk edebiyatının ilk   edebî ürünüdür.
2. Sade bir Türkçeyle   yazılmıştır.
3.Alegorik tarzda yazılmıştır.
4. İlk siyasetname örneğidir.
5.Edebiyatımızdaki ilk   mesnevidir.
6.Aruzla yazılmıştır.



ATEBETU’L HAKAYIK
                                                                                      Günümüz Türkçesiyle
Dad ispehsalar beg üçün bu kitip                            Dad İspehsalar Bey için bu kitabı yazdım ki
Çıkardım acunda atı kalsu tip                                   Dünyada (onun) adı kalsın.


Kitabımnı körgen eşitgen kişi                                   Kitabımı gören (yahut) işiten herkes
Şahımnı dua birle yad kılsu tip                                 Şahımı dua ile yad etsin.

Anıng vuddı birle köngüller tolup                             Gönüller onun sevgisi ile ve
Anıng yadı birle acun tolsu tip                                 Dünya onun yâdı ile dolsun.

Kidinki keligli kişiler ara                                            (Bizden) sonra gelen insanlar arasında
Anıng zikri tangsuk ediz bolsu tip                            Onun hatırası hasretle anılsın ve yüksek olsun.

Bezedim kitabnı nevadir sözün                                Gören ve okuyan istifade etsin diye,
Bakıglı okıglı asıg alsu tip                                         Kitabı nadir sözler ile süsledim.

Bölek iddim anı şahımka men ök                             Ben onu şahıma, bağlılığımın bir
Havadarlıkımnı tükel bilsü tip                                   Nişanesi olsun diye hediye gönderdim.

BİLGİNİN FAYDASI VE BİLGİSİZLİĞİN ZARARI HAKKINDA
Biligdin urur men sözümke ula                                 Bilgiden sözüme temel atarım.
Biligligke ya dost özüngni ula                                   Ey dost, bilgiliye yaklaşmaya çalış!
Bilig birle bulnur sa’adet yolı                                    Saadet yolu bilgi ile bulunur.
Bilig bil sadet yolını bula                                          Bilgi edin ve saadet yolunu bul.


Süngekke yilig teg erenke bilig                                Kemik için ilik ne ise insan için bilgi odur.
Eren körki akl ol süngekning yilig                             İnsanın ziyneti akıldır, kemiğinki ise iliktir.
Biligsizyiligsiz süngek teg hali                                 Bilgisiz (kimse), iliksiz kemik gibi boştur.
Yiligsiz süngekke sunulmaz elig                               İliksiz kemiğe kimse el uzatmaz.

Bilig bildi boldı eren belgülüg                                  İnsan bilgisi ile tanınır.
Biligsiz tirigle yitük körgülüg                                     Bilgisiz, hayatta iken, kaybolmuş sayılır.
Biliglig er öldi atı ölmedi                                          Bilgili adam ölür (fakat) adı kalır.
Biligsiz tirig erken atı ölüg                                        Bilgisiz, sağ iken adı ölüdür.

Biliglig biringe biligsiz mingin                                   Bilginin ağırlığını tartan kimseye göre
Tengegli tengedi biligning tengin                             Bir bilgili bin bilgisize denktir.
Baka körgil emdi uka sınayu                                    Şimdi, anlayarak ve sınayarak etrafa bakıver.
Ne neng bar bilig teg asıglıg öngin                          Bilgi kadar faydalı başka ne var?

Bilig birle alim yokaryokladı                                    Âlim bilgi ile yükseldi.
Biligsizlik emi çökerdi kodı                                       Bilgisizlik insanı aşağı düşürdü.
Bilig yind usanma bil ol hak resul                            Bilgiyi ara, usanma; bil ki o hak resul:
Bilig cinde erse siz arkang tidi                                 “Bilgiyi, Çin’de bile olsa arayınız.” dedi.

Biliglig biligni edergen bolur                                    Bilgiyi daima bilgili arar.
Bilig tatgın ay dost biliglig bilür                                Bilginin tadını, ey dost, bilgili bilir.
Bilig bildürür bil bilig kadrini                                    Bil ki bilginin kadrini yine bilgi bildirir.
Biligni biligsiz otun ne kılur                                      Bilgisiz odun bilgiyi ne yapar?

Biligsizke hak söz tatıgsız erür                                 Bilgisize doğru söz tatsız gelir.
Angar pend nasihat asıgsız erür                              Ona öğüt ve nasihat faydasızdır.
Ne türlüg argsız arıryumakın                                    Nice kirli (şeyler) yıkamakla temizlenir.
Cahilyup anmaz argsız erür                                    (Fakat) cahil yıkamakla temizlenmeyen bir kirdir.

Biliglig kişi kör bilür iş ödin                                       Bilgili adam her işin zamanını bilir.
Bilip iter işni ökünmez kidin                                     İşini bilerek yapar ve sonra pişman olmaz.
Kamug türlüg işte biligsiz ongı                                 Her işte bilgisizin kısmeti pişmanlıktır.
Ökünç ol angar yok ong anda adın                          Ve ona bundan başka bir kısmet yoktur.

Biliglig kereklig sözüg sözleyür                               Bilgili (ancak) lüzumlu sözü söyler.
Kereksiz sözini kömüp kizleyür                               Lüzumsuz sözü gömerek gizler.
Biligsiz ne aysa ayur ukmadın                                 Bilgisiz ne söylese anlamadan söyler.
Anın öz tili öz başını yiyür                                        Onun kendi dili kendi başını yer.

Bilig birle bilnür törütgen idi                                    Yaradan Tanrı bilgi ile bilinir.
Biligsizlik içre kanı hayryidi                                      Bilgisizlikten hayır gören var mı?
Bilig bilmegendin bir anca budun                            Bilgisizlikten ne kadar halk kendi eli ile put yapıp:
Öz elgin but itip idim bu tidi                                    “Rabbi’m budur!” dedi.

Biliglig sözipend nasihat edeb                                   Bilgilinin sözü öğüt, nasihat ve edebdir.
Biligligni ögdi Acem hem Arab                                Bilgiliyi Acem de Arab da övdü.
Tavarsızka bilgi tükenmez tavar                             Bilgi, malı olmayan için tükenmez bir hazinedir.
Nesebsızka bilgiyirilmez neseb                                Bilgi, nesepsiz için yerilmez bir neseptir.

1. a. Kitabın yazılış sebebini anlatan okuduğunuz bölümün nazım birimini ve ölçüsünü Destan Dönemi şiirlerinin nazım birimi ve ölçüsüyle karşılaştırınız. Sonuçları kısaca belirtiniz.
a. Destan dönemi şiirlerde nazım birim olarak dörtlük ölçü olarak da hece ölçüsü kullanılıyordu ama bu eserin yazılış sebebini anlatan bölümde nazım birimi, ölçüyse aruz olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunda en büyük etken İslam kültürünün etkisiyle Arap ve Fars edebiyatına duyulan hayranlık gelir.

b. Dörtlüklerle yazılan bölümün on ikinci dörtlüğünde geçen “Rabb” kelimesinin hangi dile ait olduğunu belirtiniz.
b. “Rabb” kelimesi Arapçaya ait bir kelimedir.

c.  Üçüncü ünitenin ilk konusunda “Atebetü’l Hakayık”tan alınan bölümlerle ilgili bilgilerinizi de hatırlayarak eserin hangi kültürün etkisiyle yazıldığını söyleyiniz. Eserde bu kültürün getirdiği yeni değerleri sıralayarak metnin bağlı olduğu geleneği belirtiniz.
c. İslami Devri İlk ürünler arasında Atebetü’l Hakayık da vardır ve bu eserler İslam kültür ve medeniyetinin etkisi ile yazılmıştır. Bu devirde Allah, rab, melek, peygamber gibi yeni kavramlar edebiyatımıza girmiştir. Mesnevi gibi yeni nazım şekilleri, beyit gibi nazım birimleri, aruz gibi ölçüler edebiyatımıza yeni girmişti. Buradaki eserde bize bu eserin İslam kültürü ve medeniyetinin etkisiyle yazıldığını göstermektedir.

2.  “Neva, saadet, ‘akl, âlim, nasihat, cahil” kelimelerinin anlamlarını ve hangi dile ait olduklarını söyleyiniz. “Bilig Çin’de erse siz arkang tidi” dizesi Hz. Peygamberin, “İlim Çin’de bile olsa gidip bulunuz.” hadisini hatırlatmaktadır. Bu sanatın adını belirtiniz. Bu bilgilerin yardımıyla metnin dil, söyleyiş ve kültürel özelliklerini aşağıya yazınız.
2.            Neva: Farsça bir kelime olup “ses” demektir.
                Saadet: Arapça bir kelime olup “mutluluk ” demektir.
Akl: Arapça kelime olup “düşünme ve anlama yeteneği” demektir.
Âlim: Arapça kelime olup “bilgiye sahip olan bilgili” demektir.
Nasihat: Arapça kelime olup “öğüt” demektir.
Cahil: Arapça kelime olup “bilgisiz” demektir.

Yukarıdaki kelimelerden yola çıkarak metin sil, söyleyiş ve kültür özellikleri bakımından doğu kültüründen yani İslam kültüründen yola çıkarak yazılmıştır.

3.  “Atebetü’l Hakayık”tan alınan bölümlerin şekil ve içerik özelliklerinden yararlanarak eserin hangi geleneğin ürünü olduğunu belirtiniz.
3. Atebetü’l Hakayık’ın ne için yazıldığını anlatan sebeb-i telif bölümü şekil olarak Arap ve Fars etkisiyle beyitler halinde aruzla yazılmışsa da asıl metnin olduğu bölüm dörtlükler halinde ve heceyle yazılmıştır.

4. a. Edip Ahmet Yüknekî’nin bu eseri yazma amacını belirten bölümde anlatılanları özetleyiniz.
a. Edip Ahmet, bu eseri Karahanlı Sultanı Emir Muhammed Dad İspehsalar adına hediye etmiş ve ona hediye etmiştir. Yazmış olduğu bu eser ona olan bağlılığını göstermek için yazılmıştır. İnsanlar da bu eseri okuyarak  Emir Muhammed Dad İspehsalar’ı ansın ve ona sevgi beslesinler diye yazmıştır.

                                                                                                Günümüz Türkçesiyle
b. Küdezgil tilingni kel az kıl sözüng                       Dilini sıkı tut, gel, sözünü kısa kes;
Küdezilse bu til küdezlür özüng                                     Dil korunursa kendin korunmuş olursun;
Resul emi otka yüzin atguçı                                       Resul: “İnsanı yüzü koyun ateşe atan dildir.” dedi;
Til  ol tidiyıg tilyul ottın yüzüng                              Dilini sıkı tut, yüzünü ateşten kurtar.

Yukarıdaki dörtlüğün temasını söyleyiniz. Kitaptan alınan beyit ve dörtlükler ile bu dörtlüğün temasından hareketle “Atebetü’l Hakayık”ın yazılış amacını aşağıya yazınız.
Tema: Az konuşmak.
Atebetü’l Hakayık, insanlara bilgi vermek için yazılmış, didaktik eserdir. Bu eserde Edip Ahmet, insanlara öğütler vererek hayatta hakikate ulaşmaları için neleri yapmaları gerektiğini anlatmaktadır.

5.  Hakaniye lehçesinin özelliklerini yansıtan koyu yazılmış kelimelerdeki ses değişimlerini gösteriniz.
Bölek iddim anı şahımka men ök              men>ben
Kitabımnı körgen eşitgen kişi                    kitabımnı>kitabımı körgen>gören   eşitgen>işiten
Şahımnı dua birle yad kılsu tip                 şahımnı>şahımı  dua birle> dua ile
Biliglig biligsiz kaçan teng bolur              biliglig biligsiz >bilgili bilgisiz
Biliglig tisi er cahil er tisi                               tisi>kişi
Biliglig biringe biligsiz mingin                      biringe>birine

Bu tespitlerinize göre aşağıdaki cümlede bulunan boşlukları doldurunuz. Atebetü’l Hakayık BEYİT VE DÖRTLÜKLER ile yazılmıştır.

6. “Atebetü’l Hakayık”ın özelliklerini aşağıdaki tabloya yazınız.
Atebetü’l Hakayık
(XII. yüzyıl)
Özellikleri
1. İslami dönemde yazılan ilk ürünlerimizdendir.
2. Aruzla yazılan bölümleri vardır.
3.Edip Ahmet Yükneki tarafından yazılmıştır.
4.Hakaniye Lehçesiyle yazılmıştır.
5. Didaktik olarak yazılmıştır.
Bu Haberi Paylaşın :

Yorum Gönder

 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Nette Buldum - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger